Biri ağladı biri kükredi!

15 Mart 2012, Perşembe 05:00
AA

Nedim zaten babayiğit görünüşünün altında hassas, kırılgan bir yapıya sahipti. 25 kilo verip sinirleri de yıpranınca hepten gözyaşlarını tutamıyor. Görüş gününde kızının eteğini çıkarttırdıklarını anlatırken elinde mendil, gözyaşına boğuluyor. Ahmet hep hırçındı. Çıkar çıkmaz cezaevinin önünde esmiş, yağmış, intikam söylemleri atmış... Bildiğimiz Ahmet! Müyesser Yıldız hâlâ niye tutuklu olduğunun peşinde, İklim’e takmış kafayı.

“O sarışın, ben esmerim diye mi tutukluyum” öfkesinde. Aklı hasta annesinde, oğlunda, eşinde, işinde, özgürlüğünde... CHP milletvekili Melda Onur’dan cezaevinde kedi besleme izni çıkarmalarını istemiş. İçerde bir tek kuş besleme izni varmış çünkü. “Biz kafeste, o kafeste olmasın” demiş. Sait Çakır ve Coşkun Musluk isimsiz olanlar. Bütün haberlerde “Ahmet Şık, Nedim Şener ve iki gazeteci daha” diye anons edildi tahliyeler.
[[HAFTAYA]]

O iki gazetecinin bir ilginç özelliği vardı oysa. İkisi de bir yıldır tecritte olan Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’a bir hafta önce oda arkadaşı olarak verilmiş, hatta Balbay’ın oda arkadaşı Coşkun Musluk “Sen milletvekilisin, beni danışmanın olarak ata” diye kendine iş bile bulmuştu. Bir hafta sonra tahliye kararı çıktı. O geceyi şöyle anlatıyor Sait Çakır: “Tuncay Bey kahve yaptı, içerken ben ağladım, o güldü.” Odatv davasının, birbiriyle hiç alakası olmayan, hatta çoğu önceden tanışmayan ‘örgüt üyeleri’nden 4’ü uluslararası kamuoyu baskısıyla tahliye edildi. Ya kalanlar? Onlar için yürüyüş düzenlemeye devam mı etmek gerekecek? Balbay, Özkan ve diğerleri?.. Daha ne kadar çile çekilecek?

O temellerin harcında kan ve gözyaşı var


Ekranlarda dönen bir reklam var; dünya liderleri Türkiye’den bahseden konuşmalar yapıyorlar. Fonda dış ses “Dünya sadece en iyi olanı konuşur” diyor. En iyi olan, bir inşaat şirketi. Türkiye, uzun süredir II. Dünya Savaşı sonrası Almanya gibi: Her köşeden bir inşaat yükseliyor. O inşaatların en yüksek, en cam, en yampiri olması en iyi olması mı demek?

Bir yangın, hepimizin gözüne gerçeği soktu: Kendi topraklarında yaşama şansı bulamayıp gurbete çıkmış delikanlıların kan, ter ve gözyaşı üzerine kuruluyor o inşaatlar. O medyatik inşaat şirketlerine sorarsanız pirüpaklar. Çünkü işçileri taşeron şirketlerden alıyorlar! Ne yapıldığından hiç haberleri yok. Emek sömürüsünün epeydir adresi, taşeronlaşma. Yangın sonrası alelacele çadırlar sökülüyor, işçiler sigortalanıyor. Türkiye büyüme hızında yakaladığı Çin gibi. Emek sömürüsü dizboyu. “İçinde yaşadığın konutu konut deyip geçme, tanı, düşün temellerinde yatan yüzlerce işçiyi” mi diyeceğiz?