Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Sevgilin varsa da dert, yoksa da!

Pazar, 14 Şubat 2010 - 05:00

Madem bugün Sevgililer Günü’yle ilgili bir şey söylemek lazım, şu aralar aşık maşık da olmadığıma ve bu konuda döktüremeyeceğime göre, bari lafı olup da söylemiş olanlara bırakayım sözü: “Sevgililer Günü” adıyla bu hafta vizyona giren filmde, her yaştan, her baştan insanın bugün dolayısıyla başına gelebilecekler konu ediliyor, üstelik de her biri birbirinden ünlü oyuncuların katkısıyla. Bu kadar çok hikaye, bu kadar çok kişiyle biraz karmaşık tabii ama, her eve lazım! Benim en çok hoşuma giden yanı neydi biliyor musunuz? Sabah filmi seyrettim, başrollerden birinde Demi Moore’un o sevimli ve genç kocası Asthon Kutcher de var. Akşam evde TV izlerken Amerika’nın en sevdiğim talk şov programına bakıyorum CNBC-e’de, bir de baktım Asthon, filmin promosyonunu yapmak için ekranda! Yani dünya bu kadar mı global bir köy oldu, olmuş hakikaten. Filmdeki aşk ile ilgili bütün özdeyişler de Mevlana’dandı. Bu da bizim seyircimizi ayrıca etkileyecek. Filmden öğrendiklerim arasında eğer kalbiniz boşsa şubat ayından sonuna kadar boş tutmanın daha makul olduğu ve böylece Sevgililer Günü’nü kazasız belasız geçirebileceğiniz gerçeği. İlle de hediye şartsa çiçek alabilirsiniz ama mümkünse ve mutlaka bir yere yemeğe gitmeyin, kırmızılar, kalpler, ayıcıklar içinde ve her yanınızda öpüşüp koklaşanlarla hayatınızın en kötü yemeği olabilir! Ve belki de en eğlencelisi, sevgilisi olmayanların buluşup inadına birlikte eğlenmesidir, üstelik de fırsatlara gebedir. Ha, sinemaya da gidebilirsiniz, film bayağı komik. Ve hatta yazmaya bir türlü fırsat bulamadığım Merly Streep’in harikalar yarattığı “İlişki durumu karışık”, çok daha komik! Hatta son yıllarda seyrettiğim en tatlı ve komik film! Gülmekten kırılmak istiyorsanız ideal.

Hazır aşktan bahsederken!
Tepebaşı’nın en güzel binalarından biridir Büyük Londra Oteli, Pera’nın Pera olduğu dönemden kalma. Retro bir parfüm olan John Galliano’nun ‘Parfum Number One’ tanıtımını yapmak için yer aranırken burası gelmiş akla. Mekan biraz daha süslenmiş ve inanılmaz şık bir atmosfer yaratılmış. Tüller, tüyler, güller, sanırsınız 1940’ların Paris’i! İstanbul sosyetesi de davetiyesinden mekanına, konsepti ilginç bulmuş ki katılım yoğun. Hafif baharatlı, şık mor şişesiyle göz alıcı parfüm biraz Poison’u andırıyor, ama gecede beni asıl şaşırtan, pek sık bir arada olmadığım İstanbul’un kreması bir gruptan oluşan davetlilerin “Kiralık Adam”dan dolayı yoğun kutlamalarına hedef olmam! Tülin Demirören Hanımefendi gibi kimi bayılmış, arkadaşlarına hediye ediyormuş, eksik olmasın. Kimi de çok beğendiğini kanıtlamak için “arkadaşlarımla aramızda dolaştırdık durduk, herkes okudu” diyor! İyi de sanki çok pahalıymış ve ulaşılmıyormuş gibi kitabı aranızda niye dolaştırıyorsunuz, tavsiye etseydiniz, onlar da alsaydı. Yazara “kitabınızı elden ele dolaştırdık” derken okurun bunun ne anlama geldiğini bildiğini sanmıyorum, yoksa söylemez zaten, o iltifat olsun diye söylüyor! Ama bir yandan korsan yayınla zarar görürken bir yandan da okur kitabı satın almaz da elden ele dolaştırırsa biz nasıl kitap satacağız? Parasından geçtim, şu kadar sattım diye nasıl gururlanacağız? “Kiralık Adam”, birkaç tanıtım röportajı dışında hiç reklamı yapılmadığı halde çok sattı. Hâlâ da konuşuluyor, satıyor ve okurlarım benden hemen ikincisini istiyor! Zevkle yazıyorum, yeter ki siz Kiralık Adam’a yaptığınız gibi birbirinize tavsiye etmeye devam edin ama birbirinize vermeyin!

Yandex.Metrica