Kemalizm eski gücünü kaybetme yolunda mı?

10 Kasım 2012, Cumartesi 05:00
AA

Bugün 10 Kasım 2012. Atatürk’ün ölümünün üzerinden 74 yıl geçti. Sabah 09.05’te ayakta idiyseniz veya arabanızda bir yere gidiyor idiyseniz, sirenleri duyunca büyük olasılıkla diğerleri gibi durup saygı duruşuna geçmişsinizdir. Kiminiz içtenlikle, kiminiz tepki almamak için durmuştur. Dünyanın hiçbir lideri ölümünden 74 yıl sonra böylesine yaygın şekilde anılmıyordur. Ancak işin garip yönü, hepimizin ayrı bir Atatürk’ü var. Hâlâ ortak bir Atatürk kavramı üzerinde anlaşamadık. Bir bölümümüz için, o Kemal’dir. Kemalizm, reformlarını otoriter şekilde koruyup kollar, tam bağımsızlık peşinde koşar.

Ulusalcıdır. Ne Avrupa’yı ne Amerika’yı sever. Onun için Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur. Onlar için laiklik ilkesi en katı şekliyle korunmalıdır. Bu ülke dincilere bırakılmamalıdır. Kendi dedikleri olmalı, farklı düşünenler dinlenmemelidir. Onların Türkiyesi içine kapanık, dünyadan kopmuş, kavruk bir ülkedir. Bir bölümümüz içinse, o Atatürk’tür. Demokrat, insanları seven, içki içen, aşık olabilen, Türkiye’yi Batı’nın ayrılmaz bir parçası yapmak isteyen bir politikacı. Dindar olmayan, dinin kişiyle Allah arasındaki bir ilişkiyle sınırlanması gerektiğine inanan bir lider.

[[HAFTAYA]]

Atatürk’e en büyük zararı yıllar içinde Kemalistler vermiştir. Toplum mühendisliği adına tepeden inmeci tutumları, baskıcı anlayışlarıyla Atatürk’ü halka sevdiremediler. İyilik yerine kötülük yaptılar. Şimdilerde de güçlerini ve ikna yeteneklerini giderek kaybettikleri izlenimi yaygınlaşıyor. Eski etkinlikleri kalmıyor. Buna karşılık Atatürkçüler yaygınlaşıyor. Atatürk’ü insan olarak tanımak isteyenler çoğalıyor. 74. yılında bu gelişmeyi memnuniyetle karşılıyorum. Ben Kemalistlerin oluşturmaya çalışıp başaramadıkları Türkiye’yi değil, dindarı, Atatürkçüsü, Kürt’ü ile birlikte hepimizin ortak yaşayacağı bugünkü Türkiye’yi seviyorum.

‘Kemalizm’i ancak AK Parti’nin hataları tekrar diriltir’

Bu haftaki “32. Gün” (Kanal D) programında aynı konuyu tartıştık. Mehmet Altan, Onur Öymen ve tarihçi Mustafa Armağan katıldı. Birbirleriyle farklı düşünen kişiler olmalarına rağmen, şu ortak görüşte buluştular: “Şu sıralarda belki sesleri fazla çıkmıyor, eskisi gibi etkin değiller ancak Kemalizm ölmüyor. Konjonktür nedeniyle sesleri fazla çıkmıyor, eskisi kadar etkin değiller. Geri plandalar...” Konuşmacılar Kemalizm’in kendi içinde değişse dahi yaşamını sürdüreceğinde anlaştılar.

Bu arada Mehmet Altan bence önemli bir saptamada bulundu. Kemalizm’in ancak tam demokratikleşme durumunda etkisizleşeceğini söyledi ve özetle “...Kemalizm eski gücüne ancak AK Parti’nin yanlış politikaları sayesinde kavuşabilir. Otoriterleştikçe, dindar gençliği Kemalistlerin yerine getirmeye kalktıkça, kışlanın yerine camiyi getirdikçe, demokrasiden uzaklaştıkça Kemalizm yükselir...” dedi.

Küçükken O’ndan korkardık...

