BDP'ye haksızlık ediyoruz...

21 Kasım 2012, Çarşamba 05:00
AA

Eğer açlık grevlerinin bitmesinden dolayı rahat bir nefes aldıysak bu sonuçta BDP’nin önemli rolü olduğunu da unutmamamız gerekiyor. Hiç değilse, partinin bir kesiminin yapıcı tutumu sayesinde kapılar daha bir kolay açıldı. Ancak toplu olarak BDP’ye gerçekten haksızlık ediyoruz. Hepimiz yükleniyoruz. Başbakan yerden yere vuruyor.

Bir kesim medya sürekli hücum ediyor. Yargı elinden geleni ardına bırakmıyor. Kimse bu partinin içinde bulunduğu zorlukları düşünmüyor. Hatta düşünmek dahi istemiyor. Oysa BDP kelimenin tam anlamıyla iki cami arasında binamaz. Onlar için iki camiden biri Kandil, diğeri ise İmralı. Partinin içinde iki eğilim var.

[[HAFTAYA]]

Bir kesim sevgiyle ve inançla Abdullah Öcalan’a bağlı. Oradan gelen fikirleri benimsiyor ve çözümün İmralı’dan geçtiğine inanıyor. Ellerinden geldiğince de oradan gelen fikirleri ön plana çıkarıyor. Son açlık grevlerinde bu durum çok net biçimde ortaya döküldü. Adalet Bakanlığı ile ortak çalışmalarda bu ince çizgi devlet bürokrasisinin de dikkatini çekti.

Ancak bu kesim de sıkıntı içinde, zira kalpleri İmralı’da olsa dahi, kafaları Kandil’de... Partinin diğer bir kesimi daha var ki, onlar Kandil’e daha fazla ağırlık veriyorlar. Ankara’nın sadece silahlı mücadeleden anladığına, silahlı mücadele olmadığı taktirde hiçbir şey elde edilemeyeceğine inanıyorlar. Unutmamak gerekir ki, kaba kuvvet Kandil’in elinde.

Parti ne derse desin PKK’nın dediğinin dışına çıkmak her babayiğidin işi değil. Örgütün sokaklara hakimiyetini kimseler görmezden gelemiyor. Kalbiniz istediği kadar İmralı’dan yana atsın, hayatın gerçeği silahlı ellerde. Ankara’nın arayışı da bu... Muhatap kim olacak? BDP ile birlikte İmralı mı? Kandil’i nereye koyacağız? Ne olursa olsun artık BDP’ye daha farklı, daha anlayışlı ve müsamahalı bakmak zorundayız. Hiç değilse onları biraz daha anlamaya çalışalım.

KİTAP KÖŞESİ

Gel de Cengiz’e gıpta etme...

Türkiye’de, Ortadoğu denilince akla gelen ilk gazetecilerdendir Cengiz Çandar. Hem de en çok gıpta ettiğim meslektaşlarımdan biridir. Lübnan kamplarında başladığı Mezopotamya gezisi hâlâ devam ediyor... Son kitabı bu geziyi anlatıyor. Adı “Mezopotamya Ekspresi: Bir Tarih Yolculuğu”, İletişim Yayınları’ndan çıktı. Cengiz’in ekspresi, kaçak yaşadığı yıllarda Beyrut’tan başladı, Şam, Erbil, Kerkük, Bağdat, Amman, Batı Şeria, Kudüs, Tel Aviv, Ankara...

Duraklar bunlar olunca da, Cengiz’in 40 yıllık serüveninin heyecanı da yüksek. Her durakta ayrı macera, başka liderler, farklı sorunlar. Ekspres, sonunu görmeden hızlıca akıp gidiyor Ortadoğu topraklarında. Son 40 yılda Ortadoğu’daki önemli dönemeçleri, liderleri ve insanları ile bir tarihi anlatmış kitabında. Gerilla kamplarından cumhurbaşkanı danışmanlığına kadar uzayıp giden görkemli bir macera. Kürt coğrafyasına dokunan, Kürtleri anlayan, Türkiye’ye anlatmaya çalışan bir kalem.

Yorulup durmak bilmeyen, yitip giden canlara yeni canları eklemeye devam eden Ortadoğu’nun neden hâlâ normalleşemediği, Kürtlerin geleceği ve Türkiye’nin Kürt sorununu çözümü konusunda neler yapabileceği... Sadece geçmişin tanıklığı değil, günümüzü anlayabilmek için “Mezopotamya Ekspresi” muhteşem bir çalışma. Yazarın dili bize bu kalın kitabı kısa sürede okutuyor. (iletisim.com.tr)

Savrulanlar, Dersim

Gazeteci Yalçın Doğan’ın son kitabı Dersim katliamı hakkında. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde yaşanan ama bizim daha yeni yeni tartışabildiğimiz Dersim katliamı hakkında... Yalçın, Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıkan “Savrulanlar, Dersim 1937-1938 Hatta 1939” adlı kitabında Dersim katliamını daha yeni açılan devlet arşivleri ışığında anlatıyor. Yalçın önsözünde, “Yapmaya çalıştığım, dönemin siyasal gerçeklerini öncesi ve sonrasıyla olduğu gibi ve çok yönlü yansıtmak, o gerçeklerle yüzleşmek” diyor. “Savrulanlar” çok önemli bir çalışma. Hem gün yüzüne çıkan belgeler, hem de o dönemde yaşanan derin acılar “belgesel roman” tarzında işlenmiş. Dersim katliamı konusunda son derece iyi bir kaynak kitap olmaya hazır. (kirmizikedikitap.com)