Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

TOKYO NASIL GEZİLİR?

Pazar, 01 Ağustos 2010 - 05:00

Herhalde iyi tanımadığım, yada hep bütçemi erkek olan kadın aşacağını varsaydığım için Tokyo’ya gitmeyi hiç düşünmemiştim. İş gezilerinin iyi taraflarından biri bu, izlediğiniz olayın yanı sıra, yeni bir ülke görmek, ufkunuzun açılması ve bunu okurla paylaşmak. Tokyo’nun 35 milyonluk nüfusuna ve büyüklüğüne rağmen temiz, organize bir kent olması, güzelliği, Japon insanının nezaket ve disiplini, ülkenin uygarlık düzeyi beni büyüledi. Duygularımı anlatmaya sayfalar yetmez. En iyisi kısa notlar vermek:

1. Tokyo-İstanbul arası uçakla 11-12 saatte gidiliyor. Bu kadar uzun bir yol, ancak iyi bir havayolu ile çekilir. THY’nin direkt uçuşu, servis, yemek ve koltuk açısından tam puanı hak ediyor. Hele giderken ilk kez bindiğim Boeing 777-300 ER tipi uçakta, buisness classta yatak odanızdaki kadar rahatsınız.

Gündüz ayrı, gece ayrı güzel

2. Tokyo Narita Uluslararası Havaalanı elbette büyük ve modern. Ancak çağdışı gümrük formaliteleri bezdiriyor. Uçakta doldurduğunuz kağıtlarda, hâlâ doğum tarihi, kaç para getirdiğin, nerede kalacağın, vb gibi sorular iki kez soruluyor. Sana ne kaç yaşındaysam? Ve hâlâ bagaj açtırılıp içine bakılabiliyor.

3. Tokyo’nun içinde bu kadar büyük ve güzel bahçesi olan tek otel, New Otani ve içindeki 24 saat durmayan yaşam üzerine dizi yapılabilir! Odaları rahat ama asıl kahvaltı mekanları, lokanta, bar, kafelerin çokluğu ve güzelliği, hizmet kalitesi, çeşitli dükkanlarıyla alışveriş merkezi, otelin hakim olduğu yemyeşil bahçe, balıklı havuz arkasındaki gökdelenleriyle Tokyo manzarasının gündüzü ayrı, gecesi ayrı güzel. Ve benim için çok önemli, yurtdışında internete en rahat bağlandığım otel!

Mutlaka görülmesi gerek

4. İmparatorluk Doğu Bahçesi. İkinci Dünya Savaşı sonrası parlamenter demokrasiyle yönetilen Japonya’da temsil görevi olan 80 küsur yaşındaki imparator ve ailesi hâlâ çok saygın. Ama imparatorun yaşadığı sarayın bahçesi gezilebiliyor! Biz önce çiseleyen, sonra şakırdayan yağmura rağmen gezmeye doyamıyor, yüzlerce çiçek ve ağacın insan eliyle nasıl bu kadar güzelleştirilebildiğine hayran kalıyoruz. Bu bahçe bir de baharda kırmızı ve mavi tonlara, sonbaharda ise kızıl ve sarının tonlarına bürünüyormuş ki asıl o zaman bakmaya doyulmuyormuş!

5. Omotesando mahallesi. Buradaki iki cadde, Abdi İpekçi, Rumeli ya da St Germain, Ch. Elysee gibi. Dior’dan Gucci’ye, en ünlü, en zengin markaların birbirinden şık dükkan ve vitrinleri, birbirinden şık kadın ve erkeklerin alışverişiyle renkleniyor. Civardaki lokanta ve kafelerde yoğun bir Fransız etkisi hakim, sanki Paris bistroları ve kafeleri. Cafe Comme Ça’da yediğim pastaları Paris’te yemedim! Burada dolaşan Japon kadınları da birer afet!

6. Hemen arkasındaki semt ise daha sıradışı gençlerle kaynıyor. Rengarenk saçları, cıvıl cıvıl kıyafetleriyle moda sayfalarından fırlamış gibiler. Dükkanlar hiphop tarzı kıyafetlerle dolu, Ne süs, ne süs! Gençlik yıkılıyor! İş yerlerinin siyah pantolon, beyaz gömlek, laptoplu genç kalabalığından o kadar farklılar ki.

