Grevlerdeki makul istekler kabul edilmeli...

03 Kasım 2012, Cumartesi 05:00
AA

İster açlık grevleri, ister ölüm oruçları olsun, mutlaka ciddi şekilde ele alınması ve çözüm aranması gereken eylemlerdir. Hiçbirimizin, “Efendim, şantaj yapıyorlar, çözüm dayatıyorlar” demeye hakkı yoktur. Zira en tehlikeli döneme girildi. Ölümlerin başlamasına en çok 10 gün kaldı. Eğer grevciler altından kalkılamayacak siyasi istekler sıralıyor, hiçbir siyasi iktidarın karşılayamayacağı ağırlıkta çözüm listeleri ortaya koyuyorlarsa, o zaman yapılacak bir şey olmayabilir.

Ancak durum farklı. Hapishanelerden gelen mesaj karmaşası içinden iki önemli istek ortaya çıkıyor:

1. Bunlardan biri, mahkemelerde Kürtçe savunma hakkının kabul edilmesi. Aslında bu son derece doğal bir hak. Eğer siz Türkiye’de yaşayan bir İngiliz veya Arap iseniz ve savunma yapmanız gerekirse, mahkeme size bir tercüman bulmak zorundadır. O zaman Kürtler için de aynı imkan sağlanmalıdır. Üstelik Adalet Bakanlığı, bu haksızlığı şu sırada TBMM’ye yolladığı 4’üncü reform paketine koydu. İktidarın bu paketi hızla Meclis’ten çıkarması veya sözlü olarak bu yönde bir güvence vermesi dahi yetecek.

[[HAFTAYA]]

2. İkinci somut istek, Abdullah Öcalan’ın 1 yıldan beri avukatlarıyla görüştürülmemesi, bu açıdan tecritte tutulmasıyla ilgili. Grevciler bu tecridin kaldırılmasını talep ediyorlar. Aslında bu da bir hakkın geri verilmesidir. Zira mahkumların avukatlarıyla görüşmeleri yasaklanamaz. Ancak sürekli şekilde, “Adaya gidecek koster bozuldu” gerekçesiyle, Öcalan avukatlarıyla görüştürülmüyor. İşte bu iki sorun çözümlendiği takdirde -ki bunları çözmek doğal bir hakkın verilmesidir- grevler bitecektir. Üstelik bunlar makul isteklerdir. Bazı gazetelerde ana dilde eğitim isteğinden de söz ediliyor.

Hayır, bu bir slogandan öteye geçmeyen bir sözdür. Olmazsa olmaz bir koşul değil. Nasıl ki Öcalan’ın serbest bırakılmasını istedikleri yalanı etrafta dolaştırılıyorsa, her kafadan bir başka ses çıkıyor. Eğer grevciler tümüyle siyasi talep ve şantaj anlamına gelen yeni listelerle ortaya çıkarlarsa, o zaman devlet direnmekte haklı duruma girer.

Grevlerin ölümlere yol açılmadan durdurulmasına neden bu kadar önem verdiğimi de anlatayım: Eylemcilerin makul talepleri dahi hiç ciddiye alınmaz ve hapishanelerden arka arkaya ölüm haberleri gelmeye başlarsa, bu gerilimin önü alınamaz.

Artık Kürt sorununun çözümü dahi imkansızlaşır. Güneydoğu başta olmak üzere ülke kana bulanır. Bunu arzu edenler varsa, hodri meydan denesinler. “Ben dayatmayla hareket etmem desinler” ve kımıldamasınlar. Sadece kendilerine değil, bu ülkeye de büyük zarar verirler.

Bravo Mardin Yeşilay Başkanı’na!

Geçen haftanın en garip haberlerinden biri, Mardin Yeşilay Başkanı Lütfü Günlüoğlu’nun isyanıydı! Adam haklı... Baksanıza vatan elden gidiyor, din yok oluyor! Nedeni de, gençlerin parklarda el ele yürümeleri hatta daha da ileri gidip yeşil çimenlere oturup öpüşmeleriymiş. Başkan efendiye göre, bu durumu engellemek için eğer önlem alınmazsa, iş yakında fiilen zinaya kadar gidecekmiş...

Emin olun 2012’de hâlâ böyle düşünen kafaların olabileceğine inanamıyorum. Beni saflıkla suçlamayın. Artık bu kadar gerilik de olmamalı. Tüm Yeşilay mensuplarını tebrik ederim. Nereden bulup böyle bir kişiyi bir ilin başına seçtilerse, bravo doğrusu. Bu incilere sayfa ve ekranlarında yer veren medyayı da anlayamıyorum. Bu deli saçmasına yer açarak başkalarını da zehirleyebileceklerini düşünmüyorlar mı acaba?

Şimdi de Abdullah Gül’ü havariye benzettiler...

