Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Silahları gömelim

Salı, 29 Eylül 2009 - 11:12

4 yaşında çocuk, düğünde sıkılan kurşunlara hedef olmuş, ölmüş! Anası babası kendilerini parçalıyor, polis kaçan magandayı yakalamış ve toplanmış cemaatten biri aynen şunu söylüyor: “kazara olmuş yani bunu büyütmeye gerek yok!” Allah belanızı versin!

Sizin de başınıza gelsin! O silahlar sizin de canınızı alsın inşallah! Yani insan böyle ilkel beyinlerle bir arada yaşadığını farkettiği zaman kendini kaybedip onların düzeyine iniyor!

Bu her sevindiğinde, her canı istediğinde silaha sarılıp kurşun sıkmak nasıl bir adettir, nasıl bir gelenektir, nasıl bir ilkelliktir, bunu normal karşılamak, parmak kadar çocukların ölümünü omuz silkerek karşılamak nasıl bir vahşettir, acımasızlıktır? Dün bireysel silahsızlanma günüydü.

10 milyon kişide ruhsatlı silah var, ya ruhsatsız olanlar? Bugün artık bireysel silahlarla öldürülenlerin sayısı, savaşlarda öldürülenlerden daha çok. Aşk hikayeleri ölümle, cinayetle sonuçlanıyor. Kendisini terk etmek isteyen sevgilisini öldürmeyi hak görüyor kendinde. Diğeri kıskandım öldürdüm diyor.

Hâlâ kanımı donduran başını niye kestin sorusuna cevabı: kutuya sığmadı! Ben kızarmış tavuğu keserken rahatsız oluyorum, adam sevdiği kadının kafasını keserken olmuyor! Bunlar yamyam. Bir toplumun insanlarının psikolojisi bu kadar bozulmuşsa, dini bir bayramda şeker toplamaya çıkan küçük çocuklar kaybolup bulunamıyorsa, her maçtan sonra, her nişanda düğünde, her askere uğurlamada silahlar sıkılıyorsa bu ülkede artık silah ruhsatı filan vermeyin.

Verdiklerinizi toplayın. Okullarda kurbağa bacağını öğrettiğiniz kadar barışı, hoşgörüyü, insana, yaşama verilen değeri de öğretin. Çocuklara, gençlere, sevmeyi, barışçıl yaşamayı öğretin. Şiddeti, silahı, öldürmeyi hayatımızdan çıkarmazsak toplumsal çılgınlık normal kabul edilmeye devam edecek, adam aynen öyle diyordu 4 yaşındaki çocuğun ölümünün ardından dudağını bükerek: bunu büyütmeye gerek yok, bir kazadır olmuş!

Saltanata sığınmak!

Son Osmanlı şehzadesinin hafta sonu gerçekleşen cenaze töreni düşündürücü görüntülere sahne oldu. Kafalarının içinin de öyle olduğunu gösteren çağdışı kıyafetlere bürünmüş bir tarikatın üyeleriyle Türkiye Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu’nun üyeleri aynı safta! Yıkılmış bir imparatorluğun saltanattan ve ülkeden uzaklaştırılmış üyelerine giderek yumuşamış bir hoşgörünün son örneği olarak cenaze namazına katılan üç bakanı anlamak mümkün.

Ya o ailenin hayatta kalmış son şehzadesine tutunmaya çalışarak çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’ne olan tepkisini göstermeye çalışanlara ne demeli? Hilafeti kaldırıp yerine laikliği koyan, Batıyı örnek alan bir cumhuriyete duyulan öfke, o dönemde sınır dışı edilmeselerdi saltanat üyelerine yönelik bir misyon yüklenmesine neden olmaz mıydı? Atatürk ve arkadaşları aileyi yurt dışına gönderirken onlardan değil, bu tarikat üyeleri gibi, içeride kalan padişahlık özlemi taşıyanlardan çekiniyor, durup dururken başlarına bela almak istemiyordu.

Oysa o ailenin üyeleri, yıllarca gurbette yaşadıktan sonra ülkelerine dönüp yaşamaya başladıklarında ne saltanat, ne imparatorluk hevesi içindeydiler. Son şehzade ölmeden önce Atatürk devrim ve inkilaplarına bağlılığını bildirmişti.

Eşi ise tarikat üyeleri gibi siyah çarşaf ve eldivenler içinde değil, camide kocasını gömerken bile başı açık duran, Batılı değerleri benimsemiş bir kadın. Çağdaş Batılı değerleri model almakta cumhuriyetle Osmanlı ailesinin bir çelişkisi yok; çelişki hâlâ geçmişte yaşamaya çalışan ve kendisine olmayan kökler arayanlarda!

SARAYA SAYGI

Son şehzadenin cenazesinin kalktığı gün, Topkapı Sarayı’nda bir tören vardı; avluda, giriş kapısının hemen yanında bu daha önce de burada mı duruyormuş dedirten, şık, güzel bir bina restore edilerek restoran olarak açıldı. Kültür ve Turizm Bakanı Günay, artık bir alışkanlık haline gelen BBP’lilerin protestosu arasında, inandığı yoldan dönmeyeceğini pek güzel açıklayıverdi.

Topkapı Sarayı’nın avlusunda içki içilir miymiş! O gün de içtik, padişahlar bile içiyordu, avlu cami avlusu değil ki, sarayın avlusu! Bakan Günay, Matbaa Meslek Lisesi’ni MEB’den almış, MSB’den da askerlerin depo olarak kullandığı binayı almayı planlıyor, böylece sarayın içindeki bütün lüzumsuz binaları elden geçirip yeniden saraya kazandıracak. Osmanlının mirasına böyle sahip çıkılır, örnek alsalar ya!