'Cinayet aydınlanmıyorsa sorumluluk hükümetindir'

18 Ocak 2013, Cuma 05:00
AA

Hrant Dink, tam altı yıl önce Şişli’de Agos gazetesinin önünde öldürüldü. Tam altı yıldır ne gözyaşları durdu ne vicdanlara oturan bir yargılama yapıldı. Tetikçilerden oluşan çete “Örgüt yok” diye serbest bırakıldı. Bu cinayette sorumluluğu olan kamu görevlileri hakkında iki yıl önce açılan soruşturma ise ağır aksak gidiyor. Türkiye’de binlerce yüz binlerce insan altı yıldır “Adalet” diye bekliyor. Başta da Dink’in ailesi geliyor. İşte bu süreci Hrant Dink’in kardeşi Hosrof (Orhan) Dink ile konuştuk.

>> VİCDANI OLAN HERKESİ YARIN ŞİŞLİ'YE BEKLİYORUZ



Hrant Dink’in kardeşi Hosrof (Orhan) Dink

Cinayetin üzerinden altı yıl geçti ve hala vicdanları rahatlatan bir karar çıkmadı neden, sorumlusu kim?

2007’de bu hükümetin yapabileceği ve yapamayacağı şeyler vardı. Bunu hepimiz görüyorduk. Ama 2011 seçimlerinden sonra hükümetin kendisi devlet oldu. Elini tutan başka bir şey olmadığı artık ortada. Artık Hrant’ın cinayeti dahil karanlık cinayetlerin çözülmemesi için hiçbir gerekçe yok. Yani Dink cinayeti hala aydınlanmıyorsa sorumluluk hükümetindir. AK Parti bugün kendisi devlet oldu ve cinayeti aydınlatmasının önünde hiçbir engeli yok.

Demokrasi yüzleşebilmektir


Yani siz “Devlet bunun hesabını versin” derken “Hükümet bunun sorumlusudur” diyorsunuz öyle mi?


Şu anda bu işin sorumlusu tamamen siyasi iktidardır, hükümettir. Hükümet askeri vesayetin belinin kırıldığını, artık darbelerin hayal, ülkenin ise demokratik olduğunu söylüyor. Ama bir ülke demokratik olurken geçmişiyle de yüzleşmeli. Dink cinayeti ve diğer faili meçhullerle yüzleşmeden Türkiye’nin demokratik olma şansı yok. Bunu yapacak olan da hükümettir.

Hükümetin bu cinayeti aydınlatacağını söylemesine rağmen neden şüphe ediyorsunuz?

Ben bir umudum olmadığı için söylüyorum. Bizimli birlikte umuda kapılan faili meçhul cinayete kurban gidenlerin aileleri vardı, Hrant Dink cinayetinde yol alınırsa kendi cinayetlerinin de aydınlatılacağı umudunu taşıyan insanlardı bunlar, onların da umudu azaldı. Devlet Hrant Dink cinayetinin arkasındaki yapıyı ortaya çıkardığında bir şekilde onlar da yüzleşmiş olacaklardı. Ancak bugün geldiğimiz noktada onlara “Umutlanın” diyemiyorum. Oysa bu cinayetlerle yüzleşmek özgürlüğün tohumlarını serpmek gibi bir şeydir.

Hükümet, “Biz cinayetin aydınlanması için elimizden geleni yaptık top yargıda” diyor. Ancak bu cinayette sorumluluğu olanlar hükümet kararıyla terfi ediyor, milletvekili, vali ve başombudsman yapılıyor. Bu bir çelişki değil mi?


Bu tür şeyleri tesadüflere bağlamak, ya da “Ombudsmanlığa atanan kişinin Dink’in ceza aldığı mahkeme kararında imzası olan yargıç olduğunu bilmiyordum” gibi açıklamayı kabul etmek mümkün değil. Bu atamalar devlette bu geleneğin devam ettiğini gösteriyor. Bu devlet görevlilerinin yargılanması gerekirken yargı by pass edilerek birinin milletvekili, meclis başkanı, vali, teftiş kurulu başkanı, ombudsman yapılması çok üzüntü verici.

Ancak Başbakan’ın “Biz bu cinayetin Ankara’nın derin dehlizlerinde kaybolmasına izin vermeyiz” şeklindeki sözü size güven vermiyor mu?


Şimdi bu cinayet altıncı yılına girdi. 2007’de bu cinayet göz göre göre işlendi. Hep bu hükümetin iktidar olduğu dönemde yaşanan süreci anlatıyorum. Dolayısıyla bu hükümetin bu konuda yapması gereken o kadar çok şey vardı ki. Bir tek anlayış gösterdiğimiz şey ilk dönem için, “Evet seçildik ama iktidar değiliz” sözüydü. Ve biz ülkenin realitelerini bildiğimiz için o zaman anlayış gösterdik ve “Bu olayların üzerine beraber gideceğiz” dedik. Ama artık kendileri “Biz devlet olduk” diyorlar. Eğer öyleyse bu cinayeti çözsünler.

