Tasarım ve estetik duygusu üzerine birkaç söz

a
a
Cuma, 12 Mart 2010 - 05:00

Ankara’daki yoğun trafikten fırsat bulup da İstanbul’da doğru dürüst zaman geçiremiyorum. Her hafta sonu İstanbul’a döndüğümde ise içim acıyor. Şehri giderek daha çirkin, daha kalabalık ve daha kaotik buluyorum. Dünyanın en değerli kentlerinden biri olan İstanbul’u kendi ellerimizle boğuyoruz. Her isteyenin kafasına estiğini yapabildiği bir yer görünümü veriyor. Kabul edilemez bir hızla büyüdüğü için giderek yönetilemez hale geldiği görülüyor. Yapılan binaların şehrin dokusuna uygunluğunu kimsenin denetlediğini sanmıyorum. Oysa Avrupa Kültür Başkenti olmuş, binlerce yıllık tarihi olan bir şehir bu halde mi olmalıydı?

Ne demek istediğimi daha iyi anlatmak için her gün önünden milyonlarca insanın geçtiği birkaç örnek vereyim:

Taksim Talimhane’de Habertürk binasının biraz ilerisine bir otopark yapıldı. Kaldırımın diğer tarafına da otopark ile entegre bir tuvalet ve gişe koydular. Lütfen gidip bir bakın. İstanbul tarihinde önemli bir yeri bulunan Avrupa tarzında klasik apartmanların hemen yanı başına insan bu kadar çirkin bir yapıyı nasıl kondurur? Buna kim ruhsat verdi? Bu yapıyı hangi mühendis ve mimar yaptı merak ediyorum? Bu otoparkı geçip sola dönün ve Taksim Meydanı’na doğru ilerleyin. McDonalds’ın sol tarafına doğru bir bakın. O tabelaların hali ne? Taksim çok kötü bir meydan olsa da sonuçta İstanbul’un önemli sembollerinden biridir. O işletmeler bu kadar başıboş ve gelişigüzel şekilde tabelaları nasıl yerleştiriyor. Bu işin standardını belirlemek bu kadar zor mudur?

Şehrin bir diğer önemli meydanı Mecidiyeköy. Son dönemde hiç geçtiniz mi? Ne kadar feci durumda olduğunu gördünüz mü?

Ya biraz geride Şişli’deki Cevahir Alışveriş Merkezi... Dünyadaki alışveriş merkezleri arasında bir yarışma yapılsa en kötü tasarımlı binalardan biri seçilebilir. Çok ihtiyacımız varmış gibi şehrin en sıkışık noktasına dikildi. Cevahir’in önündeki taksiciler caddenin her iki yönünü de durak haline getirmiş durumda. Geç geçebilirsen. Ne bir trafik polisi var ne bir zabıta. İstanbul Emniyeti’nin trafikten sorumlu birimi, oradaki görüntü hakkında ne düşünüyor, çok merak ediyorum.

Son dönemde hiç Sultanahmet’e gittiniz mi? Bence gitmeyin. Üzülürsünüz. Armada Otel’in sahibi Kasım Zoto bana Sultanahmet ve şehrin eski merkezinde çekilmiş bir film izletti. Fena halde canım sıkıldı. Tarihi binaların üzerine dikilmiş beton çarşılar, dükkanlar, akıl almaz çirkinlikte kafeler...

Kısa süre önce Beyoğlu’ndaki Emek Sineması onarıma alındı. Dünyanın sayılı güzel sinema salonlarından biridir. Onarım sonunda nasıl bir şey ortaya çıkacak diye merak ediyorum. Sinemanın bulunduğu 1870 tarihli Cercle d’Orient (Serkldoryan) binasına alışveriş merkezi yapılacakmış. “Bir yere de yapmayıverin alışveriş merkezi!” diyesim geliyor.

Sevimli değil korkunç!

FIBA 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası Türkiye’de yapılacak. Basketbol futboldan sonra dünyadaki en popüler spor branşı olduğu için Türkiye’nin tanıtımı açısından da önemli bir fırsat. Şampiyonanın maskotu Van kedisi. Hatta bu kediye bir isim bulmak için kısa süre önce oylama başlatıldı. Uluslararası etkinliklerde öne çıkacak kahramanlar aranırken genellikle şirin ve sevimli olmasına dikkat edilir. Van kedisi çok güzel ve sıra dışı bir hayvan olmakla birlikte “ortaya çıkan yaratık” bir maskot olarak seçilmek için uygun muydu bundan pek emin değilim. Güzel bir tasarımla belki sevimli bir kahraman yaratılabilirdi. Ancak bir İngiliz firması tarafından yapılan bu maskot için pek aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Kediden çok şeytana benziyor! Dünyanın dört bir yanından basketbol maçını seyretmek üzere ekran başına geçecek insanlar Van kedisinin ne olduğunu doğal olarak bilemeyeceği için iki gözünün rengi farklı bir yaratıkla karşılaştıklarını düşünecekler. Van kedisini maskot olarak seçmek dahiyane bir fikir olmadığı gibi uygulama da bence çok başarısız.