Yaz tatili yerine savaşa mı gidiyoruz?

Cumartesi, 25 Haziran 2011 - 05:00

Çok gergin geçen seçimden sonra Türkiye’de kritik konuları sükunetle konuşabileceğimizi düşünmüştük. Olmadı, hevesimiz kursağımızda kaldı. Peki, özellikle Güneydoğu’da neden tansiyon yükseliyor? Yüksek Seçim Kurulu (YSK), BDP’li Hatip Dicle’nin milletvekilliğini düşürünce BDP destekli bağımsız vekiller meclise gitmeme kararı aldı. PKK, bu karara destek verdi. PKK liderlerinden Murat Karayılan bu durumun savaş nedeni sayılabileceğini ilan etti. Karayılan’ın tehdit içeren sözlerinin fazlaca bir etki yarattığını sanmıyorum.

[[HAFTAYA]]

Sanki 1980’lerden beri Türkiye’de farklı bir durum mu var? PKK’nın saldırılarında şimdiye kadar binlerce masum insan hayatını kaybetmedi mi? Geçmişte devlet adına hareket eden bazı kesimlerin Güneydoğu’da halkın burnundan getirdiğine şahit olduk ama geçmişle hesaplaşmak için çok güçlü bir irade var. Türkiye bugün hiç olmadığı kadar güçlü bir arzuyla şiddet döngüsünü kırmak istiyor. İş dünyası, siyasetçisi, basını ve kamuoyuyla buna çok hazır atmosferde olduğumuzu düşünüyorum.

Türkler ve Kürtler, Türkiye’de hiçbir zaman birbirine sırtını dönmedi. Ben kolay kolay bu noktaya gidileceğini de sanmıyorum. Demokratik ve barışçı çözümler için bütün yolları zorlamanın zamanıdır. Seçimden sonra toplumun bütün kesimleriyle diyalog kurmak adına önemli bir çıkış yapan ve elini uzatan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Kürt meselesinde de çözüm yönünde aktif bir inisiyatif alacağına inanıyorum.

Birand bu hastalığı da yenecek

Gazetemizin başyazarı ve Kanal D Anchorman’i Mehmet Ali Birand dün çok uzun süren ve hayli zor bir ameliyat geçirdi. Birand, Türk basınının hiç kuşku yok ki en çalışkan ve üretken isimlerinden biri. Bu tempolara alışmış bir gazeteci için uzun süre işten güçten ayrı kalmak, her şeyden daha zordur. Bu nedenle bir an önce sağlığına kavuşup işinin başına geçmesini umuyorum. Zorluklarla mücadele etmeyi çok iyi beceren Birand, eminim ki bu hastalığı da yenecektir.

Suriye’de geri dönüş zor

Diğer bir çatışma cephesi Ortadoğu’da, yanı başımızda. Bence bu “Arap Baharı” ifadesini çıkaranların aklından zoru var. “Bahar” dedikleri olaylarda Libya, Tunus, Mısır ve Suriye’de binlerce kişi hayatını kaybetti. Böyle devam ederse Suriye’deki olaylar Libya’dakini gölgede bırakacak. Batı basınında Suriye-Türkiye sınırında iki ülke silahlı kuvvetlerinin karşı karşıya gelme ihtimalinden bile söz ediliyor. Avrupa Birliği yaptırımları sıkılaştırma kararı aldı. Fransa Beşar Esad rejiminin süremeyeceğini açıkladı. Bölgedeki kırılgan atmosfer nedeniyle Amerika biraz daha sessiz ve uzaktan izlemede. Washington’ın bu tutumunda Türkiye’nin başlattığı girişimlere şans tanıma isteği de var.

Göreve geldiği günden bu yana Suriye ile iyi ilişkiler kurulmasını dış politika pratiğinin sembolü olarak gören Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, hiç kuşku yok ki Suriye’deki olayları durdurabilmek için dünyada en çok çalışan insanlardan biri. Şimdiki Suriye yönetiminin akıbeti ne olursa olsun Şam-Ankara ilişkileri bu süreçte epey yara aldı. Hiçbir zaman baba Esad dönemindeki kadar kötü olmaz; çünkü hem Suriye halkında büyük bir Türkiye sempatisi var hem de açıkçası Şam’ın Ankara’ya ihtiyacı büyük. Ancak bir süre daha patinaj yapılacağı açık.