Aynı saatlerde

23 Aralık 2010, Perşembe 05:00
AA

Diyarbakır’da tam Özerk Kürdistan konuşulurken, Amerika’da Ermeni Tasarısı için heyecanlı bir bekleyiş sürüyordu.

Ve... Aynı Saatlerde...

Güney Kıbrıs’ta Rumlar, bizim basketbolcuları pataklıyordu.

En kısa gün... En uzun geceydi...

Kâbus gibiydi.

Eyvah abluka diye bağırdım.

[[HAFTAYA]]

Fenerbahçe Acıbadem

Tam o sırada bir müjde geldi. Türkiye Sevdalısı Mehmet Ali Aydınlar’ın Sarı Melekleri, Dünya Şampiyonu oluyordu.

Bunlar hep aynı saatlerde.

Voleyboldaki zafer, ilaç gibi geldi bana. Ezikliğimi attım, moralimi toparladım, şööyle bir dikildim.

Ne oluyoruz?

Özerk Kürdistan önerisine hemen “evet” dedim. Kendi içimden vallahi “evet... hemen şimdi”

Ne istiyorlarsa peki.

İki Meclis mi?

İki Bayrak mı?

İki Dil mi?

- Hepsi kabul.

Kursunlar kendi okullarını, kalkındırsınlar kendi yörelerini, açsınlar kendi hastanelerini, fabrikalarını, barajlarını.

Bitmedi.

Valilerin, kaymakamların, polislerin, doktorların, öğretmenlerin, savcıların, hakimlerin maaşlarını tıkır tıkır ödesinler bakalım.

Toplasınlar (varsa) kendi vergilerini.

İşte o zaman...

- Derhal kabul.

Ya üslup?

Maddeleri okudum. Öyle şeyler istemişler ki, onlar bizde de yok. Nasıl verelim?

Peki verelim. Ama böyle mi istenir? Kafamıza vurur gibi. Ne biçim üslup bu?

Zannedersiniz ki, Türklerin işgalinden kurtulmuşlar, şimdi yöreden Türkleri kovuyorlar, kovarken de ağır şartlar içeren bir antlaşma dayatıyorlar.

Kimin fikri bu?

Bu ülkede yaşayan 15-20 milyon Kürt sahiden böyle mi istiyor?

Hayır. Onlar adına 100 kişilik Kürt Sosyetesi konuşuyor. Görüyor musunuz? Vesayet hiç bitmiyor.

Buyurun, bir de 15-20 milyon Kürt’e soralım, referanduma gidelim desek o da mümkün değil, çünkü sandık başında Türk ve Kürt kimliğini ayırmak için eşgal verebilir misiniz?

İşin özü bu:

Rüyaları hangi dilde görüyorsanız o.