İlişkinin düşmanı aşırı kıskançlık

27 Nisan 2014, Pazar 05:00
AA

Kadın ya da erkek fark etmez, aşkın en doğal ve belki de en tehlikeli duygusudur kıskançlık. Sevdiğiniz kişinin ilgisinin başkasına yöneldiğini gördüğünüzde ister istemez bu duyguya kaptırırsınız kendinizi. Elbette, küçük kıskançlıklar aşka hoş tatlar katar. Ama işi biraz abartırsanız ve kıskançlığın esiri olursanız hiç de hoş olmayan olaylar yaşarsınız

Aşırı kıskanç insanların çoğu hiçbir konuda kendine güvenemeyen insanlardır. Başkalarının kendilerinden üstün olabileceği fikri onları deli eder. Sevgilisinin kendinden üstün birisine kapılabileceği kuşkusuyla çıldırırlar. Sonuç olarak da çeşitli baskılarla onun başkalarıyla iletişimini engelleyip dünyasındaki tek insan olmanın planını yaparlar. Akılları sıra sevgilileri kimseyi görmezse ya da kimseyle konuşmazsa sonsuza dek kendileriyle olacaktır. Şimdi sevgilinize nasıl aşık olduğunuzu, onun en çok hangi davranışlarını sevdiğinizi bir kez daha düşünün. Diyelim ki onu kalabalık bir ortamda, onlarca kişiyle sohbet ederken tanıdınız. Ve sosyalliği, ataklığı, cana yakınlığı ilginizi çekti. Ama birlikte olmaya başladıktan sonra onun aynı tavırlar içinde olması sizi rahatsız ediyor. Çünkü onu kıskanıyorsunuz ve değişmesini istiyorsunuz. O da yine sizi çok sevdiğinden değişmeyi kabul ediyor. İşte en büyük hata... Bir süre sonra göreceksiniz ki o sosyal, o atak, o cana yakın insan gitmiş, yerine sizin sözünüzden çıkmayan ya da öyle görünen biri gelmiş. Baskı sonucu meydana gelen bu değişim bir süre sonra her iki taraf için de çekilmez hale gelecektir. Çünkü değiştiren kişi “Sen eskiden böyle değildin” deyip yakınmaya başlayacak, değişen kişiyse eski günlerin özlemini duyacaktır. Ve kaçınılmaz sonuç olan ayrılık çok geçmeden kapıyı çalacaktır. Oysa aşkta baş koşul karşınızdaki kişiyi olduğu gibi kabullenmektir. Her haliyle, her hareketiyle ve her düşüncesiyle...

NASIL ENGELLENİR?

Kıskançlığı nasıl engelleyeceksiniz peki? Öncelikle kendinize her konuda güvenmeniz gerekiyor. Unutmayın ki, siz sevgiliniz tarafından seçilmiş bir insansınız. Sadece bu bile başkalarından farklı olduğunuzu ortaya koyar. Üstelik o sizi baskı kurasınız ya da onu kısıtlayasınız diye seçmedi. Ama yine de içinizdeki kıskançlık duygusunu bir türlü engelleyemiyorsanız, bunu hafifletmekten başka çareniz yok. Örneğin o çok sevdiği dekolte bluzu giymesini istemiyorsunuz. Bunu ona “Kesinlikle bu bluzu giyemezsin” sözleriyle değil de “Bu bluz sana hiç yakışmıyor” diyerek belli edin. Ama karşılığında da boğazına kadar kapalı, simsiyah bir kazak giymesini beklemeyin. Diyelim ki, onun görüşmesini istemediğiniz bir arkadaşı ya da arkadaş grubu var. Onlarla buluşacaksa siz de gidin. Kendinizi tanıştırın ve onun sevgiliniz olduğunu belli edin. Aynı şekilde katılmak istediği toplantılarda da bulunun. Böylece o ortamlarda ne yaptığını, kimlerle konuştuğunu görebilirsiniz. Aklınızda herhangi bir kuşku kalmayacağı için de kendinizi rahat hissedersiniz.

YA KISKANILAN SİZSENİZ?

Peki ya kıskanan değil de kıskanılan tarafsanız? Elbette kıskançlık duygusunun yok edilmesinde kıskanılan tarafın da çabası gerekiyor. Kıskançlığından yakındığınız sevgilinizi değiştirmek biraz da sizin elinizde. Öncelikle aşkta kararlı olmanız, ona sevdiğinizi hissettirmeniz, sevgilinizin de size güvenmesini sağlayacaktır. Bunun en iyi yolu sevgi sözcüklerini bolca kullanmaktan geçer. Her fırsatta, her ortamda onu ne kadar çok sevdiğinizi, onunla ne kadar mutlu olduğunuzu söyleyin. Kıskançlığı aşkı süsleyecek kadar yaşayın. Daha fazlası mutsuzluğun ilk adımı olacaktır. Kıskançlığınız önce sevgilinizi, sonra da sizi mutsuz edecektir. Unutmayın, aşk hayatı zehir etmek için yaşanmaz.

İLİŞKİYE VERDİĞİ ZARARLAR

Suçlamak:
İlişkide yaşadığınız her sorunda sizi suçlu ilan ederler. Kendileri sütten çıkmış ak kaşıktır. Bir süre sonra onun dediğine inanmaya başlarsınız ve hatayı hep kendinizde ararsınız. Hatta vicdan azabı bile çekersiniz.

Küçümsemek
: Arkadaşlarınızın, ailenizin yanında sizi küçük düşürürler. Böylece siz hep kendinizi eksik hissedersiniz. Hatta “Ben ona layık değilim” demeye bile başlarsınız. Siz böyle düşündükçe o kontrolü daha fazla eline alır.

Üstün olduğuna inandırmak: Kendi üstün meziyetlerini öyle bir anlatırlar ki siz kendinizi onun yanında küçücük bir nokta gibi hissetmeye başlarsınız. Ondan başka hiç kimsenin size değer vermeyeceğini, beğenmeyeceğini sanırsınız.

Acındırmak:
İşte en önemli kozları... Duygu sömürüsü yaparlar, ağlarlar, sızlarlar. Kendinizi dünyanın en kötü insanı gibi hissetmenizi sağlarlar.

Tüm bunlar sizde nasıl etkiler bırakır?
Bir de ona bakalım:


Kişiliğin kaybolması: Artık gerçekten kim olduğunuzu bilemez hale gelirsiniz. Kendinize ait hiçbir şeyiniz kalmamıştır. İpler tamamen onun elindedir. Siz sadece bir kuklasınızdır. Aynaya baktığınızda gördüğünüz kişinin siz olmadığınızın farkına varırsınız.

Korkmak: Kendinizi o kadar güçsüz hissedersiniz ki hayattaki her şey korkutur sizi. Hatta tek başınıza sokağa çıkmak bile istemezsiniz. Kendinize güveniniz sıfırdır.

Yalıtılmak:
Çevrenizde hiç kimse kalmamıştır artık. Dostlarınızla sizi görüştürmüyordur. Bir zamanlar size destek olan herkesi uzaklaştırmıştır. Kendinizi iyice yalnız hissedersiniz.

Yalan söylemek: Tek başınıza yapacağınız her şeye, aldığınız her karara kızacağını bildiğiniz için yalan söylemeye başlarsınız. Başka çarenizin olmadığına inanırsınız.