'İkinci kadın' olmak

13 Mart 2011, Pazar 05:00
AA

Evli bir erkeğin hayatındaki birinci kadın karısıdır. Evli bir erkek hayatına başka kadınları sokuyorsa onlar hep ‘ikinci kadın’dır. Onlardan pek azı ilerleyen süreçte ‘birinci kadınlığa’ terfi eder. Çoğu, erkeğin hayatında bir süre kalır, görevini tamamlar ve o erkek tarafından gönderilir. Bir kadın bunu niye kabul eder? Yani bir başka kadının yedeği olmayı nasıl kendine yedirir? Bunu aşkla açıklayabilir miyiz sadece? Ya da kandırılmayla? İkinci kadınlar hep kınanır, dışlanır. ‘Yuva yıkıcı’ pozisyonunda görüldüğü için arkadaşları tarafından bile bir süre sonra kenara atılır. Aşağıda okuyacağınız yazı, ‘ikinci kadın’ların ruh halini anlatıyor. Bu yazıyı twitter’dan tanıdığım Gülin Güldal yazdı. Kendisi bir ‘ikinci kadın’ değil. Ama çok iyi bir gözlemci... Buyrun, okuyun..

[[HAFTAYA]]

*

İkinci kadın olmak hep bir şeylere kem vurma isteği ile bağlantılıdır. Kaçamak buluşmalar ve çalınan birkaç dakikalık mutluluktur. İkinci kadın olmak hiç tanımasan da birinci kadınla hep kendini kıyaslama yarışıdır. Sonunda kendisine acı vereceğini bile bile yapar kadın o kıyaslamayı.
Hep ondan daha iyi olma isteği vardır yüreğinde hiçbir zaman onun gibi olamayacağını bile bile bir imkansızın peşinde gider. Yaşadığı şeyin sevgi olduğuna o kadar inanmıştır ki etrafında gerçekten sevenlere gözlerini kapamış ve ayrımı yapamaz hale gelmiştir. Ama farkında mıdır ?
İkinci kadın artık kendi çıkarları uğruna bir başka kadına acı verdiğinin bile farkında değildir. Yanındaki adama bakar ve “Bu adamın benden önce de bir hayatı vardı” bile diyemez kendine. Artık aynadaki aksini sevmez ama güzel görünmek için yaptığı makyaj her şeyi örtmüştür. Tıpkı kendi geçmişine çektiği sünger gibi çekmiştir gözüne rimeli.
Arkadaşının “Yanlış yoldasın” demesine bile aldırış etmez. “Aman boşver, gittiği yere kadar gider” der dili ama el ayak çekildiğinde, yüzündeki boya silindiğinde yanındaki uyuyan adamın aksine baktığında hep aynı korku vardır yüreğinde... Ya karısına dönerse...
Bu korku içini kemirir ve kurtulmak ister bu düşüncelerden. Ama hiç başaramaz. Çünkü bir tarafta birine sığınma isteği, diğer tarafta toplumun baskısı vardır. İki arada bir derede kalmıştır. İlişkiyi yaşadığı erkeğe bir şey yapmaz toplum ama ya ona? Oysa onu da bir anne doğurmuştur. Üstelik onun da çocukken beyaz bir gelinlik süslemiştir rüyalarını. Ama kader onu “Seviyorum” dediği adamın ikinci kadını yapmıştır
Mutlu mudur? Aslında hayır ama öyle görünür dışarıya karşı. İçi kan ağlasa da belli etmez gerçek duygularını. Bir robot gibi yaşamaya başlar. Yüzünde zoraki bir gülümseme, yüreğinde korkuları... Sonra bir gün “Sevdiğim” dediği adam gelir ve “Ayrılmalıyız” der...
Kadın olarak bırakmalıdır, bunun da farkındadır ama ya harcadığı emek ve zamanı ona kim geri verecektir? Adamın yanında sevgi sandığı bir duygu için hayatının önemli bir zamanını heba etmiştir. Neden mi? Çünkü kadındır. Birinin ona vereceği güven duygusu için benliğinden, onu o yapan hislerinden, düşüncelerinden vazgeçmiş, ama yine de terk edilen kadın olmuştur.