'Yahu başkanlık sistemindeyiz'

Pazar, 03 Eylül 2017 - 05:00

Hepimiz uyurken, yine iki KHK çıkıverdi. Hadi benim uykum ağırdır diyelim, hafif olanlar da bir çıt bile duymadı. Artık alışmamız lazım düzen böyle işliyor. Peki neler oldu o gece? En önemlisi MİT Saray’a bağlandı. Neden? Devletin başının istihbaratı hemen alıp, hemen gereken adımları atması içinmiş.

Devletin başı ayrıca CHP’den de şikayetçi. “Hâlâ parlamenter sistemde olduğumuzu sanıp suyu bulandırıyorlar. Yahu başkanlık sistemindeyiz. Halk böyle istedi” diyor. KHK’larla görünen o ki Meclis lağvedildi. Yine böyle bir KHK gecesinde Erdoğan’ın emriyle tüm vekiller gözaltına alınabilir. Devamında da, “Rejim şu KHK ile değişmiş ve şu rejime geçilmiştir” denilebilir. Baksanıza iki yeni KHK ile ne kararlar alındı. Köşelerden çıkan seslerin ise hiç önemi yok. Ne değişecek ki? 120’si akademisyen, 928 kamu görevlisi daha ihraç edildi. İhraç sayısı 110 bine ulaşmış. Ses seda yok.

Sadece rakam konuşuluyor. Vah vah diye. Bu arada Cumhurbaşkanımızın bir de hedefi var. “Batıyı aşacak gençlik yetiştirmemiz lazım” diyor. Tabii ki, geç bile kaldık. Müspet ilimlerde, fende yarışta olmamız lazım da, dini ilimlerde kimle yarışacağız acaba? Söyleyene sormak lazım. Yine kafama takılan bir başkan sözü: “Kefenlerinizi giymeye hazır mısınız?” Peki, Batı’yı aşacak gençlik bu yarışta kefen giyerek mi olacak. Demek ki kefen de bir müspet ilimmiş haberimiz yok. Uzak kalmışız. Suç bizde.

REZİLLİĞİN HAVASI KAÇTI
 
Türkiye, Diyanet’in ‘Afet’ dediği amcayeğen rezilliğine bağlanmışken, cinayet ve intihar olayı ile gündem değiştirdi. Rezil ilişki tam soğuyacaktı Bodrum Başsavcısı altını yakıverdi. Isıtacakmış.

Gelelim Vatan Şaşmaz olayına. Bir otel odasında biten iki hayata. Önce platonik aşk denildi ama, sonra birkaç sene yaşanmışlık çıktı meydana. Vatan, hayatına yeni bir şekil verince de, eski mankenin bunu yedirememesi. Ama ümidini de asla kaybetmemesi. Ta ki hamileliği duyana kadar. İşte bu noktada ‘saplantı’ silahlanmış.

Hem de hükümet sözcüsü Ünal’ın dediğine göre, AKP hükümetlerinin silahlanma konusundaki hassasiyetine (!) rağmen. Olay oldu, hayatlar söndü, gazetecilere malzeme üreten, önce yeğenler, sonra da kirli çamaşırlarıyla iki ağabey ortaya çıktı. Neden, niçinlere yakıştırmalar bitmedi.

Şimdilik akrabalar ve sosyal bilirkişiler üretip duruyorlar. Bir de 3-5 trilyon lira ürettiler. 11 yılda buhar olan. Ve bu para da Vatan Şaşmaz’ın hayatında hiç farkedilmiyor. Sonra da nasıl oluyorsa 130 bin dolara fit olunuyor. Daha çok okuruz. Geride kalan Vatan’ın annesi ile dört aylık hamile eşinin, cenazede elele duruşları ise yüreğine taş basmanın sessiz görüntüsüydü. Derler ya; kaderin önüne geçilmiyor.

BELEDİYE HAKLI

  Gurbetçilerimiz tatil dönüşü Kapıkule’de Bulgarlar işi yavaştan alınca 5 kilometreyi aşan kuyruklarda çoluk çocuk çile çektiler. Ama ne var ki, çilenin çöplerini de orta refüje attılar. Görüntü felaketti.

Pekii, bu gurbetçilerin bir kısmının oturduğu Duisburg Belediyesi’nin, çöp kutularına “Mehmet çöpünü buraya at” diye yazmasına kızmaya hakları var mı diye düşünüyorum. Sizce var mı?

AHH İSTANBUL

Bağdat Caddesi Forumu’nun sayfasında gördüm. 1954 yılından bir fotoğraf. Bir bayram günü Kadıköy’den Karaköy’e gelenler iskelede üst ve alt kattan çıkıyorlar. 65 yıl önceki kadın ve erkeklerin kıyafetlerine bakın. Şıklığa, zarafete, şapkalarına ve intizama... Ben o günleri çook özlüyorum. Eminim benden sonraki nesil de... Ama geriye dönüş yok. Geçti o devir.

Hayalde de olsa ben döndüm. Şöyle ki: O fotoğrafın çekildiği gün belki de daha geç bir vapurda biz vardık. Annem, babam, kardeşim ve ben. Erenköy’de oturan anneanne ve dedemize bayram ziyaretinden Cağaloğlu’ndaki evimize dönmek için. Gel de hey gidi günler hey diye hayıflanma.

TEPKİ…SİZLİK

Ünlü virtüöz piyanonun başına oturup, salonu hınca hınç dolduran dinleyicilerin önünde konserine başladı. Ancak tuşlara basıyor ama telleri önceden sökülmüş piyanodan hiçbir ses çıkmıyordu. Dinleyiciler birbirlerine bakıyor ama nedense tepki gösteremiyorlardı. İki saat sonra virtüöz yerinden kalkarak büyük bir ciddiyetle onları selamladı. Salon alkıştan inliyordu.

İngiltere’de yaşanan bu olaydan sonra piyanist kendisiyle röportaj yapan televizyoncuya diyordu ki: “İnsanlardaki tepkisizliğin nereye kadar varacağını öğrenmek istedim. Meğer sınırı yokmuş.” Türkiye’ye gelse hiç şaşırmaz. Tepkisizlik bizde ‘tavan’ yaptığı için.

Fark yok ama…

 Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylediğine göre, Malazgirt’te 50 bin genç “Tek millet, Tek bayrak, Tek vatan, Tek devlet” diye bağırmış. Çanakkale’ye giden onbinler ise, “Türk Milleti, Türk Bayrağı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti” diye bağırmışlardır. Zaten kimse Malazgirt’le Çanakkale’yi ayırmıyor. Ama Alparslan’la Atatürk arasında asırlarca fark var.

Bu yüzden de Atatürk bize daha yakın. Daha çağdaş. Bu vatanda yaşamamızı sağlayan kişi. Borçluyuz. Ödememizi ise severek, sayarak ve anarak eda ediyoruz.

Bırakmayın

Atatürk heykellerine zarar vererek, çevresinde şöhret olmayı hedefleyen yobazlar son günlerde azıttılar. Bakıyorlar, çekici, baltayı sallayana bir şey olmuyor, bir de meczup zırhı ile ortalıkta dolaşıyorlar.

Atatürk yetmedi Zübeyde Hanım’ın büstünü bile yok ettiler. Ceza lazım ceza. Caydırıcı. Bir ay sonra tahliye değil. Sayın hakimler bırakmayın bu adamları.
Yandex.Metrica