‘Sevgisiz’: ‘Sevgisizlik’ hastalığına ‘kayboluş’ reçetesi

Cuma, 26 Ocak 2018 - 10:30

Kerem Akça, 26 Ocak 2018’de vizyona giren filmleri değerlendirdi
 
KEREM AKÇA / kerem.akca@posta.com.tr
 


Andrey Zvyagintsev imzalı “Sevgisiz”, modern Rus toplumunun makineleşmesini, ‘sevgisizlik’ üzerinden soyut ve metaforik bir dille özel ve katmanlı hale getiren, iyi çekilmiş bir ‘kaybolan çocuk filmi’. Mikael Krichman’ın katkısıyla ‘ustaca’ kokan açılış sekansı ise seneler boyu zihinlerden çıkmayacak bir an. Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar’a aday olan “Sevgisiz”, haftanın en iyisi olurken zorlanmıyor.
 

Rus toplumunun ‘Küçük Kız Kayboldu’su
 

Boşanma arifesindeki Zhenya ve Boris’in çocuklarının kaybolmasıyla birlikte, nefret ve bıkkınlıkla tükenen aile kurumunun çöküşünü keşfe çıkıyoruz. “Sevgisiz”de (“Nelyubov”, 2017) Rus sinemasının son 15 yılına damga vuran, Altın Aslanlı, Altın Küreli Andrey Zvyagintsev, özünden farklı olarak ‘seks sahneleri’ni de fazlaca kullanmış. Cinsellikten soğutma hamleleriyle çok sevdiği ‘bir evlilikten manzaralar’ı devreye sokmuş.
 
1960’da Antonioni, “Macera”da (“L’Avventura”) iletişimsizlik ve yabancılaşma probleminden mustarip İtalyan burjuvazisini topa tutmak için ‘kaybolma metaforu’nu kullanmıştı. Konformizmin en uç noktasında, bir adada tatildeyken ‘kaybolan kadın’, kaybolan duyguların ve kaybolan iletişimin anahtarı olmuştu. O film modern sinemanın soyut öncüsü ve başyapıtına dönüştü.
 
1965’te “Küçük Kız Kayboldu”da (“Bunny Lake is Missing”) kaybolan çocuk motifinden Otto Preminger, bir kilometre taşı çıkardı. Oradaki ‘karı-koca’nın terapi kıvamındaki halleri görmeye değerdi. Beşinci filminin olgunluğunu her açıdan hissettiren Andrey Zvyagintsev’in 2012 yılında yaşanan bir ‘kaybolan çocuk’ olayını merkezine yerleştirdiği “Sevgisiz”de, modern Rus toplumunda yok olan ‘sevgisizlik’e atıfta bulunmuş. Yani her zamanki aile, yabancılaşma, vicdan temalarına paralel bir ‘motif’ eklemiş.
 


Açılış sekansında devrilmiş karlı ağaç gövdelerinin körelttiği bir ülkeyi gözlemlememizin hemen ardından okul kapısında bekleyen sakin ve sabit kamerayla birlikte çıkan ‘çocuk’la da çok şey söyleme derdi var. Mikail Krichman, bu derin odaklı uzun planla birlikte bizi melankolik bir ‘kaybolan çocuk’ mizansenine davet ediyor. İster istemez bu etkileyici açılış sekansının hasarı büyük oluyor. Seyirciyi ‘cinsellikten soğutan seks sahneleri’, ‘uçu açık bir cinayet araştırması’ ve daha nice olgun yabancılaştırma numarasıyla örülü Rus üst sınıfı analizine sürükleme sorumluluğunu üstleniyor.
 
Krichman zaman zaman göstergeler kullanmış. Kıyafet ve filtrede kırmızıyı devreye sokmuş. Ama ev içinde kaydırılan kamerayla ve uzun planlarla çekilen seks sahneleri, hamileyken de, hamile değilken de devreye girebiliyor. Teşhirciliği inatla reddeden bir çeşit ‘gölgeli’ bir minimalizmle, tek ışıktan besleniyor. ‘Tutku’nun aksine ‘karanlık’ ve ‘yabancılaşma’, kontrast ayarıyla oynanmamasıyla da iç mekanlarda ‘cinsel iletişim’ için vurgulanan esaslı kritik öğeye dönüşüyor.
 

Makineleşerek gelen ‘mükemmel çocuk’ üremeyi arttırmıyor
 

“Sevgisiz”de Rus toplumunun ‘üreme yöntemi’ olarak kullandığı ‘seks’ ve ‘iş hayatı’nın kıstırılmışlığı incelemeye alınıyor. İş yerinin neredeyse bir sanayi devriminden kopmuş borularla ‘sakillik’ sunduğu çok bariz. Bunun ötesinde ‘mükemmel çocuk’un da yabancılaştırıcı seks sahneleriyle ‘sevgisizce’ üretilmesi bize çok tesir ediyor.
 
