Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Türk usulü demokrasi

Perşembe, 01 Nisan 2010 - 05:00

Türkiye, Almanya Başbakanı Merkel’i ağırladı. Gezinin ilginç ayrıntıları ise iki ülkenin yöneticileri ve yönetim biçimi hakkında ipuçlarıyla dolu. Alman Bild Gazetesi’nin “Boğaz’ın Hırçın Adamı” adını taktığı Başbakan Tayyip Erdoğan, kendisinden pek de yumuşak gözükmeyen Alman Başbakanı Merkel’i bile şaşırtacak bir davranışta bulunuyor Çırağan Sarayı’ndaki toplantıda. Merkel’le fotoğraf çektirmek isteyen iki genç kızın birinin elinde sigara görüyor. Sigaraya olan tepkisi IV.Murat’tan daha yumuşak olmayan Erdoğan, genç kızın elindeki sigarayı alıyor, Merkel’in hayretten büyüyen bakışları arasında ikiye bölüp atıyor ve sigarayı bırakmasını istiyor! Tipik otoriter devlet anlayışı. “Sigara içmek kötüdür. Sen reşit bir birey bile olsan, iyiyle kötüyü ayırma ve ona göre davranma hakkın yok. Ben kötü bildiğimi yasaklarım. İçiyorsan da elinden alır atarım. Şükret yanımda yabancı konuk var, yoksa canını bile yakardım!” Yani ben devletim, döverim, baba devlet anlayışı. Tabii soylarında Hitler gibi bir diktatör bile olsa, milletlerinin temel özelliği disiplin bile olsa Avrupalı bir yöneticinin bu davranışı anlamasına imkan yok. Merkel onun için hayret ve dehşetle bakıyor, sigara kıran Erdoğan’a. Ya bu habere yorum yapan aslanlar? Onlar başbakana alkış tutuyor. Yasaklanan bir eylemi, hem de iki başbakanın yanında yapmaya kalkan bu kadına başbakanın tavrını az bile bulan var. Kıssadan hisse: Başbakan Erdoğan, hem kendi grubunu, hem evlatları saydığı Türk halkını ve sahibi olduğunu sandığı Türkiye’yi daha uzun yıllar böyle seve döve yönetir. Kızdığını azarlayarak, istediği yasayı çıkarıp, istediğini istediği yere atayarak. Halkımız da mutlu mesut, yönetilir. Zaten demokrasi de kullanmasını bilmeyene sigara kadar zararlıdır canım!

Kıbrıs, Las Vegas olur mu?

Memlekette ne gizli cevherler var da haberimiz yok. KKTC’de turistik yatırım yapan BOZGroup’un tanıtım toplantısında dinlerken hayretler içinde kalıyorum: yakında açılışını yapacakları Cratos Premium Oteli, Güney Kıbrıs dahil, adanın ilk premium, yani en lüks oteli olacak. Grup, oteli tamamen kendi öz kaynaklarını kullanarak 220.000.000 ABD doları yatırımla gerçekleştiriyor. Müşteri başına bir personel hesabıyla otel, bin kişiye istihdam sağlayacak. Her türlü lüks ve eğlence anlayışını içerecek, gerçek bir “Las Vegas” oteli olacak. Kısaca özetlersek otelde, en iyi casino, yani her türlü kumar, adaya uçakla inişten itibaren limuzinle transferler dahil, en büyük lüks, en keyifli spa ve en büyük kongre salonları olacak! Grubun temsilcisi olarak konuşan Murat Bozoğlu’nun “Hiç bir malzemeyi Çin’den ucuza almadık” sözü kulağımda kalıyor bir, “başlarken bütçe hazırlamadık” sözü iki! Yani saçmışlar, şimdi toplamaya hazırlanıyorlar! “Kıbrıs’a yatırım yapmak, buza yazı yazmak değildir” diyen yatırımcılar (Bozgroup, inşaat alanındaki yatırımlarıyla büyümüş, Libya ve Türkmenistan’da da işleri var) neye güveniyor? Kıbrıs’ta şu anda 16 bin yatak kapasitesine 2 yılda 10 bin yatak daha eklenecekmiş. Türkiye’nin her tarafından çapraz uçuşlarla ulaşım çok kolaylaşmış. Tabii buna bir de kumar ve sezonun uzunluğunu eklerseniz... Kıbrıs, lüks yatırımla Las Vegas olabilir mi? Bence daha güzeli olur! Çünkü Kıbrıs’ın mavi denizi, portakal bahçeleri, esintisi, küçük tepeleri, koyları, Las Vegas’ta yok ki. Orası çölün ortasında bir suni vaha! “KKTC’nin Las”ı yok ama “laz”ı çok. Girne Akdeniz’in başkenti olur mu? Olur, olur. Zaten yakında Türk’ten çok Avrupalı da olacak...