Son Bizanslı: PAVLİ

a
a
Cumartesi, 13 Kasım 2010 - 05:00

Biz mi kaçırttık, onlar mı gitmek istedi?” tartışmasına girmeyelim ama günümüzde İstanbul Rumlarının sayısının 1000-1200’ü geçmediği ortada. Doğma büyüme Beyoğlu- Tepebaşılı Pavli Çaplıoğlu kendi hesabına, İstanbul’dan göç etmeyi ömründe düşünmedi. Kürkçü Marko ile Eva Çaplıoğlu’nun oğlu Pavli’nin çocukluğu, İtalyan Kültür Merkezi’ne bitişik apartmanda geçti. Anne-baba boşandı, Pavli üvey annesiyle büyüdü.

Rum ilkokulu Tarsis Varidu’da okudu, Zoğrafyan Lisesi’ni bitirdi. Ve babasıyla çalışmaya başladı. Tepebaşı Dram Tiyatrosu... Bizimki önde, Cahide Sonku başrolde. Yazın Büyükada’daydı. Denizden çıkmaz, yüzer, dalar, avlanır; karada da pinpon masalarını rakiplerine dar ederdi. Nizam’da, Değirmen’de onu tanımayan yoktu. “Tarzan Pavli” diyorlardı. Yorgo Tagar’ın ünlü Jimnastikhane’sinde, kışın vücut çalışır, yazın bronzlaşan kaslarını şişirdikçe şişirirdi. “Palikarya” (delikanlı) yakışıklı, eh çevre güzel, ortam müsait, Rum analar kızlarını Pavli’den korumada zorluk çekiyordu anlayacağınız. Pera’da Baylan, İnci, Everest ya da Büyükşehir Pastaneleri...

“Hey gidi günler, o günlerde 20’ye yakın pastane çalışırdı...” Askerliğini Bahriye’de yaptı. Beykoz’da sualtı kurtarmada görevliydi. Ne olduysa Büyükada’da oldu. Yirmi üç yaşındaydı, kader onu bir İngiliz turistle karşılaştırdı. Tıpkı filmlerdeki gibi, Ada akıntılarının huyunu suyunu bilmeyen güzel kız boğulmak üzereyken bizim “dalgıç” Tarzan suya atlayıp onu kurtaracaktı. Sonrası mı? “10-15 gün takıldık”.

Kız aşık olmuş ki, İngiltere’ye döner dönmez biletini yolladı Pavli’nin. Babası Marko da oğlunun cebine bir şeyler sıkıştırdı, ver elini Londra. Evlendiler. Pavli’nin İngiltere macerası ancak dört yıl sürdü. Gece kulüplerinde şarkı söyleyen Yvonne boşanmak isteyince yapacak bir şey kalmadı. Nedeni pek anlaşılmadı ama kuşlar, Yvonne yengemizin, Pavli’nin, kızkardeşi ile biraz fazla samimi olmasından şüphe ve kıskançlık duyduğunu kulağımıza fısıldayacaktı. Her neyse, özel hayat bizim işimiz değil.

Çok neşeli, az huysuz

Pavli bir ara Almanya-Frankfurt’a gitti. Bir Yunanlı ile ortak deri ticaretine girişti ama uzun sürmedi; ortağı kumara düşkündü, sermayeyi bir gecede Wiesbaden Kumarhanesi’nde eritince, öküz öldü ortaklık bitti iki yılın sonunda. Yunanistan’a gitmeyi aklının ucundan geçirmedi Pavli. “Tilki kürkçü dükkanına döner” misali, yeniden İstanbul’una kavuştu. Ufak çaplı ticarete devam etti. Yaşı oldu 67, görseniz 50 sanırsınız. Yıllardır uzatıp gözü gibi baktığı favorileri ve sakalının kılları biraz kırlaştı, o kadar.

Saçı tepeden döküldü ama kasketi çıkarmadığından kimse görmez yarım kelini. Kocaman elleri, heybetli gövdesi ve giyimi, sporcu geçmişini eleverir. Neşeli ve dost canlısıdır, bazen huysuz. Cihangir’deki mahallesinde kahvede Amerikan bilardosu oynamayı, yazları Büyükada’da bisikletle dolaşmayı, zıpkınla balık vurmayı hâlâ çok sever. Aile yaşamı ona göre değildir. Özgürlüğüne düşkündür çünkü, biraz da egoist. Dostlarıyla yiyip içmeyi, muhabbeti sever. Keyifliyse taklit yaparak etrafındakileri güldürür. “Çok param olsaydı dünyayı dolaşırdım” demekten geri kalmaz.

Pavli “ortama uyar”. Kimseyi Hıristiyan, Müslüman, Musevi, İngiliz, Hintli ya da Çinli diye ayırmaz. O sadece, kazık atan, can yakan, haksız kazanç peşindekileri sevmez. Hayalini sorarsanız “Güzel bir tekne içinde güzel bir kadınla seyahat. Avarelik ve muhabbet olsun, az da iyi şarap” der. Bizim filozof Tarzan’ın durup durulacağı yok yani. Jane, nerede kaldın?

(Bu yazı 06.11.2010 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)