Zvyagintsev, filmlerinde yeri geldiğinde baba-oğul ilişkisini, yeri geldiğinde yaşlı birey hikayesini, yeri geldiğinde politik mücadeleyi devreye sokabilir. Ama “Sürgün”den (“Izgnanie”, 2007) sonra burada da ‘yasak ilişki’ devreye giriyor. Ama bu kez yaşam biçime, üreme organizmasına dönüşüyor. Sistemin bütün parçaları, düzenin bütün bileşenleri belli bir ‘aritmetik’e sokuluyor. Bunları doldurma anlamında da bizi donuk kareler, dar odağın dayanılmaz çekiciliği, incelikli kaydırmalar ve Philip Glass’ın yerini alan Evgueni-Sacha Galperine ikilisinin piyano tuşunu elektronik müzik haline getiren etkili besteleri takip ediyor.
 
‘Sevgisiz’ kalan Rus toplumu, adeta ‘kaybolan çocuk’la birlikte yabancılaşmanın yol açtığı bir ‘fabrika üretimi’ni duyuruyor. Yönetmen de sanki “Macera”daki Antonioni misali soyut film modelini, burada ‘kaybolan çocuk dramı’na uyguluyor.
 
Film her zaman bu sömürülen konuya dair derinlikli, üzerine düşünülmüş ve en iyi çekilmiş eserlerden biri olarak anılacak. Belki de Eastwood’un Büyük Buhran döneminde bir annenin psikolojisine girdiği ve sinematografik açıdan çarpıcı “Sahtekar”ıyla (“Changeling”, 2008) birlikte yeni milenyumda bu formülde yapılmış en iyi yapıt.
 
“Sevgisiz”, Zvyagintsev’in büyülü dokunuşuyla zihinlere kazınan sahneler, anlar ve ezgilerle hatırlarda kalacaktır. ‘Üretilen çocuk’la bağlantının koparılmasının sinemasını yapıyor belki de. Günümüz Rusya’sının sevgisizliğini sorgulamayı soyut ve modern bir dille uyguluyor. Finalin ‘halen aranan çocuk’ üzerine kurulması da, Putin ve sistem eleştirisinin belirgin bir göstergesi. Zvyagintsev, böylesi bir politik düzende, sağlıklı bir yaşam sürmenin, sevgi dolu çocuklar yetiştirmenin ve mutlu bir aileye sahip olmanın imkansızlığına dikkat çekerek Rus toplumunu ‘sevgisizlik’e mahkum ediyor.
 
FİLMİN NOTU: 7.5

 Künye:
 
Sevgisiz (Nelyubov)
Yönetmen: Andrey Zvyagintsev
Oyuncular: Maryana Spivak, Aleksey Rozin, Mathey Novikov, Varvara Shmykova, Yanina Hope
Süre: 127 dk.
Yapım yılı: 2017
 

‘ÖLÜMLÜ DÜNYA’: KARİKATÜRİZE KARAKTERLER SAĞANAĞI

 
“Limonata”da ‘aktif kamerayla konuşulanları kaydetme’yi ‘yönetmenlik’ zanneden Ali Atay, “Ölümlü Dünya”da prodüksiyon kalitesini yükseltmiş. Ama bu da fayda etmeyince, Ahmet Mümtaz Taylan, Özgür Emre Yıldırım ve Alper Kul’un kendilerini kurtarmak için çırpındıkları ‘karikatürize karakterler sağanağı’ kaçınılmaz.


 
Ülkemizin komedi sinemasında son dönemde ‘aile arayışı’ furyaya dönüşmeye başladı. Bu yolda Anadolu Tat Lokantası’nı işleten ama alttan iş çeviren ‘sekiz bireyli bir aile’ ile “Ölümlü Dünya” (2018) da bir duruş sergiliyor. Ama bu eylem “Aile Arasında” (2017) kadar alternatif ve kaliteli değil.
 
Kabul etmeliyiz ki Ahmet Mümtaz Taylan, Alper Kul ve Özgür Emre Yıldırım seviyeyi yükseltmek için çabalıyorlar. Ama Ali Atay filme benzemeyen ilk yönetmenlik denemesi “Limonata”da (2015) olduğu gibi yine ‘aktif kamera’yı göstere göstere kullanıp, doğaçlamayı bolca içeri çıkıp plansızlık rekoru kırıyor.
 
