İsmail Beşikçi'nin suçu ne?

23 Nisan 2014, Çarşamba 05:00
AA

Geçen hafta Cuma günü Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakan Yardımcısı Doug Frantz ile bir araya geldik. Frantz, Obama yönetiminin Türkiye’deki ifade ve basın özgürlüğü ihlalleri, özellikle ses kayıtlarının yayınlandığı twitter ve Youtube’un kapatılmasından duyduğu kaygıyı “dostane” biçimde iletti. Bu arada ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) belgelerini sızdıran Edward Snowden örneğini vererek, “Yolsuzluk kayıtlarının yayınlandığı twitter ve Youtube’un değil, bu bilgileri sızdıranların peşinde düşülmeli” dedi. Mini bir “basın özgürlüğü” dersi verdi.

Vizesi olduğu halde uçağa bindirilmedi

1791 yılında yapılan değişiklikle, basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan bir yasa çıkarılamayacağını karara bağlanan Amerikan Anayasası’nın temelinin “ifade özgürlüğü” olduğunu söyledi. Biz de “özgürlükler ülkesinden” gelen bir bürokratı dinlerken derin derin iç geçirdik! Ama iki gün sonra Pazar günü ilginç bir şey oldu; Sosyolog İsmail Beşikçi vizesi olduğu halde ABD’ye giden uçağa bindirilmedi. Hem de ABD Sınır Polisi’nin İstanbul’a geçtiği mesaj nedeniyle. Nasıl olur demeyin, baştan anlatayım; Sosyolog İsmail Beşikçi konferans vermek için New York ve Washington’a gidecekti. Vize almak için 11 Nisan günü ABD Konsolosluğu’na başvurdu. Beş gün sonra vizeli pasaportu kendisine teslim edildi. İsmail Beşikçi, adına kurulan vakfın başkanı İbrahim Gürbüz ile 20 Nisan günü uçağa binmek üzere havaalanına geldi. Ancak güvenlik görevlisi ABD Sınır Polisi’nin gönderdiği mesaj nedeniyle uçağa binemeyeceğini söyledi. Nedenini öğrenemediler. Çaresiz geri döndüler. İsmail Beşikçi terörist olmadığı gibi hakkında arama kararı olan birisi de değil, bilim adamı.

Türkiye devreye mi girdi?

Vize verildiğine göre Beşikçi’nin ABD’ye girişinde bir engel yok. Eğer varsa Konsolosluk neden 10 gün önce vize verdi? 10 günde ne değişti? ABD Konsolosluğu’na sordum. Şu cevabı vermekle yetindiler: “Bu haberlerin farkındayız. Gizlilik yasaları nedeniyle bireysel vize konuları hakkında bilgi veremiyoruz.” Anlaşılan sorun İstanbul’dan değil Amerika’dan kaynaklanıyor. Ama İbrahim Gürbüz ise sorunun asıl kaynağını Türkiye olarak görüyor: “ABD Konsolosu 16 Ekim 2012’de vakfımızı ziyaret etti, hatta anı defterimize övücü sözler yazdı. İstediğimizde vize de verdiler. Sorun Türkiye kaynaklı olabilir, son zamanlarda banka hesaplarımızda blokaj uygulanıyor. Beni kaçırmak istediler. Tabancası, bombası, kelepçesi olan saldırgan Kamil Bedir, savcının tutuklama talebine karşın bir gün sonra serbest bırakıldı. Şimdi de bu olay yaşandı. Tahminlere göre Türkiye’den birileri devreye girdi.” Belki öyledir. Belki de başka bir nedeni vardır. Durum İsmail Beşikçi’ye ve kamuoyuna izah edilmeli. Çünkü önemli olan Anayasa’da ya da yasalarda ifade özgürlüğü maddesi olması değildir. Önemli olan kimi rahatsız ederse etsin her düşüncenin özgürce söylenmesine imkan tanınmasıdır.