Katillerle polisler

27 Ocak 2016, Çarşamba 19:00
AA

Sebahattin Ali’nin 1948’de öldürülmesinden bu yana hiçbir siyasi suikastta Hrant Dink cinayetindeki gibi adalete yakın olunmadı. Siz hiç hatırlıyor musunuz, Kemal Türkler, Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Uğur Mumcu cinayetinde tek bir kamu görevlisinin ‘görevi ihmalden’ yargılandığını. Bırakın yargılamayı, terfi ettirilen, vali, milletvekili, bakan olan bile çıktı aralarından. Güldal Mumcu, Uğur Mumcu suikastından tam 20 yıl sonra 2013’te ‘İçimden Geçen Zaman’ isimli bir kitap yazdı. Devletin ‘tepeden tırnağa’ cinayeti aydınlatmak için değil üstünü örtmek için nasıl çaba harcadığını anlattı.

*

Ona 20 yıl sonra bu kitabı yazdıran Hrant Dink cinayetinde gelinen aşamadır. Çünkü Hrant Dink cinayetinde ortaya çıkan gerçekler, aydınlanmayan her siyasi suikastın içinde devlet parmağı olduğunu gösterdi. Asıl suçlunun parmağıyla bize ‘olağan şüpheliyi’ gösteren devlet görevlilerinin ‘fail’ olabileceğini anlattı.

İşte o yüzden 2008 yılından beri Hrant Dink cinayeti kendim için ‘gazetecilik’, toplum için ‘adalet’ savaşı oldu.

*

‘Barış’ için bedel ödetilen Hrant Dink sayesinde şimdi ‘adalete’ yaklaşıyoruz. Çünkü onun cinayeti üzerinden geçmişin siyasi suikastlarındaki karanlık noktalarına ışık tutuyoruz. Ve bugün adalete bir adım daha yaklaştık. Hrant Dink’i öldüren tetikçi Ogün Samast akıl babaları Yasin Hayal ve benim ‘devletin parmak izi’ dediğim Emniyet İstihbaratın Yardımcı İstihbarat Elemanı (YİE) Erhan Tuncel, cinayetin işlenmesine göz yuman devlet görevlileri ile birlikte 14 Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacaklar. 2008 yılından beri zihnimdeki tablo şuydu; Ogün Samast, Yasin Hayal, Erhan Tuncel, Emniyet İstihbarat Dairesi eski Başkanı Ramazan Akyürek, Emniyet İstihbarat Dairesi’nin şimdiki Başkanı Engin Dinç, tabii ki her şeyin odağındaki İstihbaratçı Ali Fuat Yılmazer ve diğerleri aynı sanık kürsüsünde.

*

Bu isimlerin cinayetten sonra neler yaptıklarını, nasıl delil kararttıklarını, kullandıkları gazetecilere kitaplar haberler yaptırarak yalanlarla gerçeği zehirlemeye çalıştığını biliyoruz. Şimdi cinayet öncesi neler yaptıkları ortaya çıkacak. 2009 yılı başında ‘Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları’, 2010 yılı başındaki ‘Kırmızı Cuma’ kitaplarım onların maskelerini indirmişti. Yalnızca bu konudaki çalışmalarım nedeniyle beni ‘Ergenekoncu’ ilan edip Silivri’de çürütme amaçları bile haklarında ortaya çıkan delilleri yok etmek, gerçeği hapsetmek amacını taşıyordu. Gerçekler iddianameye dönüştü. Onlar kaybetti, gerçekler kazandı.