Uzanları 15 bavulun içindekiler bitirecek

Cuma, 26 Mart 2010 - 05:00

Geliştirdikleri bilgisayar programı sayesinde bir zamanlar sahibi oldukları İmar Bankası’na yatan mevduatın yüzde 90’ını devleten saklayıp ceplerine atan Uzanlar, Türkiye’nin başına bela olmaya devam ediyor. Uzanlar, Türkiye’den 20 milyar dolar istiyor. Bu parayı almak için de uluslararası alanda davalar açtılar. Davanın bir bölümü geçtiğimiz günlerde Paris’te görüldü. Uzanlar’ın bu parayı isteme nedenleri şu: ‘Devlet, Çukurova ve Kepez Elektrik’e haksız yere el koydu.’ Bazı gazetelere bakılırsa; Uzanlar bu davanın sonunda haklı bulunur, Türkiye de bu parayı ödemezse, ülke dışına uçtuklarında THY’nin uçaklarına, devletin yurt dışındaki gayrimenkullerine haciz konacakmış!

Gelin işin aslını anlatayım
Öncelikle şunu düzeltelim: Çukurova ve Kepez’e el konmadı, yalnızca imtiyaz sözleşmeleri iptal edildi. Uzanlar, 2003’te imtiyaz sözleşmeleri iptal edilmeden önce Çukurova ve Kepez’in hisselerini Kıbrıs Rum Kesimi’nde kurulan Libananco’ya sattıklarını iddia ediyorlar. Çukurova ve Kepez’in yüzde 60’ını aldığını iddia eden Libananco’nun sahibiyse Uzanlar adına hareket eden ve hakkında Interpol’ün kırmızı bülten çıkardığı Ali Cenk Türkan. Libananco uğradığı zarara karşılık 10.1 milyar dolar (faiziyle 20 milyar dolar) tazminat istiyor. Amerika’nın başkenti Washington’daki ‘Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıkları Çözüm Merkezi’ne dava açtılar. Libananco, şikayet dilekçesi ile birlikte Cem Uzan, Hakan Uzan ve Ali Cenk Türkan’ın yazılı ifadelerini mahkemeye sundu.
Türkiye Cumhuriyeti Enerji Bakanlığı, Libananco’nun paravan şirket olduğunu, hisse satış sözleşmelerinin de gerçek olmadığını iddia etti. Bakanlık, ‘Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıkları Çözüm Merkezi’nin de bu davaya bakmaya yetkili olmadığını belirterek, önce bu durumun karara bağlanmasını talep etti. ‘Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıkları Çözüm Merkezi’nin bu davaya bakmaya yetkili olduğu yönünde bir karar çıkarsa o zaman merkez dosyayı esastan ele alabilecek. Bu da en az 3 yıl demek. Ama basındaki haberlere bakarsanız; Türkiye davayı ha kaybetti ha kaybedecek. İşte Paris’te dün biten duruşmalar da ‘Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıkları Çözüm Merkezi’nin bu yetkiye sahip olup olmadığının belirlenmesiyle ilgiliydi.

Uzan’ın basındaki gücü
Türkiye, ‘Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıkları Çözüm Merkezi’nin yetkilerine itiraz ederken, daha önce yazılı ifade vermiş olan Uzan kardeşler ile Ali Cenk Türkan’ın da Paris’te çapraz sorguya alınmasını istedi. Mahkeme bunu kabul etti ve kırmızı bültenle uluslararası alanda aranan Hakan Uzan’a geçici dokunulmazlık tanıyarak ifade vermesini sağladı. 23 Mart günü başlayan duruşmaya Türkiye’nin avukatları 15 bavul dolusu evrakla gitti ve Hakan Uzan’ı toplam 14 saat sorguladı. Soruları bir avukat sordu, 17’si de ona destek oldu. Hakan Uzan, sonunda Libananco’nun, ağabeyi Cem Uzan’ın olduğunu söyledi. Ama bu sözler davanın akışında çok büyük değişiklik yapmayacak. Çünkü mahkeme şirketin kime ait olduğuna değil, nerede kurulduğuna bakıyor. Hakan Uzan birçok şeye cevap veremedi. Türkiye’nin avukatları ayrıntı vermiyor, gelişmeleri olumlu değerlendirmekle yetiniyorlar. Enerji Bakanlığı, Libananco’ya devir işleminin muvazaalı (anlaşmalı) ve geçmişe dönük olarak gerçekleştiğini ispatlarsa Türkiye kazanan taraf olacak. Böyle bir ihtimal hiç de uzak değil. Çünkü, Paris’e götürülen 15 bavul içinde Uzanların sahte evrak düzenlediklerine ilişkin Türkiye’deki mahkeme dosyaları yanında Amerika, İngiltere ve diğer ülkelerdeki mahkeme evrakları da yer alıyor. Doğrusu, Libananco davasında elleri bu kadar zayıf olan Uzanların kendilerini Türkiye’de bazı medyada nasıl bu kadar güçlü gösterebildiklerine şaşırıyorum. Aklıma gelen şu: Uzanlar, Türkiye’nin Libananco davasını kaybedeceği havasını yayıyor. Acaba bu havayı yaymaktaki amaç, davayı geri çekmek için hükümetle pazarlık yapmak mı?

12 Eylülcülere dokun milletvekiline dokunma

26 maddeden oluşan ‘Anayasa Değişikliği Paketi’nin sadece 1-2 maddesini ele alıp eleştirmek yanlışmış. Pakete bütün olarak bakmak lazımmış. AK Partililer böyle diyor. Ama ben bir maddeye takılacağım! 12 Eylül darbesini yapanların yargılanmasını engelleyen, Anayasa’nın geçici 15’inci maddesinin kaldırılması düşüncesi bana eksik geliyor.
Tamam, darbe yapanı yargılamak gerekir. Buna itirazım yok. AK Parti’nin Anayasa paketi kabul edilirse, darbe yapanlar yargılanacak ama yüz kızartıcı suç işlemiş olan milletvekilleri dokunulmazlık zırhları sayesinde korunmaya devam edecek. Şu anda milletvekillerine ait 587 suç dosyası TBMM’de bekliyor. TBMM dokunulmazlıklarını kaldırırsa bu milletvekilleri yargılanacak. Bunlardan 250-260 tanesi Anayasa’nın 76’ncı maddesinde belirtilen doğrudan milletvekili seçilmeye engel oluşturacak nitelikteki suçlar.
Anayasa’nın 76’ncı maddesi şöyle der: “Zimmet, ihtilâs, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, hileli iflas gibi yüz kızartıcı suçlarla, kaçakçılık, resmi ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, devlet sırlarını açığa vurma, terör eylemlerine katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçlarından biriyle hüküm giymiş olanlar, affa uğramış olsalar bile milletvekili seçilemezler.” Anayasa yenilenirse; 12 Eylül’cüler yargılanacak. Anayasa yenilenirse; suçlu milletvekillerine yine de kimse dokunamayacak. Böyle eşitlik ve adalet olur mu?