7. Ulusal Müze, barındırdığı kimono,silah ve belge koleksiyonu açısından çok önemli. Bir de sergileme düzeni müthiş, Az ve öz. Hemen yakınlardaki budist tapınak ve çevresindeki küçük dükkanlar ise hediyelik eşya için iyi bir seçenek.

8. Elektronik eşya meraklıları Akiebara semtindeki gümrüksüz mağaza Laox’u ziyaret etmeli. Profesyonel fotoğraf ve video makineleri, İstanbul’un yarı fiyatına. Diğer mallar için değmez. Ama Manhattan gibi renkli neonlarıyla hareketli bir semt.

9. Rappongihills, Tokyo’yu 52. kattan kuş bakışı görmek için iyi bir seçenek. Tasarım meraklıları için ilginç çarşısı da cabası.

Suşiden ibaret değil!

10. Japon mutfağını suşiden ibaret sananlar için Tokyo, tam bir keşif yeri. Yine bir gökdelenin tepesindeki ünlü Sirena lokantasında kobi beef yemek, et seven Türkleri mest edebilir. Kobe beefin özelliği, ineğin vücudundaki yağın her yerine yayılması için okşana okşana ve müzik dinletilerek büyütülmüş olması. (kadınlarda selülit önleyici bir yöntem olabilir mi acaba?) Aşçı, eti önünüzdeki ısınmış saç masada pişirip servis yapıyor. Herkes bayıldı ama bana biraz ağır geldi. Bir başka ocak başı muhabbeti ise shabushabu (şabuşabu okunuyor). Kobi beefde kullanılana benzer bir etin bu kez kaynar suya atılıp çıkarılması, bir tür fondünün sulusu. Yanında sebzeyle yeniyor. (Ginza Shabusen Rest.) Tavuk ızgaranın her türlüsünün yenildiği bir başka lokanta ise tam damak tadıma göreydi. Litrelik biraların birinin gelip birinin gittiği, bir tür Çiçek Pasajı tarzında tahta masalarda meze yenilen Ginza Gonpaçi ise Kill Bill filminin burada çekilmesinden ve Bush’un burada yemek yemesinden sonra çok popüler olmuş. Şiş köfte, ızgara tavuk, ve mezeleri de harika.
Tokyo’da hiç suşi yemeden günlerce dolaşabilirsiniz, tabii bir de ekmek yemeden. Japonlar hiç ekmek yemiyor! Susam yağı kullanıyor, o da çok az. Çiğ balık, ızgara et, soya sosu, sebze ile yaşayan, tehlikeli üç beyaz, şeker, un ve tuz yemeyen bu milletin bu kadar minyon olmasına da şaşmamak lazım. Kadınlar burada 90 yaşına kadar rahat rahat yaşıyor!

11. Biraz da eğlenelim diyor ve bir gay bara gidiyor ve şaşıp kalıyoruz! Küçücük bar ve sahnede, müthiş bir müzikal: Tarih, komedi, dram, ne istersen var, her an değişen kostüm ve aksesuarlarla, ciddi bir sanat eseri. Brodway gibi ayol, ne gay barı. Bir kaçı gaymiş, kime ne. Aklınızda olsun: Roppongi semtinde, Ka Gu Wa!

Azın güzelliği hakim

12: Ulaşım: Tokyo’daki taksiler temiz, organize. Hepsinin telefonu, telsizi, kredi kartı için post makinesi, otomatik fiş verme, yol takip makinesi var. Metroya girmeyi bile denemedik. Kentin altında bir karınca yuvası. Bizim metro, onun yanında, bir semtin bir sokağına ancak servis yapar! Tokyo dönüşü İstanbul’da nasıl bir kültür şoku yaşayacağımı çok merak ediyorum! İnsan uygarlığa nasıl da alışıyor. Tokyo, Batı uygarlığı içine yerleştirilmiş Japon nezaketi, zarafeti ve disiplini. Bir de estetiği. Çin’in gözü yoran arabesk süslemelerinin aksine, Japonya’da azın güzelliği hakim. Bir çiçek, bir siyah çizgi, bir tek renk gibi! Zenginliği çokluğunda değil, özünde olan bir kültür yani.