Seçim iklimi

a
a
Cumartesi, 27 Kasım 2010 - 05:00

Vakit tamamdır. 6 buçuk ay sonra seçim var.

Demek ki 3 ay sonra, seçim iklimi başlamış olacak. Merak ediyorum. Partiler acaba ne diyecekler miting meydanlarında? Eldeki malzemeler bitti. Bütün barutlar kullanıldı. İrtica bile siyaset belgesi’nin dışında kaldı. Terör bile “ateşkes” namı altında iyice geriledi. Açılım bile olağan hale geldi.

*** 

Öyleyse ne diyecekler?

Nasıl oy isteyecekler?

- En laik benim, bana oy ver.

[[HAFTAYA]]

- En milliyetçi benim. En gelenekçi benim. En muhafazakâr benim. Bana oy ver.

Bunlara herkesin karnı tok. Hiçbiri cazip değil.

- En domakrat benim.

Eh, belki bir derece demokratlık para eder. Ama yetmez. Çünkü yalancılıkla eşdeğer bir çifte standart’a dönüştü o da.

Öyleyse ne diyecekler?

- Yoksulluk, yolsuzluk, iş, aş.

Belki.

Ama o da eskimiş bir malzeme.

 ***

Buna rağmen “tek başına iktidar” yarışı var.

Ana muhalefet, makûs tarihini bu def’a yenmek istiyor. İktidar ise bir seçim daha kazanıp rekor kırma peşinde.

Demek ki her iki taraf yeni oy pazarları arayacak. İşte bu sebeple ödünç oy, emanet oy, müttefik seçmen, âşina seçmen gibi değişik kaynaklara başvurulacak.

Mümkündür.

At’la deve değil.

2002 seçimleri göstermiştir ki, yüzde 34 oy, tek başına iktidar için pekalâ yetiyor. Fazlasıyla yetiyor.

Herşey, meclise girecek parti sayısına bağlı.

Öyleyse?

MHP’nin ve BDP’nin performansı mühim. Zira meclis aritmetiğini, bu iki partinin puan cetvelindeki konumları tayin edecek.

*** 

İttifak yok...

Kimse sayıklamasın. Zaten ittifak yasası yok.

Bu saatten sonra çıkacak her yasa, ancak bir sonraki seçim içindir.

Bu seçim’in en büyük özelliği nedir? Cumhurbaşkanlığı seçiminin genel provası oluşu.

Yüzde 50’yi test etmek kolay değil ama, oluşacak blokların, nereye ve nasıl kanalize edileceği pekalâ anlaşılabilir... İnat oyları hariç.