Seyir Defteri

13 Mart 2018, Salı 05:00
AA
Hiç boş yok.

28 Şubat, daha geçen haftanın takvimindeydi, dün ve bugün de 12 Mart’ı konuşuyor ve yazıyoruz.

Önümüz 27 Nisan.

Daha sonra da 27 Mayıs.

Takvimde nereye parmak bassak, mutlaka bir demokrasi ayıbı çıkıyor karşımıza.

Temmuz denince 15 Temmuz.

Eylül denince 12 Eylül.

E yeter ama.

Buna hangi takvim dayanır?



Türkiye, darbeler ülkesi değildir. Asker de darbe yapmaya meraklı değildir. “10 yılda bir” diye adımız çıktıysa, bunun esas faili, davetkâr ve teslimiyetçi sivillerdir.



Dün, 12 Mart’tan kalan izleri düşündük.

Muhtıra, Demirel’e verildiyse de Ecevit “bu muhtıra bana karşı verildi” demişti. Seni beni yok. Muhtıralar, darbeler, seni ihya eder, beni imha eder diye bir şey de yok.

O her tarafı yıkar gider.

Ama belli ki bizimkiler / ötekiler meselesi, ta o zaman da varmış. (1971)

Kutuplaşmanın şahı ise, zaten 27 Mayıs’ta görülmüş. (1960) Yani, konuşacak bir şey yok. 12 Mart şöyle dursun.

Biz 13 Mart’a bakalım.

Bugün Atatürk’ün Harbiye’ye girişinin yıldönümü. (1899)