Bizim kuşağın çocukluğu Atatürk konusunda farklı hislerle geçti. Babalarımız, annelerimiz ve öğretmenlerimizin müthiş bir hayranlıkları vardı. Olanlar anılarını anlatır veya başkalarından duyduklarını aktarırlardı. Onlar için Gazi, büyük sevgiyle anılan bir insandı. Hayat tarzlarını ona borçluydular. Yıkılan bir imparatorluğun küllerinden onun sayesinde yeniden doğmuşlardı. Atatürk denince annemin gözlerinin dolduğunu hatırlarım. Onlar Cumhuriyet çocuklarıydılar ancak bizleri iyi yetiştiremediler.

Bizlerle aynı hisleri paylaşamadılar. Ata’yı sevmek bizim için bir görevdi. Okulda anlaşılması güç nutuklar dinleyerek, “Atam sen kalk da ben yatam” çığlıklarıyla büyüdük. Tartışılmaz bir insan, ideal bir liderdi. Daha doğrusu, bizim kuşağa bu klişeler dayatıldı. Tartışılması hele hele sorgulanması söz konusu değildi. Tabii yıllar içinde böylesine soğuk bir atmosferde yetiştirilince Atatürk bizim için çatık kaşlı bir “devlet büyüğü” konumuna girdi. 10 Kasım günlerinde ağlayanları hiç anlayamazdık.

Nöbet tutan askerlerin gözyaşlarının suni olduğunu çok sonraları fark ettik. Atatürk denince hemen aklımıza asker gelirdi. Daha doğrusu bize öyle denildi. Askerin sert bakışı, askerin disiplini ve Atatürk bir araya kondu. O’nun insan yanını çok sonraları öğrenmeye başladık. Eğer bunca yıl böylesine yanlış bir yaklaşımla büyütülmemiş olsaydık bugün eminim Gazi hepimiz için bambaşka bir yerde olurdu. Eğer toplumumuz hâlâ Atatürk’ü tartışıyorsa, bunun sorumluluğu bize değil, bizi doğru dürüst yetiştiremeyen kuşaklara aittir.

Heykelleriyle O’na saygısızlık ettik...

Her konuyu nasıl saptırıyorsak Atatürk konusunu da yıllar boyunca istismar ettik. Onu dokunulmaz bir tanrıya dönüştürdük. Örneğin, kaçak arsanıza bir heykel diktiniz mi, evinizi belediye yıkmaya korkardı. Başkan elini uzatırsa hemen Atatürk düşmanı olmakla suçlanırdı. Hele o birbirinden garabet heykellere ne demeli? Son dönemlerde işi öylesine ileri götürdük ki, 19 Mayıs’larda Samsun’a büstünü çıkardık! Askerler omuzlarda yürütülen büste selam durdular, halk ağladı. Bu komediyi resmi yetkililer oynattı, bizlere izletti. Neymiş, böylece halkın sevgisi arttırılacakmış. Oysa tam aksi oldu. Atatürk’ü soğuk bir heykele dönüştürdük.

İnsan yönüyle sevilemez mi?

Acaba herkes kendi Atatürk’ünü seveceğine, hepimizin birlikte sevebileceği bir Atatürk imajı üstünde buluşamaz mıyız? Yoksa bu kavgayı hep sürdürecek miyiz? Bizim Atatürkümüz seninkini döver, çekişmesini mi yaşayacağız? Kabul etmek gerekir ki Kemalistlerin Atatürk’ü ile Atatürkçülerin Atatürk’ü arasında son derece önemli farklılıklar var.

Dünyaya ve Türkiye’ye bakışları birbirinden çok farklı. Peki, O’nu insan yönleriyle sevip bir noktada buluşamaz mıyız? Ne yazık ki Kemalistler öylesine katı, belirli bir imaja öylesine bağlılar ki, onları ikna edebilmek imkansız gibi. Bugünden ileriye doğru baktığımda, bu anlaşmazlığın kolay kolay çözülebileceğine inanamıyorum. Zira herkes kendi Atatürk’ü üzerinden siyaset yapıyor. Bundan vazgeçmeye de kimsenin niyeti yok.