Tuğçe Erçetin

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

''Sen Ermenisin olaylara karışma''

Perşembe, 26 Şubat 2015 - 05:00

Başka bir yaşanmış hikaye daha, fakat bu sefer gerçek ismi ne yazık ki vermeyeceğim. Tanıştığıma çok memnun olduğum ve kahve içerek harika zaman geçirdiğim A, ailesinin hikayesini anlatırken her şeyi birlikte hissettik adeta, beraber güldük ve kimi zaman ikimizin de gözleri doldu. O anlatırken bazen tüylerim ürperdi, bazen umutlandım ve bazen de kahroldum... An'lara tanıklık etmek bu olsa gerek. Çok şey anlattı bana; ailesinin göç ettiği zamanı, kendisinin Ermenistan ziyaretini, okul anılarını ve bana çok iyi geldi, her ne kadar anlatılanlar arasında üzücü hikayeler olsa da. Çünkü, nefretin ve önyargıların hepimize sadece kötülük getireceği ikimizin de ortak fikriydi.

Çok konuşulmazdı bu konular

"Bu zamana kadar hiç konuşulmazdı, yeni yeni anlatılıyor bu konular. Hatta babam kendi yaşadıklarını hiç anlatmadı, ağzını hep sıkı tuttu. Büyükler arasında konuşurlardı ama biz çocuklara anlatılmazdı. Annem biraz olsun anlatmaya çalıştı neler yaşandığını, neler gördüğünü... Ama babam hiç anlatmazdı". Öyle diyor sevgili A, hatta eski İşçi Partili bir kaç arkadaşıyla aynı masada oturduğunda "Ermeniler de 'soykırım soykırım' diye tutturuyorlar" tepkileriyle karşılaşırmış, yani en fazla konuşulan buymuş. Yaşanılanın isminin ne olduğundan ziyade bizlerin nelere tanıklık ettiğini öğrenmek aslında önemli olan...  

Sivas Kangal kampında tanışıyorlar

A, bugün 63 yaşında, hikayesi ise Bafralı babası ve Samsunlu annesi ile ilgili. A'nın babası ile annesi 1915 sürgün döneminde tanışıyorlar. İki aile de çocukları ile birlikte Sivas'a kadar yürüyerek yola çıkıyor, babasının dört erkek kardeşi, annesinin ise 3 kardeşi varmış. Annesinin babası erkek terzisi, genelde üst düzey memurların kıyafetlerini dikiyormuş. Dönemin üst düzey memurlarından biri dedesini bir gün yanına çağırıyor, ortalığın karışık olduğunu ve bu yüzden Müslüman olması gerektiğini söylüyor, hatta ona Kemal ismini uygun bulmuş. Ama dede Müslüman olmaktan yana değil, bunun üzerine bunun bir seçim olduğunu değil, yapması gereken olduğunu daha açık bir şekilde ifade ediyor memur. Zorunluluk yani, mecbur dönecek. Bu nedenle ailenin geri kalan kısmı A'nın dedesini hep bu yüzden küçük görmüş, bir lafla Müslüman olup boyun eğdiğini söyleyerek incitmişler onu. Her ne kadar dede çocuklarını korumak için mecbur olduğunu açıklayıp, kendilerinin de dönmesi gerektiğini önerse de kabul etmemişler ve aşağılamaya devam etmişler. Ne yazık ki dönmeyi reddeden aileden hiçbir iz bulunamamış, o yüzden "giden gitti" diyor A. Sivas kampında ailelerin bir çoğu aynı evlerde barınıyordu, A'nın anne ve babasının tanışması da böyle gerçekleşmiş. Bafra ve Samsun'dan Sivas'a kadar yol gelip kampta bir araya geliyorlar. Çoluk çocuk herkes aynı evin içinde. Kimin aklına gelir ki yolun sonunda, açlığın, yorgunluğun ardında böyle bir tanışma ileride evliliğe neden olacak. 

En zor yollardan biriydi ama Kangal kampında güzel anlar da oldu

Hiç kolay bir şey değil, yaşlı-çocuk-hasta demeden, geçinmek için yanınıza ihtiyacınız olan hiçbir şeyi almadan bir yerden bir yere zorla göç etmek. Gidilen bu yolda açlık ve yorgunluktan çocuk ölümleri ile, zaman zaman da çetelerle karşılaşmak... Bu tecrübelere rağmen kampa geldiklerinde Kangal kampını ve özellikle Kangal kaymakamını hep güzel sözlerle anlatırmış annesi; çünkü iyi muamele etmeye ve eşit dağıtımların gerçekleşmesi için özen gösterirmiş. Kamptaki Ermenileri Güneydoğu'ya sürgün etmesi için emir geldiğinde uygulamamış kaymakam. Kimsenin aç kalmaması için bizzat uğraşırmış. Öyle bir dönem ki, zorla kimlikleri saklamak veya değiştirmek zorunda kalındı. A'nın annesi sürgün sonrası Hristiyanlığa geri dönmüş, çünkü onun kimliğinin bir parçası olduğuna inanmış hep. Bütün bunların arasında bir kaymakam sıyrılıyor hikayede ve A'nın annesi döndükten sonra her gün özellikle kaymakama dua edermiş, ona minnet borçları olduğunu söyleyerek hep güzel hatırlarmış onu ve iyi dilekleri olurmuş onun için. 

