30 yıl sonra aynı şaşkınlık

20 Mart 2011, Pazar 05:00
AA

Daha 15 yaşında, ilk gençliğe yeni adım atmış bir ergendim o zamanlar. Mersin’de, Plaj Yolu’ndaki evimizin yakınında bulunan stadyumun hemen yanındaki potalarda basketbol oynuyoruz arkadaşlarımla. Yılda sadece 10 gün kış gören Mersin’de o sene gereğinden fazla bir soğuk vardı. Basketbol topunun peşinde koştururken birden beyaz bir şey yağmaya başladı gökyüzünden. Biz Mersinli’ler, dolu görmeye çok alışkınızdır, o da beyazdır ama bu seferki farklı bir şeydi. Bir kere dolu gibi sert değildi, aksine pamuğa benziyordu. Gökten adeta pamuk parçaları yağıyordu ama bunlar yere düşer düşmez eriyip gidiyordu. Hepimiz, hayat bilgisi kitaplarında, fotoğraflarda ‘kar’ın ne olduğunu öğrenmiştik ama başımıza yağan şeyin ‘kar’ olduğunu düşünemiyorduk ki? Bırakın bizim gibi 15’likleri, ben 70’liklerden bile duymamıştım Mersin’e kar yağdığını. Garipti ama yağıyordu işte, 3 yaşındaki çocuklar gibi ağzımı açıp, karın ağzımın içine düşmesini sağlamıştım. Bir süre yağdı ama tutmadı tabii. Hayatımızda ilk kez kar gören bizler sevinç çığlıkları attık, yıllarca anlattık bu olayı...

[[HAFTAYA]]

***

Sevgili Ferda Çekem, “Eti, Mersin’e kar yağdıracak gelmek ister misin?” dediğinde şaşırdım. “Herhalde suni kar olacaktır bu” dedim. Yine de orada bulunmayı istedim. Mersinli çocukların bu müthiş olayı nasıl karşılayacaklarını görmek istedim. Memleketimi de özlemiştim. Yıllarca iktidarların elinin tersiyle ittiği, ne sanayi ne de turizm şehri olabilen canım Mersinim’in makus talihi de değişmek üzereydi. 2013 Akdeniz Oyunları’nın Mersin’de düzenleneceğini duyduğum an zıplamıştım yerimden. Bu ziyaret, benim güzel kentimde neler olup bittiğini görmemi de sağlayacaktı. Geçen salı, deniz kıyısındaki Barış Meydanı’ndaki etkinliği görünce gözlerime inanamadım. Eti, Toroslar’dan, Aslanköy’den tonlarca gerçek kar getirip yığmıştı meydana. Makinelerle o gerçek kar püskürtülüyor, onlarca çocuk neşe içinde eğleniyordu. Mesut Yar ile ben de geçtik karın altına, keyfini çıkardık. 30 yıl önce Mersin’de kar görmüş olan ben, 30 yıl sonra yine aynı olaya tanık olmanın mutluluğunu yaşıyordum. Bu satırları Türkiye’nin başka yerinde okuyanlar, Mersinli bir çocuğun kar gördüğü zaman yaşadığı şaşkınlığı anlayamazlar biliyorum. Ben de anlatabildim mi ondan da emin değilim. Portakal çiçeği kokulu Mersinim, birkaç saatliğine de olsa karda yürümenin, kar topu oynamanın, kardan adam yapmanın tadını çıkardı.

***

Mersin bir yeme-içme kentidir. Ucuzdur, lezzetlidir yiyecekleri. Şimdi izin verirseniz kısa bir Mersin yeme-içme rehberi vereceğim size. Mersin’e gidip kebap yemeden olmaz. Kebabı da Mersin’in en iyisi ‘Göçtü Restaurant’da yiyeceksiniz. Narlıkuyu, Kızkalesi’ne yakın şirin bir sahil beldesi. Balığı da Narlıkuyu’daki ‘Apo’nun Yeri Lagos Restaurant’da yemelisiniz. Künefeyi, Silifke Caddesi üzerindeki İsmail Usta’da tatmalısınız. Mersin’den dönerken de sevdiklerinize Dondurmacı Halil’den cezerye ya da kerebiç, Özkan’dan da şalgam getirmelisiniz. Tüm bunları yapmak için de önce Mersin’e gitmelisiniz. Gidiniz, az bile yazdığımı göreceksiniz...