Cezası neyse öderiz, şu demek...

05 Mart 2016, Cumartesi 19:00
AA

Şehir içi hız sınırı 90 km mi? Ben 150’yle giderim, cezası neyse öderim! Bunun adı magandalıktır, izansızlıktır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarını kabul edeceğine ve uyacağına dair söz vermiş, benim bütün yerel ve ulusal mahkeme kararlarımın üstündedir demiş, imzanı atmışsın. Senin vatandaşın da o mahkemeye müracaat ediyor, seni mahkum ettiriyor. Sonra?

Mahkeme seni tazminata mahkum ediyor. Savaş açacak, gelip seni tutuklayacak hali yok. 100 bin euro tazminata karar veriliyor. Öderim tazminatı, seni de takmam.

Kardeşim o zaman niye Avrupa Birliği diyorsun, niye İnsan Hakları diyorsun, niye Evrensel Hukuk İlkeleri diyorsun? Kendini mi kandırıyorsun, beni mi kandırıyorsun?

Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı tanınmadan önce, yerel mahkeme kararlarından canı yanan, başta Kürtler olmak üzere, o kadar çok hak ihlali başvurusu yapıldı ki, mahkeme sadece Türkiye’den gelen başvurulara baksa yetişemez hale geldi.

Kişiye göre tepki

Biraz da onların baskısıyla, Türkiye’deki en üst mahkeme olarak Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvurulara bakmasına olanak tanıyan düzenleme yapıldı. O düzenleme sayesinde kumpas mağduru subaylar başta olmak üzere, pek çok özgürlük ve hak ihlali sonuçlandı.

Ne zamanki Can Dündar ve Erdem Gül’ün tutuklu yargılanmalarının hak ihlali olduğu kararına birileri kıyameti koparttı. Cumhurbaşkanı, ta Nijerya’lardan “Anayasayı ihlal eden ben değilim, Anayasa Mahkemesi’dir” diye bağırıyor.

Anayasa Mahkemesi, Erdem Gül ve Can Dündar’ın tutukluluk halleri  için ‘hak ihlali’ kararı verdi.

Yani yasaların anayasaya uygunluğunu denetleme yetkisi verdiğiniz ve üstelik de üyelerini iktidarın seçtiği bir mahkeme, verdiği kararla Anayasa’yı ihlal etmiş oluyor ama siz, ne hukukçusunuz, ne akademik kimliğiniz var, ne bilirkişi, sadece seçilmiş olduğunuz için her şeyi bilen kişi olarak “Uymayacağım” dediğiniz Anayasa Mahkemesi’nin anayasayı ihlal ettiğini savunuyorsunuz.

İlk sorduğumuz soru “Nasıl uymayacak?” olmuştu. O da netleşti. Cumhurbaşkanı o günden beri yaptığı çağrılarla alt mahkemeleri kararı tanımamaya ve söz konusu kişileri yeniden tutuklamaya davet etti.

“Siz tutuklayın, olmazsa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne giderler, orası da alt tarafı bizi tazminat ödemeye mahkum eder, parası neyse öderiz” diyor.

Namaza karşı namaz siyaseti

HDP Eşbaşkanı Demirtaş Diyarbakırlılara, bu kez de “Cuma namazını beraber kılalım” diye çağrı yapmış. Bir gün önce “Sur’daki ablukayı kaldıralım” diye çağrı yapmış ve birkaç yüz kişiden fazlasını bulamamıştı.

Selahattin Demirtaş ve Osman Baydemir cuma namazını birlikte kıldı.

Barış için toplu namaz daha çok taraftar bulmuş. Beni şaşırtan PKK’nın bir yandan saldırılarını sürdürür, lojmanlara bile saldırır ve kadın ve çocukları hedef alırken bir yandan da “Bize niye askeri müdahale yapıyor, evlerimizi başımıza yıkıyorsunuz?” diye itiraz etmesi!

“Orada silahlı insanlar var diye şehirleri yıkamazsın” demek nasıl bir mantıktır? Silahlı insanlara çiçek değil silah atılır, maalesef. Şehit cenazeleri, teröristlerin parçalanmış bedenleri, birilerinin işine geliyor, birilerinin siyasetini destekliyor ki ateşi harlıyor, barışı değil, çatışmayı destekliyorlar.

O namaz kıldı diye Başbakan da Silopi’de namaz kıldı. Şehit cenazelerinden başımızı alamıyor, camiden çıkamıyoruz zaten. Bu kez de siyaseten.

Demokrasinin teminatı laikliktir!

Eskiden olsa kutlardık, şimdikiler unutturmak için gayret ediyor!

3 Mart 1924, Cumhuriyetin temel taşlarından biri, o gün üç yasa kabul ediliyor: Biri Hilafetin Kaldırılmasına dair kanun, diğeri Öğretim Birliği Kanunu ve üçüncüsü Umumiye Vekaletlerinin Kaldırılmasına ilişkin kanun.

İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği Başkanı Nazan Moroğlu hatırlatıyor. Laik yönetime, laik hukuk sistemine ve bütün bunları uygulayacak olan bir nesil yetiştirmek için de laik eğitime geçmek için yapılan reformlar bunlar.

Böylece iki başlı eğitime son veriliyor. Yani öğrencilerin bir kısmı dini, bir kısmı laik eğitim almayacak ki birbirine düşman olmasın! En çok kızdıkları ve karşı çıktıkları devrim yasaları bunlar.

İmam hatip liseleri bunun için açıldı, dini eğitimle öğrenci yetiştirmek için. AKP’nin en büyük hedefi, tek tip eğitim, ama tersine; herkes dini eğitim alacak! Bu nedenle normal liseler imam hatip lisesine çevriliyor, öğrenciler mecbur bu okullara gidiyor.

Hilafetin kaldırılmasının tersine döndürülmesi ise birilerinin en büyük rüyası; halife olmak!

Ortadoğu gerçeklerini bilmemek, Arap dünyasını okuyamamak, Suriye bataklığına dalmak bunun sonucu. Biz bu 3 yasanın kıymetini bilelim, koruyalım, uygulayalım!

Atatürk’ün yaptığı en büyük reform laikliktir.

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.