TRT o evi ne yaptı?

Cumartesi, 22 Mayıs 2010 - 05:00

Okurlarımızdan Özlem Özkan bildiriyor. Bildirdiği şeyin üzerinde oynanacak hali yok. Dolayısıyla söz onda; “TRT’deki Günbegün isimli program 2009 yılının ekim ila kasım aylarından bu tarafa ‘Türkiye’nin ilk ve tek ev veren sabah programı’ nidalarıyla ortalığı inletti... Sunucu hanım (Sabiha Akdemir), her gün bıkmadan usanmadan Fi Yapı’dan verecekleri evi anlattı durdu. Tek şartları vardı; programı iyi takip edip sorulan soruları doğru yanıtlamak. (Ki yapılan yemeğin içindeki malzemeden tutun da söylenen şarkılardan seçilen birinin sözlerine kadar her türlü detay soru konusu oluşturdu.) Üç ayın sonunda kura çekilecek denildi başlarda. Üç ay geçti. Dört ay geçti. Bu arada herhangi bir açıklama yapılmadı! Sabiha Hanım gitti Okan Karacan geldi. Farklı şeyler söylendi. Kura yok denildi. Okan Bey gitti. Sabiha Hanım geldi. Yine usul değişti. Aylarca böyle belirsizlik devam etti gitti...

TRT oyalamaya devam ediyor

Nihayetinde; 2010 Şubat ayı gibi ilgili inşaat şirketinin de reklamı kaldırıldı. Ses seda tamamen kesildi. Ne bir açıklama ne de başka bir şey yapıldı. Bir süre sonra gelen tepkilerden dert yanarak göstermelik bir ön eleme (!) yapıldı kura ile. Sonra yine sessizlik...

TRT’yi aradığınızda karşınıza çıkan kişi artık ‘İzlemeye devam edin’ demekten yorulmuş olacak ki; ‘Tabi ki de öyle söyleyeceğiz’ şeklinde yanıt verir hale geldi... Kanalı izletmek adına böylesi bir yola başvurulması bir yana çıkıp da dürüstçe açıklama yapan da yoktu yetkililer arasında...

TRT gibi bir kuruma bu gevşek ve saygısız tavır hiç yakışmıyor. Sonuçta ilan yoluyla bir hediyenin verileceğinin belirtilmesi, hukuki açıdan kurumu bu sözüyle bağlı kılıyor...

Diğer yandan ve bence daha önemli olanı ahlaki açıdan bağlı kılınması. Hadi onu da bir yana koyalım. En azından insanlar aptal yerine konulup, açıklamaya bile gerek görülmeden programı izlemeye çalıştırılmaları basit ve çirkin bir mantık...

Karşınıza çıkan, sorularınızı cevaplayan kimse yok koca kurumda. O bakımdan şikayetimi size dile getirmek istedim. Teşekkür ederim.”

AŞK-I MEMNU MERAKLARI

Taşlar gibi yuvarlanıyordu Bihter ile Behlül son gördüğümde. Bir hafta içinde (bize göre hafta diziye göre gün) duyguları bu kadar değişen insanlara psikiyatri, “aşk her şeyi affeder” deyip geçebilir mi; bunu merak ettim, bir... Taban düzeyinde dedikodunun alıp başını gittiği, duvarların bile dile gelip, “şuradaki hole dikkat lobinin kralı orada yapılıyor” diye ev sakinlerine ajans hizmeti verdiği bir evde yeni nesil hizmetçi nasıl olur da böyle sağır oda gibi yaşıyor; bunu merak ettim, iki... En gerilimli anlarda geliştirilen bir sessizlik diliyle insanlar sadece birbirlerine af buyurun mal gibi bakıp, neler anlatıyor ve bu birbirinin gözünün içine dalıp gitmeler ne zaman son bulur; bunu merak ettim, üç... Behlül bir tenis topu Bihter ile Nihal ise Wimbledon finaline çıkan Willams kardeşler mi ki; top bir o rakete çarpıyor, bir bu rakete. Bu maçı Nihal hangi teknikle alacak; bunu merak ettim, dört!

ZEMBİL Mİ KULLANDI?

Ah şu trafiği çözen dizi canavarları. Sizin yüzünüzden büyükşehir yöneticileri aç kalacak yakında. Adanalı (atv) hey, sözüm sana... Geçen bölümde Maraz Ali, Nazlı’yı düğünden kaldırıp kaçırıyordu hikaye gereği. Otelin asansörüyle aşağı inilecek, otoparktan kente sızılacaktı... Asansör, artık nasıl bir yavaşsa inişi saatler sürdü. Otopark içinde artık her arabada nasıl bir fedai varsa, onları devre dışı bırakmak da dakikalar aldı... Bu tersine oran asansör hızıyla Komiser Yavuz’un hızı arasında da gerçekleşti. Yavuz, koca bir kent trafiğini alt edip, asansör daha birkaç kat inemeden olay yerinde bitti... Şimdi soru; asansörün kağnı hızıyla çalıştığını da varsayabiliriz ama, Yavuz koca bir kenti birkaç dakikada katedip otoparka inebilmek için zembil mi kullandı? Vay anam vay!

MÜRSEL'İN CETVELİ GELİYOR?

Medya Mahallesi’nde (CNN Türk) son zamanlarda bir gerilim hissediyorum. Daha çok Ayşenur Arslan’ın bende yarattığı bir duygu bu... Ve bugünlerde bu türden gerilimler Teke Tek (Haber Türk) başta olmak üzere neredeyse her haber/tartışma programında var. Neyse... Kişisel olarak bayılırım gerilime. Ama Ayşenur ablanınki bildiğimiz gerilimlerden değil. Sadece bu hafta içinde dört ya da beş kez ayar verdi meslektaşlarına... Mehmet Ali Birand’la başladığı balans çalışmalarını en son Zaman Gazetesi’ne kadar getirdi. Medya Mahallesi’nin eli sopalı ablası Ayşenur Arslan’ın gazabına uğramamak için herkesin kendine bir çekidüzen vermesi şart... Yoksa Geniş Aile’den tanıdığımız coğrafya öğretmeni Mürsel’in 50’lik cetveli gibi bir kızılcık sopasıyla tanışacak meslektaşlarımız. Olur mu olur!

MEMATİ RÜYALANDI!

Ancak rüyada olurdu, öyle de oldu. Bir hafta kadar önce değinmiştim. Memati evinde İskender Büyük’ün aynı deliğe üç kurşun sıkmasıyla mevta oluyordu... Aha, gitti dağ gibi çocuk demiştim içimden. Ama İskender’in atıcılık tarihine geçen bu dünya rekorunu da alkışlayarak bir yandan... Ne Memati öldü, ne İskender Büyük rekortmen oldu. Memati’nin gece uykuda açık kalan yerleri hasebiyle her şeyin bir rüya olduğu ortaya çıktı... Dizinin en kâbus tarafı da buydu. Her şey hakikaten bir rüyaydı. O şarkıdaki gibi geçti aklımdan Kurtlar Vadisi’nin hayatımızdaki yıllar süren ömrü. Ve mırıldandım; Bir rüyaydı unut gitsin!