Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

'TSK'dan bir tepki veya ters bir ses çıkmaz...'

Çarşamba, 17 Mart 2010 - 05:00

ANKARA- İki gün süreyle Genelkurmay Başkanlığı’nın düzenlediği terör seminerine katıldım. Aslında yapılan konuşmalara hiç ilgi duymadım. Yıllardan beri duyduğum görüşler tekrarlandı. Hepsi önemli ve değerli kişiler, önemli ve değerli görüşler ortaya koydular. Ne yalan söyleyeyim, benim merakım bu seminere katılan askerlerin nabzını tutmaktı.
Hem toplantılarda hem de davetlerde bol bol konuştuk. Sorduklarımızın büyük bölümü yanıtsız kaldı. Farkına vardım ki, muhataplarım da birçok sorunun yanıtını bilmiyor. Onlar da bizim gibi, tahmin-yanılma metoduyla bir sonuca varmaya çalışıyorlar.
Genel izlenimim, madalyonun iki yüzü gibi... Bir yüzünde, Genelkurmay’ın kamuoyuna yönelik yeni stratejisinin getirdiği memnuniyet var
Demeçler ve seminer, Genelkurmay karargahını memnun etmiş. Yüzler gülüyor. Özgüvenleri yerine gelmiş, moraller yükselmiş. Kamuoyundaki soru işaretlerini gidermeye başladıklarından eminler.

Genç subaylardan tepki var mı?

Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ, seminer boyunca çok rahat ve çok neşeliydi. Sık sık medyayı etrafına aldı. Kim ne sorarsa yanıt verdi. Sanki, hem kendi içinde hem de genel anlamda gidişten memnunmuş görüntüsü verdi. Güldü, eğlendi, emekliliğine az bir süre kalmasının keyfini çıkarıyormuş gibi bir havası vardı. Bu zoraki veya yapmacık bir gösteri değildi.
Daha ilginci, yaşanan olayları abartmadı. “Bunlar da gelir geçer” yaklaşımındaydı. Başbakan ve Cumhurbaşkanı’yla ilişkilerine çok dikkat etti. Yanlış yöne çekilecek bir söz söylememeye özen gösterdi.
Ayaküstü sohbet sırasında, hepimizin çok merak ettiği soruyu sordum: Genç subaylardan tepki geliyor mu? Böyle bir baskı var mı?
“Hayır”
dedi, TSK içinde insanların durumdan memnun olmadıklarını, ancak bir tepkiden söz edilemeyeceğine dikkat çekip şöyle devam etti: “Ben herkesin kendi işini yapmasına inanıyorum. Benim teğmenim kendi işini yapmalı, ben de kendi işimi yapmalıyım. Teğmenim benim işime karışmamalı ve karışmıyor.”
Özetlemem gerekirse, Genelkurmay Başkanı, gelinen noktada kurumunu tam kontrolü altında tutan, çatlak sesin çıkmadığı veya beklenmedik bir tepkinin söz konusu olmayacağından da emin bir komutanın rahatlığı içindeydi. Sanki “Ben gemiyi, sağ salim bu noktaya getirdim. Bundan sonrası gelecek Genelkurmay Başkanı’nın işi” der gibiydi.
Madalyonun öbür yüzü ise, TSK’nın uzun vadeli konumu açısından daha karanlık.

Ak Parti ile köprüler atılmış durumda

Genelkurmay Başkanı toz kondurmuyor ve hiç kabul etmiyor, ancak Türk Silahlı Kuvvetleri ile Ak Parti iki ayrı cephe konumundalar. Hangi rütbeden olursa olsun, asker iktidar partisi tarafından kendilerine karşı adeta bir yıldırma savaşı açıldığına inanıyor. İktidarın, özellikle polisi ve bir bölüm savcıyı kullanarak bu mücadeleyi sürdürdüğü açıkça konuşuluyor. Genelkurmay’da tam bir savunma refleksi hakim. Kolay kolay tamir edilemeyecek bir güven bunalımı yaşanıyor. Kısa vadede ne ülke doruğunda, ne de alt düzeyde bir uyum olasılığı görünüyor. Köprüler atılmış, karşılıklı siperlere girilmiş ve karşı tarafın bir hatasını yakalama fırsatı gözleniyormuş izlenimi edindim. Muvazzafından da, emeklisinden de aynı tepkileri dinledim.
Bu sürecin kolay kolay biteceğine ve bir uzlaşı noktasına gelineceğine de inanmıyorum. Yeter ki, hem siyasi otorite, hem de asker yeni bir başlangıç yapmaya karar versinler. Benim tahminim, asker-sivil iktidar ilişkileri 2011 genel seçimleriyle şekillenecek. Ak Parti kazanırsa, taraflar bir süre daha siperde kalacaklar, ardından Ak Parti üstünlüğünü ilan edecek, eğer seçimden kayıpla çıkarlarsa asker siperden çıkacak...

Ne olursa olsun, eski günlere dönülmesi zor

TSK mensuplarıyla konuşurken, bir açıkça söylenenler var, bir de hiç değinilmeyen veya gerçek yanıtların alınamadığı sorular var. Bunların başında da, orta ve uzun vadede “TSK’nın ülke siyasetindeki yerinin, ağırlığı ve etkinliğinin ne olacağı” sorusu geliyor.
Bu konudaki gelişmeler, o kadar farklı iç ve dış faktöre bağlı ki, şimdiden kesin bir tahmin yapmak çok zor. Ancak, yine de ortada bir gerçek var. O da, TSK’nın eski günlerine dönmesinin çok zor olacağıdır.
Davalardan beraat kararı çıksa dahi, TSK’ya “siyasete karışan, gizli ve yasa dışı faaliyetlerde bulunan bir kurum” damgası artık vurulmuştur. Toplumun bir kesimi “Aferin onlara, tabii ki müdahale edecekler. Haklarıdır ve biz de istiyoruz” diye alkışlamaya devam edecek, diğer büyük bir bölümü ise, kuşku ve kaygıyla bakacak. TSK artık “dokunulamayan”, iktidarlara ve diğer kurumlara “karışabilen-yönlendirebilen” bir konumda olamayacak. Bu gerçekler henüz açıkça tartışılamıyor, ancak herkesin kafasının ardında yatıyor.