Nolucak şimdi...

05 Haziran 2016, Pazar 16:00
AA

Şimdiye kadar ne olduysa aynen tekrarlanacak. Oylama öncesi susan herkes konuşacak.

Hassasiyetimiz iletilecek. “Direneceğiz” (Neye direneceksek) denilecek. Hemen büyükelçimiz çağrılacak. Zaten o geldi bile.

Akrabaları ile hasret giderip geri dönecek. Bu arada bir de nota sallarız tabii.

Mülteciler için “Yollarım haa” tehditleri savrulacak. Çünkü Almanya öncesi 28 ülke ile böyle oldu. Amerika’da 41 eyalet de kabul etti, ne oldu? A

merika başkanı soykırım diyecek mi, demiyecek mi diye hep fal açtık.

Obama sırasını savdı. Şimdi yenisinin ağzının içine bakacağız. Avrupa Konseyi, parlamentosu, pek çok uluslararası kuruluş kabul etti, ne oldu? Sonuç: Hiç merak etmeyin değişen hiçbir şey olmayacak.

Sadece milleti aşka getirmek için, Erdoğan’ın konuşmalarına, Almanya paragrafı eklenecek. O da tam istediği gibi esecek. “Tanımıyoruz.

Bizim için yok hükmünde. Asıl soykırımı yapan sizlersiniz” diyecek hepsi bu.

Benim içimi acıtan ise 11 Türk asıllı Alman’ın “Evet” demesiydi. Biri bile, “Hayır” diyen Alman kadın kadar olamadılar.

Yazıklar olsun. Hele hele, tasarının mimarı, o yeşil değil kapkara Cem Özdemir elime geçse...

44 doktora bir diploma etmez mi?

30 yıldır iktidarda olan başkanı Yoweri Museveni, “Dünyada en kötü 10 diktatörden biri” gösterilen Uganda’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’a fahri doktora ünvanı verildi.

Böylece Erdoğan’ın doktora ve cübbe sayısı 44’e çıktı.

Biz de hala üniversite diplaması var mı, yok mu, varsa sahte mi diye tartışıp duruyoruz. Bizim üniversiteleri bırakın, yabancı üniversiteler nasıl veriyor bu doktoraları?

Tabii, kendi ülkelerinde (Afrika hariç) sahte diplomalı bir başkan konu dahi olamayacağı için adamlar güveniyor.

İnşallah bu güvenlerinde onları bir gün yanıltmayız. “Biz n’apmışız” demezler. Bu diploma meselesinin boyuna kaşınması da çok doğal.

Ne okulunun diploma arşivine ulaşılıyor, ne de üniversitesi bir açıklama yapıyor.

Bir bilirkişi raporu ortaya çıktı, ona bile sahte dendi. Kuruluşun başkanı, “Biz böyle bir inceleme yapmadık” dedi.

Mesele biraz daha uzarsa demokratik bir ülkede işi mahkeme çözer. Ama Türkiye Cumhurbaşkanı, “Ben yargının da başıyım” derse, gelin çıkın işin içinden.

Daha çoook konuşuruz.

ÜSTÜ KALSIN

Kadir Topbaş’a Rusya’nın Tataristan Cumhuriyeti’nde adına şeref, onur, liyakat ne derseniz deyin madalya takılınca, hemen ilk söylediği söz, Türkiye ile Rusya arasında bozulan ilişkilerin düzeleceğine inandığı oldu. Her şey bir madalya ile bitiyorsa eğer. Yuppiii...

O madalyalardan 7 tane de bende var. Türkiye için hemen hepsini vermeye hazırım. Aramızdaki ticaret ve turizm bir madalya ile tekrar eski haline dönecekse eğer, bu 7 madalya belki süreci çabuklaştırır.

O zaman da ben nasıl dolaşırım tahmin edebiliyor musunuz?

Topbaş biri ile böylesine ümitli sonra...

UNUTTUK

Gezi’nin üçüncü yıldönümünü yaşadık. Tabii bariyerlerin ve TOMA’ların izin verdiği kadar.

Ölülerimiz ve o günler köşelerde yine hatırlandı. Ancak bir kişinin adı hiç geçmedi. Otelinin kapılarını açıp, yüzlerce kişiye kol kanat geren rahmetli Mustafa Koç’un.

Gezi ve sonrasında her tehdide göğüs germiş, insanlık dersi vermişti. Cüssesinden büyük yüreği olan güzel adam, mekanın cennet olsun.

Kıskanmaya devam

Cumhurbaşkanımızın edindiği istihbarata göre, Marmaray’ımız, üçüncü köprü ve havaalanımız, Körfez köprümüz ve metrolarımızı gördükçe Avrupalılar bizi kıskanıyormuş.

Doğru galiba. Baksanıza bizimle yarışabilmek için, Alpler’in 2300 metre altından 57 kilometrelik tren yolu tünelini açtılar.

Zürih’le Milano’nun arasını bir saat kısaltabilmek için. ‘Görmemişin oğlu olmuş...’ derler ya. Öyle mi?

Biz de İstanbul-İzmir arasını 3.5 saate indirelim, Boğazın altında 2 katlı tünelimizi bitirelim de görün. Bey mi yaman, el mi yamanmış. Kıskanmaya devam edin!