Diyanet göreve

12 Mart 2018, Pazartesi 05:00
AA
İlahiyatçı Emre Dorman, dün Hürriyet gazetesinden İpek Özbey’e verdiği röportajda, İslamiyetin insanların elinde nasıl değişe değişe bugünkü haline geldiğini çok güzel özetlemiş;

”Peygamberimizden sonra hilafet meselesi başta olmak üzere siyasi açıdan ortaya çıkan tartışmalarla, her kesim din ve yönetim adına hak iddia etmeye başladı. Kendilerini haklı gösterebilmek için bir takım rivayetler üretildi. Problem, bu rivayetlerden kaynaklanıyor. Sonra hadis kitapları derleniyor, mezhepler oluşuyor, onlar farklı farklı rivayetleri referans alıyor ve dini açıklamalar yapmaya başlıyorlar. İnsanlar bulundukları coğrafyada yaygın olan mezheplere tabi oluyorlar. Geçmişten günümüze kadar Müslümanlar’ın çoğunluğu, dini doğrudan Allah’ın kitabı olan Kuran’dan değil, herhangi bir mezhebin imamının görüşleri üzerinden öğreniyor. Böylece dinin kültürel boyutu, kendisini gölgeliyor.”

Lümpen küfürbazlar

Konu Dorman’ın bu dedikleriyle kalsa iyi. Neredeyse mahalle arasına kadar inmiş tarikatlar, şirketleri, medyası ile birer holding haline dönüşmüş durumda. Korkarım, siyasetin üzerinde de vesayetlerini artıracak gibi görünüyorlar. İnanç alanının bunlara kalmasında en büyük sorumlu Diyanet İşleri Başkanlığı’dır. Oysa İslam dininin Peygamberi Hazreti Muhammed, vefatından önce 632 yılında Veda Hutbesi’nde kendisinden sonra Müslümanlara şu tavsiyede bulunmuştu;

"Ey müminler! "Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler Allahın kitabı Kuran-ı Kerim ve Peygamberi’nin sünnetidir.”

Bu sözün kendisi de sünnettir. Yani bir Müslüman için Allah’ın emirlerinden sonra uyulması gereken kurallardandır.

Cümleye tekrar dönersek, İslam dinini öğrenmek için Kuran ve sünnetten başka kaynağa ihtiyaç yok.

Gelin görün ki, 120 bin personeli ve Türkiye’de birçok bakanlıktan daha büyük bütçesiyle Diyanet İşleri Başkanlığı, bu konuda iki çalışmayı toplumun önüne koymaktan uzak. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konuda açıklama yapınca bir iki söz ediyor.

Yapılacak şey için alim olmaya gerek yok, bu iki konuda herkesin anlaşacağı bir çalışmayı toplumun önüne koymak. Bu satırları Diyanet’i yıpratmak amacıyla değil, toplum ihtiyaç duyduğu için, görevini yapmaya çağırmak amacıyla yazıyorum. Umarım, başlayan bu yeni tartışma sağlıklı sonuçlar verir. Yoksa ortalık sahtekar din alimlerine, rant örgütü haline gelmiş tarikatlara kalacak.