Side'de cennet ve cehennem

a
a
Salı, 15 Eylül 2009 - 16:21

Sele kapılır mıyız korkusuyla bir saat erken
geldiğim Yeşilköy Atatürk Havalimanı’ndan
kazasız belasız kalkıp Antalya’ya indiğimde
görüyorum ki hava orada da nanay. Beni
karşılamaya gelen Remzi Buharalı ile birlikte
Side’ye giderken sohbet konumuz hep hava
durumu üzerine. Nasıl olmasın ki buraya geliş
nedenim Side 9. Uluslararası Kültür ve
Sanat Festivali’nin kapanış konserine
katılmak. Konser, açık havada, Apollon
Tapınağı’nda. Öğleden sonra kara bulutlar
yapıyor yapacağını ve gök gürültüleri arasında
muhteşem bir sağanak yağmur yağıyor.
Norveçli, Alman, Belçikalı turistler bizden
üzgün, yağmura katlanacaksak buraya niye
geldik telaşında. Konserin yapılıp yapılamayacağı
gece saat sekizde hâlâ belirsiz. Konseri verecek
3 tenor, çoktan havlu atmış, sanatçı
duyarlılığıyla bu moralle sahneye çıkmak
istemiyorlar. Sekizi on geçe bulutlar açılıyor,
yağmur duruyor, yıldızlar parlıyor ve sekizi çeyrek
geçe konseri yapmaya karar veriliyor. Sonrası
müthiş bir koşturmaca, kuyruklu piyano tapınağa
taşınıyor, ses kabloları saç kurutma makinalarıyla
kurutuluyor, sanatçılara moral aşılanıyor,
seyirciler anonslarla davet ediliyor, saat dokuzda
izleyiciler yerini almış bekliyor ve 45 dakikalık
gecikmeye kimse itiraz etmiyor! Sonrası
rüya gibi, buraya tatil yapmaya geldiğim
öğrencilik yıllarımdan kalan hayalim
gerçekleşiyor, o deniz kenarındaki, taşlarının
yarısı sulara gömülmüş tapınakta Ayhan Uştuk,
Aykut Çınar ve Şenol Talınlı’nın sesleri
yankılanıyor, aryalara türküler ekleniyor,
napolitenlerle devam ediliyor ve Fügen
Serbest’in piyanosu eşliğinde üç güzel ses, tam
üç kez bis yapmaya çağrılıyor, yıldızlara mesaj
veriyor! Tabii sadece koca koca illerin klasik
müzik festivali yapabildiği ülkemizde bir küçük
beldede böyle bir festivali kotarmak için yola
çıkılınca karşılaşılan tek zorluk yağmur değil.
Sanat yönetmenliğini Remzi Buharalı’nın
yaptığı 8-12 Eylül arasında gerçekleşen festivalde
bütçe de çok küçük, yer de, destek de sınırlı.
Hele devletin ilgisi, ne yapalım gölge etmesinler
yeter düzeyinde! Antik Side amfitiyatrosunun
Turizm ve Kültür Bakanlığı tarafından
kullanıma kapatılması üzerine konser vermek için
sadece açık mekanlar kalmış: Apollon
Tapınağı ve Liman. Buraları da akustik
açısından çok yeterli değil ve ancak halka açık
konserler gerçekleşebiliyor. Yine de bir Gülsin
Onay piyano resitali ve diğer etkinlikler bu
koşullarda gerçekleştirilebilmiş. Böylece Side
yerli yabancı turistlere sadece bir açık
pazar olmadığını gösterebilmiş!

SALI PAZARI GÖRÜNTÜSÜ

Neredeyse Efes, Afrodisyas gibi bir antik
kentin kalıntılarının içine yerleşmiş Side,
yapılaşmayla genişleyemediğinden kanserli bir
ur gibi varolan binaların her yanını kaplayan
mağazalar tarafından adeta yutulmuş! Mağaza
dediysem Alaçatı’daki gibi şık butikler değil,
ismini de koydukları gibi Salı Pazarı tarzında
en ucuz malların en pespaye biçimde
sergilenmesiyle oluşmuş bir “batan geminin
malları burada” görüntüsü! En ufak bir mimari
disiplin ve estetiğin olmadığı ucube lokanta ve
kafelerin duvarlarında antik kentin taşlarını
görmek de mümkün. Hatta inanılır gibi değil
ama Apollon Tapınağı’nın içinde bir disko bile
var! Son seçimlerde yeniden iş başına gelen
Belediye Başkanı A. Kadir Uçar bütün
bunların farkında ve radikal değişiklikler için
niyetli gözüküyor. Bir yarımada ki, üç tarafı
birbirinden güzel kumsallar ve denizle çevrili,
içinde tiyatrosu, tapınağı, hamamı, limanıyla
koca bir antik kenti barındırıyor, turizm mevsimi
neredeyse 12 ay ve buraya sadece civar otellerde
her şey dahil tatil yapan turistler ucuz mal almaya
geliyor, yazık değil de ne dersiniz? Sideliler, kolay
yoldan kira geliriyle zengin olmaktan vazgeçer ve
kentlerine az, öz ve kaliteli bir turizm anlayışı
getirirlerse Dubrovnik gibi dünyada marka
olurlar ve o tapınakta dünyanın en ünlü
müzisyenleri çalar, onları bilet alıp
dinlemeye sanatseverler gelir. O tapınakta
konser dinlemek olan çocukluk hayalim nasıl
gerçekleştiyse Side’nin kurtuluşunu da
görmek umudunu taşıyorum! Tabii bunda en
büyük sıkıntı hepsi neredeyse birbiriyle akraba
olan Sidelileri kırmadan, bu radikal değişiklikleri
Belediye Başkanı Kadir Uçar’ın nasıl
gerçekleştireceği. Ama şimdiki gibi ucuz kot
ve tişört cenneti olmaya devam ederse ben
ambargomu sürdürüp festivale bile olsa
bir daha oraya gitmeyeceğimi biliyorum.

Not: Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin solist
sanatçıları olan üç tenorun sahnede birbirleriyle
uyumları, farklı renklerdeki seslerinin güzelliği ve
her birinin yurt içi ve dışı opera ve konserlerde
gösterdikleri başarıları, onları daha önce neden
dinlemediğim konusunda kendimi sorgulamama
yol açtı. Tanıtım eksikliği muhtemelen.
Sanatçılar 28 Ekim’de İstanbul’da Maltepe
Kültür Merkezi’nin açılışında bir konser
vereceklermiş. Duyuruyor ve sanat etkinlikleri
yöneticilerine onları İstanbul seyircisiyle
buluşturmaları için ricada bulunuyorum!