"Sen Ermenisin olaylara karışma"

A. ilkokula başladığında sevilen bir öğrenci olmuş ve çok da çalışkan. Bu yüzden öğretmenin gözde öğrencilerinden de diyebiliriz. Buna rağmen tarih derslerinde, öğretmeni A'nın gözünün içine bakarak Ermenilerin Türklere nasıl zulmettiklerini anlatırmış, onların "düşman" olduğunu vurgulayarak. Koca bir sınıfın içinde, arkadaşlarının ortasında küçük bir çocuk en fazla bu şekilde hedeflenebilir herhalde. Hala ister yaşanılanları inkar diyelim, ister yüzleşmemek, aslında Ermenilerin katliamı diye de anlatılır 1915. Bir "ortak acı" yerine daha çok "nefret" tercih ediyoruz karşılıklı. Babası 1915 ile ilgili konuşmamayı tercih etmiş ama annesi hep korumaya çalışmış ve bu yüzden sürekli uyarıları olurmuş. A. üniversiteye gittiğinde protestolara karışmaması gerektiğini, Ermeni olduğu için öncelikle onun başına bir şey gelebileceği ikazlarını duymuş annesinden hep. Özellikle de polisten uzak durması gerektiğini.

1915'te yaşanılanlar yalan değil mi İshak?

İnsanlar kendi aidiyet gruplarının hep doğru ve haklı olduğuna inanmak ister, bunun için kanıtlar toplamaya çalışır veya kanıtları yaratır. Kendi dedikleri gibi yaşanıldığına ikna edene kadar da vazgeçmez... Eğer bir tarafgirlik varsa bu ne yazık ki böyle. Bir gün A'nın babasını karakola çağırıyorlar: "sen oradaydın İshak bey, insanlar yanlış sözlere itimat ediyorlar, o dönemi yaşadın sen, sen söyle. Yalan değil mi Ermenilerin anlattıkları, sen söyle". Yalandı, hiçbir şey yaşanmadı denilmesi bekleniyordu İshak beyden ve kendisi böyle bir ortamda korkup yalan olduğunu söyleyebilirdi. Ama değildi onun için, İshak bey, "sevkiyat" dedikleri süreci ve yaşanılanları biliyor, hatırlıyordu. Fakat cevabı böyle olmamış: "Bir şey söyleyemeyeceğim, her şeyi unuttum" demekle yetinmiş, aslında orada çok cesur davrandığını söylemek lazım. 

Rus casusu Ermeni ve daktilo görünümlü telsiz

Döndükten sonra mahallede komşularıyla samimi ilişkiler kurmuş A'nın ailesi, sürgün günleri aklına geldiğinden annesi hep sinirlenirmiş ama sadece o konularda bir öfkesi olurmuş. Hiçbir zaman Türk arkadaşları ve tanıdıkları ile olan ilişkilerinde birbirlerine bunu yansıtmamışlar. Ama kırıldığı bir zaman olmuş ve o günden sonra çok üzüldüğünü söylüyor annesinin. A'nın babası gazeteci, yerel haberler yapıyor Tercüman gibi gazetelere. Evlerinin camları hep açık olur ve perdeler kapanmazmış, yani bakıldığında içeride neler olduğu rahatlıkla görülebilir. Kendi halinde daktilosunda çalışırken mahalleli İshak beyi "Rus ajanı, onlara haber gönderiyor daktilo görünümlü telsizi ile" diye olay çıkarmış. Perdeler açık olduğu için cama merdiven dayayıp gözetleyenler bile olmuş, İshak bey farkında olmasa da mahalleli onun camının altında toplanmış. Alışveriş yaptıkları, karşılaştıklarında selam verip sohbet ettikleri, gülüştükleri komşuları söz konusu olunca bunu yapan çok kırılmışlar. Neyse ki zamanla İshak beyi tanıyan üst düzey kişiler ikna etmiş mahalleliyi ve daktilonun da telsiz olmadığını kabul etmişler.

Mide ağrısı olan nefret aslında

A'nın annesi yurtdışında yaşayan akrabalarına da kızmış ve kırılmış, "size orada (Türkiye) kötü davranıyorlar değil mi?" diye sorduklarında annesi istedikleri cevabı vermeyince çok bozulmuşlar. İşte o gün akrabalarıyla yediği akşam yemeğini yarıda bırakıyor, çünkü çok fazla nefretin olmasına dayanamıyor. Kibar bir şekilde midesinin ağrıdığını söyleyerek eve gitmiş. Biz konuştuğumuzda A ile, bizden hikayelerimizi paylaştığımızda gözlerimiz doldu ama günün sonunda kahkahalarımız vardı; yaşananlar yaşandı, karşılıklı olan nefret kimi zaman hakim oldu. Hatta gidenler gitti ama hikayelerimizi paylaşırken "bizim" demeyi de hiç ihmal etmedik, içimizden böyle geldi...