Sayın Başbakan bu imzayı hatırlıyor musunuz?

Cuma, 29 Ocak 2010 - 05:00

"Bugün bizim yaptığımız, Hrant Dink’in, Abdi İpekçi’nin, Uğur Mumcu’nun, diğer tüm kirli saldırıların üzerindeki sis perdesini kaldırmak. Hrant Dink olayında, hamdolsun 32 saatte, failler -uzantıları demiyorum- yakalandı. Ama daha sonra bunun artık bağlantıları ortaya çıkmaya başladı.”

Bu sözlerin sahibi sıradan birisi değil, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan. Bu konuşmayı TBMM’deki Adalet ve Kalkınma Partisi grup toplantısında yaptı.

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), Emniyet ve Genelkurmay’ın kendisine bağlı olduğunu düşündüğümüzde bu sözlerini daha da ciddiye almak ve önemsemek gerekiyor.

Kişisel olarak, Başbakan’ın Uğur Mumcu, Abdi İpekçi cinayetleriyle ilgili çok şey yapabileceğini sanmıyorum.

Ama Hrant Dink cinayeti konusunda elinde imkanlar sınırsız.

Zaten, Hrant Dink’in ailesini ziyareti sırasında verilmiş sözü var.

Madem Başbakan, grup toplantısında ifade ettiği gibi “faili meçhullerin faili malum…” hale gelmesini önemsiyor, o halde kendisine 2 Aralık 2008’de attığı bir imzayı hatırlatmakta yarar var.

Başbakanlığın raporu

O imza, Hrant Dink cinayeti hakkında Başbakanlık Teftiş Kurulu (BTK) tarafından hazırlanan raporun altında duruyor.

Meşhur ‘Susurluk raporunu’ yazan ekibin hazırladığı Hrant Dink cinayeti ile ilgili rapor, İstanbul Emniyeti’nin birçok tehdit alan Hrant Dink’i korumadığını anlatıyor.

Ancak en ağır suçlamayı Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek ve ‘sağ terör ve azınlıklarla ilgili’ C Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer ile Haberalma Dairesi görevlilerine yapıyor.

Raporda, Dink cinayetinin planlandığı dönemde Trabzon Emniyet Müdürü olan ve cinayet sırasında da İstihbarat Dairesi Başkanı olan Ramazan Akyürek, “Sürecin (cinayetin) başından sonuna kadar tüm aşamalardan haberdar olan ve gerekli değerlendirmeleri yapabilme yetkisine sahip olan ancak görevini ihmal eden kişi” olarak tarif ediliyor.

Akyürek, sorumluluğuna rağmen 2.5 yıl koltuğunu korudu. Ekim ayında görevden alındı. Şimdi mahkeme kararıyla koltuğuna geri dönecek. Görev yaptığı süre içinde, müfettiş raporuyla içeriği gerçek dışı bilgilerden oluşan belge hazırladığı belirlendi. Cinayeti aydınlatacak raporları ‘gizli belge, devlet sırrı’ gerekçesiyle mahkemeye göndermedi.

Neden saklandı?

Daha geçen hafta onun imzasını taşıyan çok önemli bir belge daha ortaya çıktı. İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek, Dink cinayeti davasının görüldüğü 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdiği yazıda, katil Ogün Samast’ın Trabzon’dan İstanbul’a geldiğinde otogarda üç kişi tarafından karşılandığı bildirdi.

Samast’ın ifadelerinde geçmeyen bu ayrıntının polisin eline nereden geçtiği ve neden üç yıl saklandığını sormak lazım.

Raporu arşive kaldırdı

Daha Dink cinayeti planlama aşamasındayken 17 Şubat 2006 günü Trabzon emniyetinden Ankara İstihbarat Dairesi Başkanlığı’na gönderilen “Hrant Dink öldürülecek” raporunun gereğini yapmak yerine arşive kaldırtan dönemin C Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer’in durumu ne olacak?

Başbakan’ın imzasını taşıyan raporda, halen İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı olarak görev yapan Yılmazer, cinayetin planlandığı Trabzon ile Dink’in yaşadığı İstanbul emniyeti arasındaki koordinasyonu sağlamak yerine raporu arşive kaldırarak görevini ihmal eden kişi olarak gösteriliyor.

İstihbarat Dairesi Haberalma Daire Başkan Yardımcıları yanında tespit edilecek diğer görevlilerin -ki bunların başında Trabzon İstihbarat Şube Müdürü Faruk Sarı ve ekibi var- durumu ayrıca gözden geçirilmeli. Tüm bu tespitler Başbakan Erdoğan’ın imzasını taşıyan o raporda geçiyor.

Peki, Başbakan, Hrant Dink cinayetinin arkasındaki bağlantıların ortaya çıkarılmasını istiyorsa, bu kişiler görevdeyken nasıl olacak?

Polis ve jandarma burada peki MİT nerede?

Hrant Dink cinayetinde jandarma ve polis istihbaratı var, peki MİT nerede? Başbakan’a bağlı olan MİT’te Dink cinayetiyle ilgili olarak kimin hakkında soruşturma yapıldı? Madem bağlantılara bakacağız, MİT’in elinde cinayetle ilgili ne var? Bunu bilmek herkesin hakkı.

Ayrıca Dink’i 2004 yılında İstanbul Valiliği’ne çağırıp ‘uyaran’ kişi, MİT İstanbul Şube Başkan Yardımcısı Ö.Y. değil mi? Ayrıca cinayetin planlandığı Trabzon’da herkesin bildiği, duyduğu şeyleri MİT haber alamamış mıydı?