AK Parti faturanın farkında ancak çekiniyor...

29 Mart 2011, Salı 05:00
AA

İmamın Ordusu kitabı hakkındaki soruşturma öylesine bir karmaşa yarattı ki, kimse işin içinden çıkamıyor. Anlaşılır veya mantığa sığacak hiçbir yanı yok. Dışarıdan baktığınızda, medya haberlerine göre, bu işe ilk polis el atıyor. Bulgularını savcılara bildiriyor. Onlar da büyük bir altın madeni bulmuşçasına dünya literatürüne geçecek bir örnek yaratarak daha taslak halindeki bir kitaba soruşturma başlatmakla kalmıyor, taslak kopyalarını toplattığı gibi, bilgisayar disklerindekileri de imha ettiriyor. Her yazışımda gülesim tutuyor.

[[HAFTAYA]]

Hâlâ böylesine geri kafalı yaklaşım ve uygulamaların geçerli olduğu, böyle yargı anlayışına sahip olan bir ülkede yaşadığımdan dolayı üzüntü duyuyorum, bir gazeteci olarak utanıyorum. Türk toplumunun buna layık olmadığına inanıyorum. Peki, bu ülkenin büyük bölümü benim gibi düşünüyor da, bu ülkeyi yöneten iktidar ne yapıyor? Son günlerde onlar da durumun vahametini açıkça görmeye başladılar. Her zamanki gibi, toplumun vicdanı sayılan Bülent Arınç, ilk adımı attı. Ardından da diğer bakanlar uygulamanın mantıksızlığına dikkat çektiler.

Faturanın giderek büyüdüğünün ve iktidar partisine çıkarıldığının farkına vardılar. Gün geçtikçe, bir çıkış yolu bulunmadıkça da, bu faturanın büyüyeceğini görüyorlar. Bu tepkiler zincirinin en zayıf halkası, ne yazık ki hâlâ Başbakan Erdoğan. Olayı tamamen yargının üzerine bırakıyor, iktidarın bu işin dışında olduğunu söylüyor ancak bir adım daha atıp, bu uygulamanın kabul edilemeyeceğini söyleyemiyor. Büyük olasılıkla, Ergenekon sürecine eleştirisel yaklaşıyormuş izlenimi vermemeye çalışıyor. İstediği zaman son derece keskin biçimde kullandığı dili, bir türlü varmıyor.

Bu süreci yürüten polis-savcı-yargıç üçlüsünü kollamak ve korumak ister gibi bir tutumu var. Oysa geçmişte yargıyı açık açık eleştirdiği hatta yerden yere vurduğu nice örnekler yaşadık. Hadi ülkedeki genel kanıya kulak tıkayalım ve iktidar partisinin gerçekten yargıya müdahale edemeyeceği varsayımından hareket edelim. Polise de mi müdahale edilemiyor?

Polise, uygulamaların sadece ülkedeki dengeleri altüst ettiğini, gereksiz şekilde faturanın da AK Parti’ye çıkarıldığını da söyleyemiyorlar mı? Yapmayın Allah rızası için... Bu ülkede her iktidarın işine geldiğinde hem polise hem de yargıya müdahale ettiği bilinir. Doğru olmasa dahi, böyle bir inanış vardır. Bakalım AK Parti gerçeği görüp, zararın neresinden dönecek?

Ağır hasar gören Gülen cemaati tepkili ancak onlar da suskun...

Faturanın biri AK Parti’ye çıkarılıyorsa, diğeri ve belki de daha ağırı Fethullah Gülen cemaatine çıkarılıyor. Bundan önce Hanefi Avcı’nın yazdığı kitap ve ardından tutuklanma olayında da aynı durumla karşı karşıya kalınmıştı. Ahmet Şık olayı bunun üstüne gelince, tuz biber ekti. Cemaate “dokunanın yandığı” bir ortama girildi. Komplo teorileri dahi giderek inandırıcılık oranlarını arttırır oldu. Sanki gerçekten “imam”ın her yerde eli kulağı ve isimsiz askerleri var ve ona dokunanı yakıveriyorlarmış izlenimi yaygınlaşıyor.

Siz istediğiniz kadar tepki gösterebilirsiniz. İstediğiniz kadar bunların tamamen bir yargı-polis hoyratlığından kaynaklandığını, incelemenin bitmesi ve tüm verilerin ortaya dökülmesinin, iddianamenin ortaya çıkmasının beklenmesi gerektiğini de söyleyebilirsiniz. Cemaat için bundan önce de son derece eleştirisel yayınlar yapıldığına dikkat çekip, bunlara hiçbir tepki gösterilmediğini de örnek olarak gösterebilirsiniz. Hatta kitabın içinden terör bağlantısı çıkacağını dahi söyleyebilirsiniz. Ancak kimseleri inandıramazsınız.

‘Zekamıza hakaret ediliyor biz bu kadar cahil ve köylü değiliz...’

İşte şu sıralarda Fethullah Gülen’in etrafında bulunan ve ona gönül vermişlerin en büyük sıkıntıları da bu... Gülen’e yakın isimlerle konuştuğunuz zaman, nasıl ateş püskürdüklerine tanık oluyorsunuz. Zira onlar da, faturanın bir bölümünün kendilerine çıkarıldığını görüyorlar. Sanki gizli bir mason örgütlenmesi veya çete yaklaşımıyla kadrolaşmış bir cemaat görüntüsü verdiklerinin farkındalar ancak işin içinden nasıl çıkabileceklerini de bilemiyorlar.

Bu nedenle, her zamanki gibi içlerine kapanıp beklemeye geçmiş durumdalar. Kendilerini anlatmaktan mı çekiniyorlar, belli değil. Ancak zaman geçtikçe onların da faturası kabarıyor. “...Ortadaki fotoğraf bizim içimizi daraltıyor. Böylesine bir saçmalık olabilir mi? Kitap olayında bizim parmağımızın bulunduğunu söylemek, resmen zekamıza hakaret etmek anlamına geliyor... Böyle bir işe karışmak için, ahmak ötesi olmak gerekir...” diyen Fethullah Gülen’e yakın isimlerden biri, tepkisini adeta bir gönderme yaparak anlattı: “...

Biz bu kadar cahil, bu kadar köylü davranabilecek bir toplum değiliz...” Cemaatin tepkisi sert ancak ne yapacaklarını da bilemiyorlarmış gibi bir tutumları var. Eskiden olduğu gibi, bu fırtınanın da bir gün hızını kaybetmesini ve unutulmasını bekliyorlar. Tabii unutulmaması gereken bir nokta var. O da bu tip olayların toplum belleğinde doğru yanlış bir tortu bıraktığıdır. Ben, Gülen hareketinin böylesine bir kara komplo içinde olduğu ve Türkiye’yi perde arkasından yönettiği görüşlerine katılmıyorum. Ancak benim gibi birçok kişinin katılmaması toplumdaki genel algıyı da değiştirmiyor. Yani cemaatin daha başka şeyler yapması giderek zorunlulaşıyor.