Trabzon’daki ünlü Sümela manastırındaki bir havarinin resmi, bir vatandaşımızın eşi tarafından Cumhurbaşkanı Gül’e benzetilmiş. Arkadaş da vatansever ya, durumu hemen Köşk’e bildirmiş... “Sizin üzerinizden politika yapılıyor” demiş olacak ki Köşk de olayı ciddiye alıp geniş bir inceleme yaptırmış. Sonunda freske hiç dokunulmadığı anlaşılmış. Bu hikayenin neresine baksanız dökülüyor.

Önüne gelenin abuk sabuk her şeyi ihbar etmesi mi?.. Koskoca Cumhurbaşkanlığı makamının bunu ciddiye alması mı?.. Kim bilir ne kadar para ve zaman harcanıp inceleme yaptırılması mı?.. Gerçekten de neresinden baksanız dökülüyor.

Orhan Pamuk’a hayran olmanın dayanılmaz keyfi...

Orhan Pamuk arka arkaya ödüller alıyor, gittiği her yerde alkışlanıyor, kitapları kapışılıyor. Önce Danimarka’nın en popüler ödülü olan Sonning Ödülü’nü aldı. Ardından Fransa’nın en yüksek devlet nişanı olan Legion d’Honneur verildi. Fransa Kültür Bakanı Filippetti tarafından ünlü romancı Victor Hugo’ya benzetildi. Her iki törende de yere göğe konulmadı.

Bir Türk olarak hepimizin gurur duyması gereken bir manzara değil mi? Hayır, hâlâ kimileri bir türlü Pamuk’a tam anlamıyla sahip çıkamıyor veya çıkmak istemiyor. Nedenini anlayabilmek çok güç. Doğruları söylediğinden dolayı olacak, Pamuk’u hâlâ uzak görenlerimiz var. Onlar ne derlerse desinler, Orhan Pamuk ile biz iftihar ediyoruz. Ne mutlu ki bizim vatandaşımız. Her başarısıyla bize güç ve prestij sağlıyor. Beynine, ellerine, ağzına sağlık...

Dersim’in Kayıp Kızları

Acılarla yoğrulan şehir: Dersim. Dersim’de 1937-1938 yıllarında yaşananlar, yıllar boyunca bizlerden saklanmaya çalışıldı. Dersim’in üstünü siyah bir örtüyle kapatmaya çalıştılar. Ancak acılarla, kanla yapılmış bir harekatın üstünü örtmek mümkün değildi. Dersim Katliamı’nın üzerine yazılar, kitaplar yazıldı, belgeseller hazırlandı.

Son dönemin en önemli çalışması ise: “Dersim’in Kayıp Kızları”... Nezahat Gündoğan ve Kazım Gündoğan, önce çok ses getiren başarılı bir belgesel şimdi de İletişim Yayınları’ndan aynı adla çıkan bir kitap hazırladılar. “Dersim’in Kayıp Kızları”, “Tunceli Harekatı”nın ardından ailelerinden koparılan kızların hayat hikayelerini anlatıyor. Kitapta köklerinden koparılan yüzü aşkın kızın bazen “kendilerinden bile gizlemeye çalıştıkları” korkuları, acıları ve özlemleri var... (iletişim.com.tr)

Büyük düşünmenin avantajı

İstanbul’a yapılacak 3’üncü havaalanının yeri açıklandı. Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın verdiği bilgiler dev bir projenin habercisiydi. Çok yerinde ve doğru bir karar. Keşke bundan 15-20 yıl önce böylesine büyük düşünebilseydik. Eski Atatürk Havaalanı’nı genişlettik, üstünden 10 yıl geçmeden küçük gelmeye başladı. Bugün insana afakanlar basıyor. Tıkış tıkış dolu.

Umarız yeni projede hasislik etmeyiz. Bundan 30-40 yıl sonrasını da düşünerek bir planlama yaparız. Kim ne derse desin, Topbaş’lı belediye daha öncekilere oranla çok daha büyük düşünmesini biliyor. Tabii bunda Başbakan’ın verdiği desteğin de büyük payı var ancak bu belediye yine de büyük ve önemli işlere imza attı.

Emlak rehberi

Son yılların en göze çarpan gelişimi emlak sektöründe yaşanıyor. Yeni siteler, villalar, evler... Herkes krediyle, birikimleriyle ev, daire alıyor. AK Parti hükümetlerinin en somut ekonomi döngüsü, emlak sektörüne dayanıyor.

Emlak deyince de aklıma Tebernüş Kireçci geliyor. Tebernüş, “Emlak yatırımı yapmanın da bir mantığı var” diyor. Ve bu konuda bir kitap yazdı. Kitabın adı “Emlakta Mantık”, yayınevi TK Yayıncılık. Ev, arsa, arazi, işyeri almak istiyorsanız size “Emlakta Mantık”ı öneririm. (emlakkulisi.com)