Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Tayyip Erdoğan'dan sonra AK Parti tek başına ne yapar?

Cuma, 03 Haziran 2011 - 05:00

Başbakan için hepimizin farklı görüşü var. Kimimiz için bir devrimci, kimimiz için devrimcilikten vazgeçmiş bir lider. Konuşmalarındaki sertliği ve kullandığı dili eleştirebiliriz. Politikalarını da reddebiliriz. Ancak bir nokta var ki, kolay kolay görmezden gelinemez. O da, Erdoğan’ın Türk toplumun önemli bir bölümünde ilginç bir çekiciliği, bir cazibesi olduğu. Karşıt görüşte olanlar dahi, kızgınlık duysa bile Başbakan’ı izliyor, merak ediyor. Benim çok dikkatimi çekti, örnek olarak vermek isterim. Erdoğan’ın her çıktığı söyleşi programı ilgiyle izleniyor. Yaptığı her açılış veya toplantıdaki konuşmaları TV’lerin haberlerine ya mutlaka giriyor veya canlı yayınlanıyor. Bunu hiçbir kanal zorla yapmıyor. Baskı veya tehditle Başbakan ekrana çıkarılmıyor. Aksine peşinden koşuluyor.

[[HAFTAYA]]

Miting alanlarındaki durum da hemen hemen aynı. Ne kadar taraftar taşındığı düşünülürse düşünülsün, Erdoğan alanları doldurmasını biliyor. Başbakan’ın bu kadar ilgi çekmesinin tabii ki nedenleri var. İktidara geldikten sonra başlattığı, kurulu düzene karşı ortaya koyduğu mücadele, bir zamanlar alkışlarla karşılanan ancak sonradan vazgeçtiği Kürt sorununu çözme girişimi, gündemi elinde tutmayı bilmesi ve istediği gibi, istediği yöne çekebilmesi, dindarlık ve laiklik konusuna yaklaşımı, konuşurken kullandığı dil, toplumun daha iyi algıladığı bir anlatıma ve vücut diline sahip olması vs... vs...

Bunların analizini bir yana bırakılım. Ortadaki gerçek, Erdoğan’ın partisini ve iktidarını tek başına taşıdığıdır. Buna kimileri tek adamlık diyebilir. Benim merak ettiğim konu bütün bu liderlik gücünü gördükten sonra, AK Parti’nin 2014-15’ten sonra yani Erdoğan sonrasında ne yapacağı. Erdoğan ya 2014’te Çankaya Köşkü’ne çıkacak veya gelecek seçimlerde siyaseti bırakacak. Sonra ne olacak? AK Parti bir başka Erdoğan bulabilecek mi? Ben sanmıyorum. Siz ne dersiniz?

Mavi Marmara olayı tekrarlanmamalı...

Mavi Marmara gemisinin uluslararası sularda İsrail tarafından hücuma uğraması ve 9 Türk vatandaşının hunharca öldürülmesinin üzerinden tam bir yıl geçti. Bu olayda tek sorumlu olan taraf da İsrail’dir. Bu konuda benim hiç kuşkum yok. Buna rağmen İsrail direniyor. Ne tazminata yanaşıyor ne de özür dilemeye niyeti var. Diplomatik pazarlıklar sürüyor ve eninde sonunda da bir uzlaşı olacak. Mavi Marmara, insani bir yardım için harekete geçmişti ancak olayın gelişmesi, Türk-İsrail ilişikilerinin kopmasıyla kalmadı, buna bağlı olarak Türk-Amerikan ilişkilerini de çok zora soktu.

Gazze’de yaşanan insanlık dışı tutuma dikkatleri çekti, Türkiye’nin Arap sokaklarındaki prestijinin artmasına neden oldu. Ancak açıkça görülmeyen faturalar da var ve bu faturalar çok yüklü. İster bir sivil toplum örgütü olun, isterseniz uluslararası örgütlerle hareket edin, atılan her adımın Türkiye’nin dış çıkarlarını da kollamak zorunda olduğunu ve bu ülkeyi etkileyeceğinizi hesaplamak zorundasınızdır.

Şimdi gelelim işin esasına... Ortadoğu’da yepyeni bir düzen kuruluyor. Türkiye’nin eski konumu da artık değişiyor. İsrail de telaş içinde ve o da yeni bir politika arayışında. Böyle bir ortamda Mavi Marmara’nın yeniden gerilimli bir geziye çıkması ve yeniden yol kazalarıyla karşı karşıya kalması, Ankara’yı şimdiden geriyor. Seçim öncesinde kimsenin sesi çıkmıyor ancak yeni bir maceranın istenmediği açıkça konuşuluyor. Mavi Marmara artık misyonunu tamamlamıştır.

Zaten ince bir yolda ilerlemeye çalışan Türk dış politikasını daha da zora sokmaması gerekmektedir. Mesajlar verilmiş, Türk kamuoyunun yaklaşımı ortaya konmuştur. Yeniden silahlı bir çatışma yaratmak ve Türk-İsrail ilişkileri tam anlamıyla torpillenmek isteniyorsa, yola devam etsinler. Unutmayalım ki, İsrail’in bölgedeki varlığı açısından Türkiye’ye ihtiyacı olduğu kadar, Türkiye’nin de İsrail ile ılımlı ilişkilere ihtiyacı vardır. İşi tadında bırakmanın zamanıdır.