Geveze karakterler karikatürize olunca filmin ‘kafa şişiren boyutsuz bir komedi’ye dönüşmesi kaçınılmaz hale geliyor. Elbette Sarp Apak, Feyyaz Yiğit, Doğu Demirkol, İrem Sak gibilerinden hiçbir katkı alınmaması filmi bu uçuruma sürükleyen esas püf noktası. Yeni milenyumda “Vay Arkadaş” (2012), “Tehlikeyle Flört” (2015) gibi daha zeki kara komedi/soygun komedisi örnekleri gördük. Burada Ali Atay, filmlerinde oynadığı yönetmenleri, Onur Ünlü’yü ve Kemal Uzun’u bile örnek almamış.
 
Aksine en ucuzundan ticari komediyi, ‘yetenekli oyuncu’ var diye ‘kaliteli’ zannetmek, birkaç diyalog yazarak mizahın zekisini yapma kaygısına kapılmak üzücü. Üstüne üstlük tarihimizde Kemal Sunal, Halit Akçatepe, Metin Akpınar, Zeki Alasya, Tarık Akan gibilerinin bir araya geldiği, Ertem Eğilmez katkılı ‘ekip komedileri’nin (bkz. “Köyden İndim Şehire”, “Mavi Boncuk”) samimiyeti, kimyası bile aranıyor. Herkesin farklı telden çaldığı tür filminde ortada ‘sinematografi’ ve ‘kurgu’ adına bir şey olmayınca TAFF’ın katkısıyla gelen ‘prodüksiyon kalitesi’ de fayda etmiyor.
 
FİLMİN NOTU: 3
 
Künye:
 
Ölümlü Dünya
Yönetmen: Ali Atay
Oyuncular: Sarp Apak, Ahmet Mümtaz Taylan, Alper Kul, İrem Sak, Özgür Emre Yıldırım
Süre: 104 dk.
Yapım yılı: 2017
 

‘LABİRENT: SON İSYAN’: İDDİALI FİNAL HAKKINI VERİYOR MU?

 
Furyaya dönüşen genç yetişkin bilimkurgularının en iyisi “The Maze Runner”ın son bölümü “Labirent: İsyan”, yeni ‘Westworld’ dizisinin işlevini görüyor. Ama yer yer heyecan verse de ‘etkileyici bir final’e dönüştüğünü söylemek güç.
 
‘Glader’ların son ölümcül görevi, bir ‘isyan’a sahne oluyor. Thomas’ın önderliğinde WCKD kontrolündeki labirentten çıkış esas problem bu kez. 2014’te “Labirent: Ölümcül Kaçış” (“The Maze Runner”), gençlerin adadan kaçmasıyla birlikte ‘acaba alt tür değiştirecek mi?’ sorusunu alevlendirmişti. Açıkçası Michael Chrichton’ın “Westworld”ü (1973) de soruları cevaplandırmadan bırakır. Ama şimdilerde yapılan TV dizisi biraz onun devamı gibi hareket ederek aslında ufuk açıcı yapma kasabanın ve androidlerin arkasında yatanları aralıyor. Burada da birazcık o işleve bürünen final bölümü saklı kalan soruları aydınlatmaya, boşlukları doldurmaya yarıyor.


 
“Labirent: Son İsyan” (“Maze Runner: The Death Cure”, 2017) elbette bir üçlemeyi noktalamak için faydalı. Ama ‘seriye bağlama’ konusunda da ayağını hiç korkak alıştırmıyor. Elbette bilimkurgu dünyasındaki gelişmelerin, siberpunk mimarinin ve insanları sıfırdan programlayan otoritelerin arasında Wes Ball’un inandırıcı gerçekçiliğiyle dolaşıyoruz. Ama uzadıkça ‘Açlık Oyunları’nın (‘The Hunger Games’) finali gibi anlamsızlaşabiliyor.
 
“Labirent: Ölümcül Kaçış”, ‘kıyamet sonrası fonda oyunlu bilimkurgu filmi’ yaratırken “Sineklerin Tanrısı” (“Lord of the Flies”, 1963), “Koşan Adam” (“The Running Man”, 1987), “New Gladiators” (“I Guerrieri Dell'anno 2072”, 1984) ve “Labirent”ten (“Labyrinth”, 1986) aldığı parçalarla ada doğasında özgün bir tür sineması örneğine dönüşmüştü. Burada ise işlevsel bir nokta koyma var. İkinci filmin anlamsız ‘ara bölüm’ halinden daha iyi “Labirent: Son İsyan”. Ama yine de dizi mantığına kayarak ‘reklamlı dizi finali mi, sinema filmi finali mi?’ sorusunu sordurtup ‘orijinali yeterliydi’ dedirtiyor.
 
