Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Türkiye nereden nereye gidiyor?

Perşembe, 12 Ekim 2017 - 05:00

2011 yılında Birleşmiş Milletler’de; Türkiye, Peru ve Kanada’nın önerisiyle üye ülkelerde 11 Ekim’de Dünya Kız Çocukları Günü kutlanması kararlaştırılmış.

Aradan geçen beş yıl içinde Türkiye, oradan buraya, kız çocuklarının geleceğini karartacak kararlar alma noktasına nasıl geldi?

İnanması güç.

Parlamentonun açılır açılmaz ilk çıkarmaya çalıştığı yasa, nikahın müftülükler eliyle de kıyılabilmesi, yani dini nikahın yasal kabul edilmesi! Kadın dernekleri, kadın aktivistleri kazanılmış hakların geri alınması, laik devletten vazgeçilmesi demek olan bu uygulamaya karşı çıkıyor, bir milyondan fazla imza toplandı, seslerini duyurmak için her platformda konuşuyorlar.

Ve kadına şiddet deyince ilk akla gelen isim olan Canan Güllü’nün TBMM’ye girmesi yasaklanıyor!

Yok artık değil mi?

İstanbul Kadın Kuruluşları Temsilcisi Avukat Nazan Moroğlu, Fox TV’de İsmail Küçükkaya’nın sabah programına katılıyor ve bu anlamlı günde kız çocuklarının haklarını korumak için niye müftülerin nikah kıymasına karşı çıktıklarını, niye kızlar okuyacak diye ısrarlı olduklarını anlatıyor.

Söylediklerine kendilerini dindar kabul eden kadınların tepkileri içimi acıtıyor. Kendileri yanmış, kızlarının yanmasına da ateş yelliyorlar!

Senin kızın için

Bak bacım, güzel kardeşim, bu yazıyı sana yazıyorum: Sonuç olarak biz bu yasaya, karara karşı çıkan kadınlar var ya, okumuş, yazmış, hayatımızı kurtarmış, zaten kızlarımızı da okutacak kadınlarız. Biz sizin kızlarınız için bağırıyoruz!

Çünkü onlar bizim de kızlarımız, bu ülke, kadınları okursa, bilinçli, akıllı kadınlar olursa, demokrasi içinde kalkınan bir ülke olur.

Yoksa ben zaten kızımı imamla evlendirmem. Ben zaten kızımı 13 yaşında kocaya vermem! Ben zaten kızımı okuturum, meslek sahibi yaparım, çalışır, hakkını hukukunu korur.

Ben zaten, Allah göstermesin, başına gelirse, kirlendi diye kızımı tecavüzcüsünün koynuna imam nikahıyla sokmam! Biz senin kızın için, senin için yırtınıyoruz!

Boşanma yasası da komisyonda biliyor musun?

Kocan isterse boşayacak seni, malın mülkün yarısını da vermeyecek. O yasadaki hakları almak için de biz çırpınmıştık!

Kızını başını açıyorsunuz diye okula göndermiyordunuz, işte şimdi ilkokulda bile bağlıyorsunuz, neden öyleyse 4+4+4 sistemine geçildiğinden beri geçen yıl ilk 4’den sonra okuldan alınan kız çocuk sayısı 37 bin, 2’nci 4’ten sonra alınan kız çocuk sayısı ise 200 bine yakın! Ve bu çocukların ilkokul diplomaları bile yok.

Türkiye erken evlilikte Avrupa’da ikinci, Dünyada üçüncü. 15-16 yaş arasında doğum yapan anne sayısı 18 bin. Daha onlar çocuk oysa!

Son on yılda 15 yaşın altında 16 bin çocuğun evlendirildiğine de mi isyan etmeyeceksiniz? Ve emin olabilirsiniz ki onlar buna karşı çıkanların çocukları değil, sizin çocuklarınız, benim bana küfreden bacım.

Seçime hazırlık zamanı

Önay Alpago’yu 80’li yıllarda Devlet Bakanlığı yaptığı dönemden tanırım, o zaman daha henüz kadın ya da aile bakanlığı yok.

Devlet Bakanlığı adı altında, başbakanlığın bir odasında, bir kaç danışman ve personeliyle, bütçe yok, yasa yok, kadınlar için elinden geleni yapmaya çalışıyor.

Ne siyasetten, ne kadın konusunda çalışmaktan vazgeçmedi. En son çeşitli sivil toplum örgütleriyle birlikte İstanbul Dayanışma Platformu’nu kurmuşlar, onun 2019 seçimlerine kadar başkanlığını üstlenmiş, son referandumda ‘Hayır’ diyen gruplar arasındaki bağı hayatta tutmaya çalışan bir enerjiyle yola koyulmuşlar, yukarıdaki rakamların çoğu da ona ait.

İlk toplantıda ne yapılması gerektiği konusu hakkında herkes fikrini söyledi. En büyük zorluk, 2019’da seçim yapılırsa eğer, bunun meşru ve demokratik koşullarda yapılıp yapılmayacağıdır.

Referandumu hangi koşullarda yaptığımızı, çıkan sonuca inanmadığımızı daha unutmadık. Ondan sonrası ise muhalefetin ortak paydada buluşması meselesidir ki daha çok konuşuruz!