Auralar kapkara!

21 Aralık 2016, Çarşamba 16:00
AA
Öyle karanlık günlerden geçiyoruz ki; hepimiz duygusal, zihinsel ve ruhsal açıdan bitik durumdayız. Kendimizi tedavi edecek yollar bulmak, bize iyi gelecek şeylerin peşinde koşmak zorundayız. Yoksa hepten sıyıracağız! Üç meraklı arkadaşım bunun arayışındaydı...

Sonunda Sirius Kuantum Dengeleme Merkezi’ni keşfettiler. Burada, kafaya, el ve ayak bileklerine bağlanan elektrotlarla vücut frekanslarını ölçüyor, bir anlamda vücudun check-up’ını çıkarıyorlar.

Diyelim ki bağırsağında parazit, kemik erimesi ya da sinirsel bir zaafiyetin var, hepsi bir bir çıkıyor. Aslında hem fiziksel, hem de ruhsal bir check up. Auran ne renk onu bile gösteriyorlar!

Üç arkadaşım da ayrı ayrı ölçüme girdi, üçünün de aurası siyah çıktı! (Aurası yeşil olanlar, mutlu ve sevgi kelebeği oluyor) Yani depresyon belirtisi, iç sıkıntısı ve bunalım hissi hepsinde mevcut. Memleketin durumu vücutlarına nasıl sirayet ettiyse, sonuçlar pek parlak değil.

DENGEMİZ BOZUK!

Prof. William Nelson’ın tasarladığı bu sisteme göre; bedenimiz aslında kendi kendini dengelemeye programlı bir enerji makinesi...

Ama biz toksinler, genetiği değiştirilmiş yiyecekler, duygusal travmalarla bunu yapmasını engelliyoruz ve kendi kendimizi dengeleme yetimizi köreltiyoruz. İşte bu cihaz, bedenin dengelenmesi ve uyumlanmasını sağlıyor.

Vücudun ihtiyacı olan şeyi söylüyor, siz de ona göre önleminizi alabiliyorsunuz. Ben de gitmeye karar verdim. Bir şekilde yerinden oynayan frekansları düzeltmemiz şart!

ELÇİLERDE TEDİRGİNLİK

Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’un saldırıya uğradığı saatlerde Randevu Film Festivali’nin bir gösteriminden yeni çıkmıştık. ‘Türk Mutfağına Övgü’ filminin ardından Mikla’daki yemeğe geçildi. Haberi de orada öğrendik; herkesin tadı kaçtı, sohbetlerin konusu siyasileşti.

Oturduğum masada, Fransa Başkonsolosu’nun eşi Sülün Akyurt Buchwalter ve Amerikan Konsolosluğu’nda çalışan bir görevli de vardı. Haliyle herkes telefonlarına gömüldü. Karlov’u Çevik Kuvvet’ten bir polisin öldürdüğü kesinleştiğinde, Sülün Buchwalter’ın morali iyice bozuldu...

“Bütün gün bizi bu polisler koruyor, her adımımızda yanımızdalar, nasıl olabilir bu?” diyerek şaşkınlığını ve üzüntüsünü paylaştı. Tadı iyice kaçtığı için de geceyi erken bitirip kalktı.. Son derece haklı. Bu kadar tedirgin yaşamak kimse için kolay değil. Baksanıza bir toplantının ortasında, koruma polisi sandığınız kişiden bile gelebiliyor ölüm. Tesadüf eseri yaşamak diye buna diyoruz sanırım.

'KILL BILL' FİLMİ GİBİ 2016!

 “2016’yı Quentin Tarantino mu çekti acaba?” Herkes sosyal medyada bu soruyu soruyor… Sorulacak soru, söylenecek laf kalmadığı için bunu dilimize doladık artık.

Zira yönetmenin en kanlı filmi ‘Kill Bill’de bile bu kadar çok olay olmamış, bu kadar çok kan akmamıştır herhalde! 2016 gitmeden önce ‘Daha ne yapabilirim?’ diyor resmen. ‘Son bir kez daha şaşırtayım, yakıp yıkayım öyle gideyim’ diyor. Tek umudumuz var; gelen gideni aratmasa bari!

'TÜRK MUTFAĞINA ÖVGÜ' ‘

Randevu İstanbul Film Festivali’ne gelirsek… TÜRSAK’ın 19’uncusu kez düzenlediği festival, 22 Aralık’a kadar sürecek; 30’a yakın film gösterilecek. Festivalin bir bölümünü gastronomi oluşturuyor. Bu kapsamda izlediğimiz ‘Türk Mutfağı’na Övgü’ filmi, farklı kültürlerden beslenen Türk mutfağının zenginliğine vurgu yapan, artık dünyaya duyurulması gerektiğini anlatan bir iş.

2015’te dünyanın en iyi restoranı seçilen İspanya Girona’daki ‘El Celler de Can Roca’nın üç şefi; Türkiye’nin gastronomik potansiyelini bu belgesele aktarıyor. Mikla’nın şefi Mehmet Gürs’ün de aralarında bulunduğu İstanbul’un en iyi şefleri de onlara rehberlik ediyor.

DIŞA AÇILMAK ŞART

Joan Roca İzmir ve Tire’yi, tatlı şefi Jordi Roca Gaziantep’i, someliye Josep Roca Kapadokya, Trakya ve Bozcaada’daki bağları keşfe çıkıyor. Dünya galası bu yıl San Sebastian Film Festivali’nde yapılan film; mutfağımıza farklı bir gözle bakmak için iyi bir fırsat. İzledikçe; Türk mutfağının artık yurt dışına açılması gerektiğini açık ve net görüyorsunuz. Ki, bizi tek kurtaracak da bu kültür.

ANTALYA EMNİYETİ NEYİN PEŞİNDE?

Antalya’da magandalar, bu kez bebekli bir araca saldırdı. Hız yaptığı için kendilerine söylenen sürücünün yolunu kesen bir grup gözü dönmüş canavar; yarısı açık camdan uzanıp anneyi tokatlıyor, yüzüne tükürüyor. Beyzbol sopasıyla camı patlattığı için 16 aylık bebeğin dudağı yarılıyor. Millet artık cinnet geçiriyor! Zembereği boşalmış gibi sağa sola saldırıyor. Asıl problem bu da değil.

Bu üç magandanın kimlikleri tespit edildiği halde Antalya Emniyeti hiçbir şey yapmıyor, saldırıya uğrayan Kemal Özcan şikayetçi olmasına rağmen sürekli onu geçiştiriyor. Çok merak ettim neden acaba? Daha çok maganda sokağa fırlasın, ‘nasılsa hiçbir şey olmuyor’ diyerek tartıştığı insanları tekmeleyip tokatlasın diye mi? Emniyet sağlıklı bir gerekçe sunabilir mi acaba?