FİLMİN NOTU: 4.8
 
Künye:
 
Labirent: Son İsyan (Maze Runner: The Death Cure)
Yönetmen: Wes Ball
Oyuncular: Dylan O’Brien, Kaya Scodelario, Thomas Brodie-Sangster, Patricia Clarkson, Will Poulter
Süre: 142 dk.
Yapım yılı: 2018
 

‘HAFIZA’: BELLEKTE KARMAKARIŞIK

 
‘Dolgu bellek bilimkurgusu’ alt türünde üretilen sayısız eser arasına giren “Hafıza”, kimi zaman oyalayıcı kimi zaman zeki durabiliyor. Ama yönetmen Palansky ile başroldeki Dinklage’ın bir araya gelmesi ‘başı sonu belli olmayan karmakarışık bir ‘tür deneyimi’ne dönüşüyor.
 
Ünlü bilim adamı Gordon Dunn (Peter Dinnklage), çığır açan yeni cihazını tanıttıktan sonra ölür. Gordon’un ölümü eşi Carolyn için yıkım olur. Her şeyle bağını yitirip kendi iç dünyasına dalmıştır. Tam bu sırada Gordon’u tanıyan gizemli bir adam belirir. Adam, cihazı alarak gizemi ortaya çıkarır. Ancak bunun sonucu hiç de beklendiği gibi olmayacaktır.

 
Frankenheimer’ın “Saniyeler”inden (“Seconds”, 1966) Nolan’ın “Başlangıç”ına (“Inception”, 2010) kadar sinema tarihinin kilit ‘bilinçaltında gezinen bilimkurgu filmleri’ arşınlanabilir. “Penelope” (2006) ile Burtonesk bir masal filmine el alan Mark Palansky, bu kez bu alt türde faaliyet gösteriyor.
 
Bu alanda ‘rüyalar’, ‘dolgu bellek’ ve ‘hatıralar’ın nasıl kullanılacağını belirlemek esastır. Kimi filmler hikaye kurgusunu serbest kurarak ilerler, kimi filmler bir kişinin bakış açısına geçer, kimi filmler kimlik bölünmesi üzerine bir ‘yaratım önerisi’ sunabilir, kimi filmler ‘rüya inşaatı’ adlı bir kelime yaratabilir. Ama her şeyin ötesinde yapılanlara hakim olmak şarttır.
 
Palansky burada Peter Dinklage’ın gözünden akan hatıraları karman çorman önümüze atıyor. “Hafıza”nın başını da sonunu da izlesek aynı noktaya çıkacağımız, teknolojik açıdan da “Brainstorm” (1983), “Tuhaf Günler” (“Strange Days”, 1994) gibi dönemlerinde devrimci ‘sanal gerçekçilik aygıtları’ keşfeden filmleri akla getiriyor. Palansky türe hakim olsa daha ötesini yapabilirdi. Ama burada ‘hikaye kurgusu’ ile oynama beceriksizliğini ritim problemi ve senaryo zafiyetleriyle de sarınca elbette ‘yarım başarı’ kaçınılmaz.
 
FİLMİN NOTU: 5.5
 
Künye:
 
Hafıza (Rememory)
Yönetmen: Mark Palansky
Oyuncular: Peter Dinklage, Matt Ellis, Jordana Largy, Anton Yelchin, Julia Ormond
Süre: 101 dk.
Yapım yılı: 2017
 
KEREM AKÇA’NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU:
 
LOVING VINCENT: 8.8
THE POST: 7.1
DAHA: 6.4
KALP ATIŞI DAKİKADA 120 (120 BPM): 6.3
MUHTEŞEM SHOWMAN (THE GREATEST SHOWMAN): 5.8
AİLE ARASINDA: 5.6
STAR WARS: SON JEDI (STAR WARS: THE LAST JEDİ): 5.6
ÖLÜM OYUNU (THE VAULT): 5.5
ARİF V 216: 5.4
ACI TATLI EKŞİ: 4.8
EYVAH ANNEM DAĞITTI 2 (BAD MOMS 2): 4.8
YOLCU (THE COMMUTER): 4.8
AMAN DOKTOR (DJAM): 4.5
DELİHA 2: 4.3
MAİDE’NİN ALTIN GÜNÜ: 4.2
KARABASAN (SLUMBER): 4.2
FERDINAND: 4
MARTILARIN EFENDİSİ: 4
ZİRVE (LA CORDILLERA): 3.8
RUHLAR BÖLGESİ 4 (INSIDIOUS: THE LAST KEY): 3.7
ENES BATUR: HAYAL Mİ, GERÇEK Mİ?: 3.5
İNGİLTERE BENİM (ENGLAND IS MINE): 3.1
ARAMIZDAKİ SÖZLER (MOUNTAIN BETWEEN US): 3
THE PARTY: 3
RÜZGAR: 3
JUMANJİ: VAHŞİ ORMAN (JUMANJİ: WELCOME TO THE JUNGLE): 2.8
PES ETME (STRONGER): 2.8
HAKARET (L’INSULTE): 2.7
POYRAZ KARAYEL: KÜRESEL SERMAYE: 2.3