Yani “Derin dehlizlerde kaybolmasına izin vermeyeceğiz” sözüne inanmıyor musunuz?

Benim umudum yok. Bu sözlerle bu işlerin çözülebileceğini düşünmüyorum.

Ama kamuoyu umutla bunun üzerine gidiyor…


Ben siyasi irade böyle davrandığı sürece bu cinayetin çözülmeyeceğini düşünüyorum. Yargının gücünün bu cinayeti aydınlatmaya yetmeyeceğini, bu tür cinayetlerde mutlaka ve mutlaka siyasi iradenin bu cinayetin aydınlatılmasının arkasında olması gerektiğini düşünüyorum.

Cumhurbaşkanlığı DDK raporu, kamu görevlileri hakkında açılmış soruşturma, umudun ayakta kalmasını sağlamıyor mu?

Gerçekten bu olayda ihmali olanlardan, delil karartanlardan başlayarak devlet kendiyle hesaplaşmadığı zaman bu cinayetin çözüleceği umudu yok bende.

Savcı ‘Şema yok’ dedi

Peki mahkemenin “Örgüt yok” kararından sonra Yargıtay Başsavcılığı’nın bu kararın bozulması yönündeki yazısı olayın çözümü konusunda bir umut olabilir mi?

Yargıtay Başsavcısı mahkemenin kararını onaylayan bir yazı hazırlasaydı büyük bir infial olurdu. Dolayısıyla başsavcılık doğruyu yapmış gibi görünüyor. Ama önemli olan Yargıtay’ın kararı nasıl çıkacağıdır. Ayrıca sonraki süreç nasıl işleyecek? İstanbul 14.Ağır Ceza Mahkemesi bu sanıklarla mı yargılama yapacak yoksa genişletip, kamu görevlilerini de içine alacak bir yargılama mı yapacak? Önemli olan bu.

Sizce Dink cinayeti dosyasıyla kamu görevlileri hakkında açılan soruşturma birleşmeli mi?

Tabii ki birleşmeli. Bu dava çok geniş bir alana yayılmalı. Mesela bu cinayetin öncesine dönülmeli. En azından valilik makamına Hrant Dink’i çağıran MİT’çiye emri kimin verdiği ortaya çıkarılmalı. Ama ortada duran ve hiç soruşturulmayan, soruşturulursa nereye gideceği kestirilemeyen birçok konu var ortada.

Ancak hakkında iddialar bulunan kamu görevlileri ile ilgili soruşturmada İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın bir şema oluşturduğu yazıldı…

Savcıyla görüştük, bize böyle bir şema olmadığını söyledi. Bir şema da görmedik. Aksine soruşturmayı ilerletemediğini ve devletten bilgi ve belge almakta zorlandığını söyledi.

‘Geçmişe takılma işine sarıl’

Mehmet Ali Birand, gazetecilik mesleğinde doldurulmayacak bir boşluk bırakarak aramızdan ayrıldı. Silivri Cezaevi’nden çıktığım 2012 yılı Mart ayında POSTA Gazetesi’ne geldiğim bir gün Mehmet Ali Birand ile karşılaştım. o hasta ben ise hapishane travması yaşıyordum. Ama ne ben ona hastalığını sordum ne de o bana “Cezaevi nasıldı, neler yaşadınız?” gibi sorular sordu.

Hayatının en zorlu savaşını veren Birand, bana bakıp içinde bulunduğum kızgın hali ve öfkemi anlamıştı. Bana, “olan oldu, sakın geçmişe takılıp kalma, işine sarıl Nedim” dedi. Sonra çok sıkıldığı bir dönemde rahmetli işadamı Vehbi Koç’un ona verdiği tavsiyeden söz etti. “Bak benim en o zor dönemimde Vehbi Koç şöyle demişti: ‘Ne kadar güç duruma düşersen düş, şu üç konuda başarılı olursan kendini kurtarırsın:

1. Ürettiğin malı veya programı veya yaptığın işi çok iyi, kaliteli ve standardın üstünde gerçekleştir. En iyisini ortaya koy.
2. Sağlığına çok dikkat et. İçki ve sigarayı kes, spor yap.
3. Aileni ve dost çevreni etrafında sıkı sıkıya tut.

Ben rahmetli Vehbi Koç'un bu tavsiyesi ile sıkıntılardan kurtuldum. Hâlâ da uygularım”dedi. POSTA’ya bir başka ziyaretinde de “Ne haber Nedim nasıl gidiyor, dediğimi yapıyorsun değil mi? Sakın geçmişe takılma” tavsiyesinde bulunmuştu. Bu son sohbetimizdi. Arkasında o tavsiye ile gazetecilikte doldurulmayacak kocaman bir boşluk bıraktı gitti aramızdan. Sevgili Birand ne tavsiyenizi unutacağım ne de gazetecilik mesleğine olan katkılarınızı. Hep hatırlanacaksınız.