Akkuyu şimdilik askıya alınmalı...

17 Mart 2011, Perşembe 05:00
AA

Başbakan salı günü Moskova’ya hareket etmek üzereyken nükleer santraller konusunda yaptığı karşılaştırmaya eminim sonradan pişman olmuştur. Belli ki, o sıralarda başka şeyler düşünürken, birden bire çıkan soruya verdiği yanıt, temelden yanlış bir örneklemeler dizisine dönüştü. Bir nükleer santralin ortaya çıkardığı tehlikeleri, gaz tüpü veya doğalgaz kullanılmasıyla karşılaştırılmasının imkansızlığını, yıllarca İstanbul’u, son sekiz yıldır da Türkiye’yi yöneten Başbakan çok iyi bilir.

[[HAFTAYA]]

Nitekim, Moskova’ya varır varmaz Rusya Devlet Başkanı Medvedev’den güvence istediğini açıklayarak, durumun karmaşıklığını gösterdi. Şimdi gelelim olayın başka bir yönüne. Dünya, Japonya’daki nükleer santraldeki kazadan dolayı titriyor. Son derece derin sorular sorulmaya başlandı. Nükleer enerji konusu artık hükümetler tarafından da daha ciddiyetle masaya yatırıldı. Kamuoyları ayaklanmış durumda. En ileri derecede sanayileşmiş ülkelerde başlayan muhalefet dalgası, önümüzdeki dönemde daha da artacak.

Bizi olayın Türkiye yönü ilgilendiriyor. Başbakan’ın şu sıradaki genel yaklaşımı, “Ben verdiği sözlere, attığı imzalara sonuna kadar sadık kalan bir liderim... Türkiye’nin enerji açığını karşılamak için, belirli bir oranda nükleer enerjiye ihtiyacı var ve bunu da mutlaka -gereken tüm güvenlik önlemlerini alarak- karşılamalıyız...” şeklinde görülüyor.

Eğer bu yaklaşım, önümüzdeki dönemde bir ince ayardan geçirilmezse, son derece tehlikeli bir sürtüşmenin kapılarını açabilir. Kamuoyunda giderek yoğunlaşacağı gözle görülen bir direniş, bir nükleer tsunami, şimdiden iyi ele alınamazsa çok pahalıya mal olabilir.

Bir süre için frene basın...

Bu ortamda yapılacak tek şey Ruslarla anlaşması imzalanan Akkuyu nükleer santral inşaatının bir süre askıya alınmasıdır. Toplumla inatlaşma veya ilkeler çerçevesinde hükümet etme gibi yaklaşımlar hemen bir yana bırakılmalıdır. Kamuoyunun nabzı farklı atmaya başlamıştır. Akkuyu, tutum değişikliğine gidilmediği taktirde, özellikle Japonya’daki son gelişmeler ışığında tam bir direnç noktasına dönüşebilir. Bu konuda kamuoyu ile inatlaşmamak gerekir.

Aksi halde durum öyle noktalara gider ki, toparlamak dahi imkansızlaşır. Ben, bizim gibi enerji fakiri olan ve kalkınmasını sürekli dışarıya bağımlılığını arttırarak götürmeye çalışan bir ülkenin gereksiniminin hiç değilse bir bölümünü nükleerden elde etmesi gerektiğine inanan bir insanım. Ancak yaşananlar benim gibi düşünenleri de yeniden bir değerlendirme yapmaya itiyor.

Basit bir tamirhanedeki gaz tüplerini dahi kontrolde tutamayan bir toplumuz. Böylesine basit konularda, kendimize güvenimizin olmadığı bir ortamda nükleer santralin güvenliğinden söz etmek çok garip geliyor. Gelin, şimdi bir frene basalım. Gelin, tüm seçeneklerimizi yeniden gözden geçirelim. Rusların dahi ürettikleri nükleer santrallerden pek emin olmadıklarının işaretlerini verdikleri bir sırada Akkuyu’yu bekletelim. Bunca yıldır bekliyoruz, biraz daha bekleyebiliriz...

‘Asker Bize İktidarı Verir mi?’

smet Berkan’ın kitabını bir solukta bitirdim. Everest Yayınları’ndan çıktı. AK Parti’nin iktidara yürüyüşüyle başlayıp, bugüne kadarki “askere rağmen iktidar olma” mücadelesinin son derece güzel bir özeti. İsmet, kendinin de söylediği gibi, kitabı biraz daldan dala atlayarak yazmış ancak başka türlü olması da güç. Zira o kadar farklı zamanlarda ortaya çıkan, o kadar çok ipucunun birbirine eklenmesi gerekiyor ki, insanın başı dönüyor. Kitap, tarih yazanlara veya yakın geçmişi inceleyenlere inanılmaz değerde bilgiler taşıyor. Gazeteci olarak, bir toplantıdaki gözlemleri veya bir konuşma sırasında duyduklarının, sonradan nasıl gerçekleştiğini görebiliyorsunuz. Benim için bir hazine gibiydi.

İçine daldım ve oburluğun en üst düzeyine varacak şekilde, satırları yiyip yuttum. Olayların büyük bölümünün içinde yaşamama hatta gelişmelerde hedef konumda olmama rağmen, beni yine de en çok etkileyen, dönemin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) tepesindekilerin tutumunu yeniden okumaktı.

Gerçeklerden uzak, Türkiye’nin nabzının nasıl attığının farkında olmayan kişilerin, uzaydaymış gibi davranmalarıydı. Oysa kamuoyu bu komutanları ne kadar farklı görürdü. Onların hata şansları olmamasına inanmışlardı. Meğer kağıttan yapılmış bir şatoda yaşıyorlarmış. Eğer bugün TSK’nın inandırıcılığı yok olduysa, işte bütün bu hayal kırıklığından kaynaklanıyor.

Bedelsiz yapın ve bu işi bitirin...

Bedelli askerlik konusunu artık biraz öne çıkarıp bu defteri kapatmamız gerekiyor. Öyle bir noktaya gelindi, üzerinde çeşitli zamanlarda, hemen her siyasetçi tarafından o kadar çok söz söylendi ki, yetti. Ok yaydan çıktı. Bundan sonra şu bedelli konusunu siyasetin yeni bir oyununa dönüştürmeyelim. Olay giderek kangrenleşiyor. Bir ara AK Parti milletvekilleri tarafından ortaya atılmıştı...

Şimdi de CHP devreye girdi. İlla her şeyi iktidar partisi yaparmış gibi bir iddiadan vazgeçip, son adımı atalım. Onbinlerce insanın bir beklentisi var ve bu zayıf noktayla oynamayalım. Bedelli olayına neden karşı çıkıldığını gayet iyi biliyorum. Genelkurmay’ın itirazlarından tutun da, parası olanla olmayan arasında yaratılacak ayrıcalıklara kadar tüm veriler de yeterince tartışıldı. Üstünde daha fazla tepinmeye gerek yok. Ortada çarpık bir yapı var. Tutar tarafı da yok. Son defa, ne yapılacaksa yapılsın ve bir daha da konuşulmasın.