Yaşasın!..

Perşembe, 21 Ocak 2010 - 05:00

Demek ki olabiliyormuş.

Bir hafta arayla art arda gelen iki olayda ne güzel bir ortak ruh sergiledik.

Birincisi... Malûm diplomatik kriz... Kıt zekâlı bir Dışişleri memuru’nun, İsrail’deki Türk Büyükelçisine yaptığı ayıp... Hani şu, alçak koltuk-yüksek iskemle meselesi.

Çoktandır hasret kaldığımız bir ulusal birlik ve beraberliğe götürdü bizi...

Özellikle medya çok iyi sınav verdi.

***

İkincisi... Cezaevinden çıkan şu malûm zat... Kahramanmış gibi karşılanışı... Peşindeki gazeteci ordusu... Ve kötü şöhretin servete tahvili için ortam hazırlanışı.

İşte... Çoktandır hasret kaldığımız bir basiret, hemen kendini gösterdi... Medyanın âkil adamları çok güzel tavır koydu... Sonra o tavır yaygınlaştı... Ve o zat’la ilgili haberler, lâyık olduğu çizgiye çekildi.

***

Yaşasın.

Demek ki olabiliyormuş.

Sessiz bir mutabakat, içimizdeki şâheseri pekâla uyandırabiliyormuş.

Bunu bize kimse emretmedi.

Bizi hiçbir kanun zorlamadı buna.

Ne meclis baskı kurdu üstümüzde, ne devlet, ne de yargı.

Kendimizi kendimiz denetledik.

Hâlâ da denetliyoruz.

Sevincimden uçacak gibiyim.

*** 

Şimdi şuraya gelmek istiyorum.

Medyada bedava reklamını yaptıran bölücü-sokak hareketleri var ya... Hani çoluk çocuğun orayı burayı yakıp yıkarak şiddet saçtığı gösteriler...

Bizim de oyuna gelip on kere yirmi kere tekrarladığımız o görüntüler.

- Diyorum ki arkadaşlar!.. Geliniz aynı basireti burada da gösterelim.

O haberleri belli bir çizgiye çekelim.

Vay, sansür ha?

Yok yahu, sansür değil.

Akıl ve mantık.

Ulusal ruh ve ortak sorumluluk.

- Özdenetim bu.

Yapalım bunu.

Çünkü biz bu özdenetimi yapmazsak, yarın öbürgün birisi gelir, tepeden bir denetim yapar.

.........

Başka dallarda, başka önerilerim de var ama söyleyemiyorum. Bana sansürcübaşı dersiniz diye korkuyorum.