YÜZÜ GÜLEÇ, KENDİ YAMAN BÜFECİ DOSTUM

05 Mart 2011, Cumartesi 05:00
AA

Gurbet ozanı Karacaoğlan der ki; “Göğce idi benim yerim durağım/Evvel yakın idim şimdi ırağım...” Aslen Osmaniyeli Rıfat Besen dostum da askerlik sonrası yolu İstanbul’a düşen ve orada kalan nice gurbetçiden biridir. Handiyse 20 yıla varır tanışıklığımız.

Üniversite çıkışı Beşiktaş İskelesi’ne doğru onun mütevazı büfesinin önünden geçe geçe, önce selamlaşmaya başladık. Arada bir, çayını içer ve zamanla kebap masasında da muhabbet eder olduk. Osmaniyeli ya, Adanalı gibi, Antepli gibi kebapsız yapamaz. Osmaniye’nin köklü ailelerinden ‘Elif Hatunlar’dan.

Akrabalarıyla arası bozulan öğretmen dedesi Besnekler soyadını Besen’e çevirtmiş. Babasının bir otobüsü var, taşımacılık yapıyormuş. Eşi, üçü erkek ikisi kız çocuklarıyla, şükür gül gibi yaşarlarmış. Derken, babası otobüsü satıp tamir ve torna atölyesi açmış. 7 Ocak İlkokulu’nu bitiren Rıfat ortaokula başlar, gelgelelim okumaya pek gönlü yoktur. Babasının yanına çırak olur.

Önce, müzik delisi abisi Ümit askere gider, döner. Sıra Rıfat’tadır. Askerdeyken, abisinin ilk plağı çıkar, arabesk dünyasında bir anda ünlenir. Terhis sonrası, bir süre daha atölyede çalışan Rıfat, sonunda babasının deyişiyle “Ümit Besen’in ışığına”, kapağı İstanbul’a atar. Büyük şehir, Osmaniye’ye göre yepyeni bir dünya.
Dahası, öteden beri pek anlaşamadığı babası da tepesinde değil! Beş yıl boyunca, kulisten turnelere, abisinin her işiyle ilgilenir Rıfat. Ardından, bu kez kendi kanatlarıyla uçmak için, Beşiktaş Çırağan Caddesi üzerinde Kırmızı-Beyaz adını verdiği bir büfe açar.

Yıl 1987. İşleri iyidir o zamanlar. Çevredeki dersanelerden çıkan öğrenciler soluğu bizim büfecide alırlar, tostları ve özellikle “acılı hamburger”i lezzetlidir. “Hamburger’i iyi yapardım, kaliteli etten. Çocukları McDonald’s düşkünü veliler, acılı hamburgeri bende yerlerdi...” 1989’da evlendi Rıfat. Bir arkadaş toplantısında tanıştırılmışlardı. Tesadüf bu ya, kızımız da Adanalı.

Kalbinde sorun ile doğan ilk çocukları ameliyat sonrası 14 aylıkken öldü. 1993’de oğulları Sercan doğdu, Turizm Meslek Lisesi son sınıfta şimdi. Ne var ki, hanımla geçinemediler, ayrıldılar. Çocuk annesinin yanında kaldı. Anne bir havayolunda işe girdi, işinde usta bir hostes oldu. Boşansalar da tek çocuklarının üzerine titrerler, harçlığını üstünü başını eksik etmezler. Rıfat’ın büfesi ayaküstü ya, gelen giden arkadaşı çok olur.

Pazarlamacı Abdullah, kabzımal Ahmet, diş doktoru Nail, müteahhit Yaşar, emekli Ahmet ve kadim dostu olan askerlik arkadaşı Erdoğan ona uğramadan edemez. İşyeri komşuları, patlak oto lastiklerine can veren Halil, bağlama ve gitar satan Sivaslı Kamil ile de neşeli sohbetler gırla... Arada bir, büfenin altına düşen küçücük bahçede tavla partileri, mangal sefaları; “herkes dumana gelir”...

Şimdi gezme zamanı
Yıllar ne kadar da çabuk geçti. Dersaneler bir bir kapandı, yerine üniversite kuruldu, kendi kantinini açtı. Civarda simitevi, pizzacı, sandviççi, köfteciler de boy gösterince işleri iyiden iyiye düştü. Parada pulda gözü olmayan, biraz da hovarda yaradılışlı Rıfat’ın elinde yok ki, artık köhneyen Kırmızı- Beyaz büfesini yenilesin, günün modasına uygun “gösterişli” bir atılım yapabilsin...
Artık acılı burger yapmasa da peynirli, domatesli, maydanozlu Ayvalık tostunda üstüne yoktur ama bilen, duyan kaç kişi? Üstüne üstlük son zamanlarda sağlığı bozuldu. Önce, basit bir soğuk algınlığı sandık. Uzayıp, doktora gidince durumun daha ciddi olduğu anlaşıldı. Bir süre hastanede yattı. Ameliyata gerek yoktu ama boğaz lenflerinin durumu pek parlak değildi.

Bronşlar da tıkalıydı. Tedaviye geçildi. Allah var, abisi Ümit seferber oldu, doktor, hastane, ilaç, ne gerekiyorsa tüm acil masraflarını üstlendi. Taburcu olduktan sonra Rıfat aylarca çalışmadı. Osmaniye’de dinlendi. Ama hiçbir kandil ya da bayram, telefon açmayı, hatırımı sormayı ihmal etmedi. Vefalı, güzel insandır zaten.

Artık sigara ve içki yasaktı ona. Güç topladı, morali düzeldi, İstanbul’a döndü. Büfeyi yeniden açtı ama gönülsüz. Yakında birilerine devredip satarsa şaşırmam. İyi de olur. Bunca yıldır çalışıyor, dükkanda tek tüfek, zor iş. Artık biraz gezip tozsun, rahat etsin. Gündelik yaşamın gerilimine ne gerek? Ümit Besen abisi onu, arada bir yurt içi turnelerine götürüyor, özel konuğu olarak. Şükür, kimseye muhtaç değil. Ailesi zaten kapı gibi arkasında.

Onu tanıyanlara sorun, Rıfat Besen, dürüst ve cömert yaradılışlı, dostluğa çok önem veren, “delikanlı” bir muhabbet adamıdır. Keyifle çayımızı içer, kebabımızı yeriz birlikte. Ama ille de deniz kenarında olacak. Bizim Osmaniyeli, bu İstanbul’un en çok denizini sever çünkü. Karacaoğlan der ki; “Yiğidin ey’sini neden bileyim/Yüzü güleç, kendi yaman olmalı...” Bilin, büfeci Rıfat da aynen böyledir.

26.02.2011 tarihli Posta Gazetesi'nden alınmıştır...