Tarihe geçmek vizyon ve rasyonel zeka ister

Perşembe, 12 Kasım 2009 - 05:00

Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Dr. Eckart Cuntz önceki akşam bizi Hessen Eyaleti Başbakanı Ronald Koch ile bir araya getirdi. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyeliği sürecinden, Hessen eyaletinde bulunan Opel fabrikalarının geleceğine kadar pek çok konuyu konuştuk. Sohbet etme fırsatı bulduğum Almanlar, Doğan Grubu’ndaki bazı gazetelerin Alman medya devi Axel Springer’e satıldığına dair haberlerin de doğru olmadığını söylediler.

Almanya’nın en zengin eyaletlerinden Hessen’in başbakanının Türkiye ziyareti, Almanların, Berlin Duvarı’nın yıkılışını coşkulu törenlerle kutladıkları bir döneme rastladı.

1989 yılında duvarın yıkılmasıyla Demokratik Almanya ve Federal Almanya’nın birleşmesinin önü açılmıştı. Almanlar, tarihlerindeki bu en heyecan verici olayı muhteşem etkinliklerle adeta yeniden yaşıyor. Alman Bild Gazetesi, törenler için o dönemin üç önemli liderini birkaç gün önce yeniden bir araya getirdi. Almanya’nın o yıllardaki başbakanı olan Helmut Kohl, Sovyetler Birliği’nin son lideri Mihail Gorbaçov ve ABD eski Başkanı George Bush birleşmenin sembol şehri Berlin’de buluştu. Şimdiki Alman Başbakanı Angela Merkel ise o yıllarda Demokratik Almanya’da yaşayan ve adını kimsenin duymadığı bir politikacıydı.

Gelişmeler o kadar hızlı oldu ki, pek çok kişinin hayal olarak gördüğü duvarın yıkılışı bir anda gerçeğe dönüştü. Daha sonra etkileri bütün Avrupa’ya yayılacak bu süreçte Polonya’nın ünlü Dayanışma Sendikası’nın lideri Lech Walesa’nın da önemli rolü oldu. Nitekim Walesa daha sonra, halkın oylarıyla Polonya Devlet Başkanı seçildi. Almanya, birleşmenin ardından ekonomik mucizesine devam ederek dünyanın en güçlü ekonomilerinden biri haline gelmeyi başardı. Alman demokrasisi Doğu’dan katılımlarla zenginleşti.

Almanya’nın birleşmesi kadar köklü etkileri olmasa da Avrupa’da her ülkenin tarihinde benzer dönüm noktaları vardır. İspanya, Portekiz ve Yunanistan çok sancılı dönemlerin sonunda çağdaş demokrasi standartlarına kavuştular. İngiltere ve Fransa’da vatandaşlar, insan hakları ve demokrasi mücadelesinde daha yüzyıllar önce önemli kazanımlar elde etti.

TBMM’deki görüntü

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) 10 Kasım günü açılımın ön görüşmelerini izlerken Avrupa’da yaşanan bütün bu süreçler gözümün önünde canlandı. Acaba biz de bu kritik sürecin sonunda kendi demokrasi çıtamızı yükseltmeyi başarabilecek miyiz? Farklılıklarımızı bir zenginlik olarak alıp geliştirebilecek miyiz? Değişik dini ve etnik kökenlerden gelen insanları birer tehdit olarak görmekten vazgeçebilecek miyiz? Her şeyden önce birbirimize tahammül etmeyi ve dinlemeyi öğrenebilecek miyiz?

TBMM’deki kavgalar, açılan pankartlar, tahammülsüzlük, iletişimsizlik ve kürsüye yürüyen milletvekili görüntüleri daha katedilmesi gereken uzun bir yol olduğunu gösterdi. Bu görüntüler bu aşamadan sonra liderlerin sırtına ağır bir sorumluluk yükleyecek. “Memleketi satma” ya da tam tersine “kurtarma” tartışmalarının yapıldığı bir ortamda liderlik göstermek ciddi bir vizyon ve rasyonel zeka ister.

Tayyip Erdoğan, Deniz Baykal, Devlet Bahçeli ve Ahmet Türk’ün önünde Türkiye’yi bu kavgalı ortamdan çıkarıp tarihe geçmek için hala önemli bir fırsat var.