Türkiye, Dink dosyasını yeniden açmalı...

a
a
Perşembe, 16 Eylül 2010 - 05:00

Hrant Dink cinayeti bu ülkenin ayıbıdır, yüz karasıdır.

Göz göre göre öldürüldü. Polis öldürüleceğini öğrenmişti, biliyordu ve hiçbir önlem almadı. Sırf Ermeni asıllı olduğu ve bir kesimimizin duymaktan hoşlanmadığımız sözler sarf ettiğinden dolayı katledildi.

Devlet, Dink’e daha önceden takmıştı. Sarf ettiği bazı sözlerin “Türklüğe hakaret” olduğunu ileri süren savcılar, ünlü 301’inci maddeden dava açtılar. Şimdi sıkı durun: Mahkeme Dink’i beraat ettirdi. Bu cezayı kim tersine çevirdi biliyor musunuz: Yargıtay.

Yargıtay, mahkemenin kararını değiştirip “Türklüğe hakaret” unsuru olduğunu belirtti ve mahkum olmasını sağladı.

Ne garip bir tutum değil mi?

[[HAFTAYA]]

Daha büyük, daha geniş düşünmesi gereken Yargıtay, bu kararıyla 301’i en dar şekliyle yorumlamış oldu. Cinayeti işleyenlerin üstünde bu kararın da etkisi olduğunu mahkeme safhasında açıkça gördük. Bu karar, Dink’in kötü adam olarak gösterilmesine neden oldu.

Gelelim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) son kararına. Açılan davada AİHM, Türkiye’nin ayıbını yüzüne vurdu. T.C.’nin Dink’in yaşama hakkını koruyamadığı sonucuna vardı.

Bu kararı Türkiye kabul etti. Doğrusunu yaptı. Aksi olsa, kendi kendini inkar etmiş olurdu. AİHM’nin eski yargıcı Rıza Türmen, dün CNN TÜRK’te durumu çok güzel analiz etti ve durumu net şekilde ortaya koydu. Bakın, Türkiye neleri kabul etti:

1) Evet, devlet bilmesine rağmen Dink’i hayatta tutabilmek için gereken önlemleri alamadı. Trabzon ve İstanbul Emniyetleri bir şeyler olacağını bilmelerine rağmen harekete geçmediler.

2) Evet, cinayet hakkındaki ihbarları gereken etkinlikte soruşturamadık. Trabzon Emniyeti, İstanbul polisine bazı ihbarların geldiğini bildirmesine rağmen kendi hiçbir önlem almamış, bu ihbarları değerlendirmemiştir.

3) Evet, İstanbul polisi gelen ihbarları değerlendirmedi ve önlem alamadı. Özetle Dink’in yaşama hakkı korunamadı.

Türkiye, bu tutumuyla sorumluluğunu yüklenmiş oldu. Hükümet eski bir ayıbı örtmeye çalışmadı, kendine güvenerek suçunu yüklendi. Eğer ayrıntıları bilmiyorsanız, lütfen bu yaklaşıma sinirlenmeyin.

Tuba Çandar’ın “HRANT” adlı kitabını okuyun. Nefis bir çalışma yapmış. Ellerine sağlık. Neler yaşandığını, tanıklara dayanarak öğrenin.

Türkiye bundan sonra ne yapacak?

Şimdi şu soruyu sormamız gerekmiyor mu?

- Sorumluluğu kabullendiğimize göre, bundan sonra ne yapacağız? Konuyu kapatıp işi bitirecek miyiz? Yoksa ayıbımızı gerçekten affettirmek için dosyayı yeniden açıp gerçek sorumluları bulup çıkarma çabasına mı gireceğiz?

Benim tutumum çok açık: Mutlaka sorumlular yakalanmalı ve cezalandırılmalı.

Siz ne dersiniz?

Dosyayı kapatalım mı?

Yoksa harekete mi geçelim?

Gürsel Tekin, CHP’yi çekip çevirebilecek mi?

Bu yazıya CHP’nin durumu ne olacak, sorusunu sorarak başlamayı düşünüyordum ki, haber geldi.

Deniz Baykal, kurultay çağırısında bulundu.

CHP’nin en tipik refleksidir. Her sınavdan sonra, muhalefet kurultay çağırısında bulunur. Baykal, liderliği sırasında bu alışkanlıktan öylesine bıkmıştı ki, her önüne gelenin kurultay çığlığı atmaması için önlemler almıştı. Eskiden kendi verdiği yanıtı bugün Kemal Kılıçdaroğlu’ndan aldı.

Ancak ne olursa olsun, yine de CHP’de bir sorun var ve düzeltilmesi gerekiyor.

Bu açıdan en son gelişme Kılıçdaroğlu’nun epey bir gecikmeyle, Gürsel Tekin’i genel başkan yardımcılığına ataması oldu.

Gürsel Tekin, ayakları yere basan, genç, hırslı bir isim. Partinin yükünü taşıyabilecek ve halkın nabzını çok iyi tutan bir politikacı.

Tabii, bütün bu kaliteleri CHP’yi ayağa kaldırabileceği anlamına gelmiyor.

Nedeni de, parti teşkilatının dökülüyor olması.

Referandumdaki duruma bakın anlarsınız.

Kılıçdaroğlu’nun tek başına sürdürdüğü kampanya olmasa parti tam anlamıyla seyirci konumuna girecekti.

Hele hele liderlerinin nerede ve nasıl oy kullanacağıyla dahi ilgilenmeyen bir teşkilat düşünebiliyor musunuz?

Kılıçdaroğlu, tüm nezaketiyle sorumluluğu üstüne almış olsa dahi, gelişmeyi yakından izleyenler neyin ne olduğunu ve kimin sorumlu konumda olduğunu gayet iyi gördü.

Başlangıçta benim tahminim, CHP teşkilatı ve özellikle genel merkezin, 2011 genel seçimlerinden sonra kendine genel bir çekidüzen vereceği şeklindeydi. Ancak bugünkü manzaraya bakıyorum da, CHP’nin pek bekleyecek bir zamanı yok. Bu havada ve bu dağınıklıkta önümüzdeki seçimlere girmek ve bir sonuç beklemek çok güç.

Gürsel Tekin ne yapabilir?

Tek başına koskoca partiyi sırtlayamaz.

Kılıçdaroğlu inanır ve desteğini verirse, durum değişebilir.

Aksi halde CHP taraftarlarına yine hayal kırıklığı yaşatır.