Şaşırtan ve düşündüren yeni CHP

18 Ağustos 2012, Cumartesi 05:00
AA

Kemal Kılıçdaroğlu, kendi teklifiyle aday olup seçilen CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’e sahip çıkarak “Arkasındayım” demiş. PKK’nın dağa kaldırdığı Hüseyin Aygün’e sahip çıkmayıp da ne yapacaktı? Aygün’ün CHP geçmişi yok. Davet üzerine, yaptığı siyaseti CHP’ye taşımış; PKK’ya rağmen de seçilmiş. Tunceli’de insan hakları aktivisti olarak tanınan bir avukat olduğunu, seçildikten sonra geldiği Ankara’da “Dersim Katliamı’nı İnönü yaptırdı, Atatürk’ün de haberi vardı” diye 10 Kasım’da Zaman Gazetesi’ne demeç verdiğinde öğrendik.

Açıkçası küçük dilimizi yuttuk! Aygün için o zaman “Arkasındayım” diyen olmadı. Bu olay ise farklı. Bölgesinde siyasi çalışma yapmak için ilçe ilçe gezerken ihtiyatsız davranıyor, PKK militanlarının eline düşüyor. Aygün, PKK’nın elinde iki gün tutularak serbest bırakılmışsa bu, kamuoyunun gösterdiği büyük tepki sonucudur.

Serbest kaldıktan sonraki tutumundan ise “eski CHP’liler” memnun değil. Adam da zaten “Ben Yeni CHP’liyim” diyor. Oysa Aygün’ün serbest kaldıktan sonra söylediklerinde tepki gösterilecek bir vahamet yok. Ne diyecekti, “Eli kanlı teröristler, kahrolsunlar” filan mı? Sizi kaçırsınlar da görelim. Terör örgütünün kaçırdığı AKP’li siyasilerin ilk işinin partilerinden istifa etmek olduğunu da hatırlatırım.

[[HAFTAYA]]

İftar görüntüleri

Yeni CHP’nin İstanbul’da verdiği iftar daveti ve davetlilerinin seçimini, Hüseyin Aygün’ün PKK sonrası söyleminden daha şaşırtıcı bulduğumu itiraf etmeliyim. Bu davetin haber ve yorumlarını Ahmet Hakan ve Hilal Kaplan’dan okudum. Fethullah Gülen’in Yazarlar Vakfı’nın iftarına davetliydim ama CHP’nin iftarına değil.

Yani CHP, cemaatin yaptığı gibi karma bir davetli listesi yapmayı bile becerememiş, muhalif gazetecileri ‘öteki’lemişti! Aslında belki de iyi oldu. 28 Şubat’ın kilometre taşlarından biri olan Erbakan’ın başbakanlıktaki daveti gibi bir manzarayı sindirmek, yemekleri sindirmekten daha zor olabilirdi! Yeni Şafak yazarı Hilal Kaplan bu iftarı “takdir ettiği ve hataları telafi yönünde CHP’yi cesaretlendirmek gerektiğini” düşündüğüne göre bundan sonraki eylemin ne olacağını düşünmek bile istemiyorum!

Hukukun değil, mahkemenin dediği olur...

“Sizin nasıl anladığınız değil, bizim ne yapmak istediğimiz önemli!” Galiba sona gelindiği için herkes bu kadar açıksözlü. Savcı, sanıkların gülüşmelerinden uyanana kadar kürsüde kestiriyor; mahkeme başkanı, sanığa açık ve seçik, bu mahkemede hukuğun değil, ne yapmak istediklerinin önemli olduğunu söyleyebiliyor!

Silivri’deyim, bir kez daha, kimi eleştirilere rağmen. Burada dava izleyip okurla paylaştığınız zaman, oradakiler yaşananların kamuoyuna yeterince yansıtılmadığından şikayet ediyor, kimi de “darbeci”lerin yanında olmanızdan... Bir defa ortada darbe yok, teşebbüs bile yok. Sahte olduğu kanıtlanmış iki tane CD üzerine 365 kişi damgayı yemiş, kin ve nefretle tasfiye ediliyor. Ben kimden kime gelirse, hukuksuzluğa, haksızlığa adaletsizliğe karşıyım. Bir mahkemede hukuk rafa kaldırılmış, sanıklar çaresizce suçsuzluklarını ıspata çırpınırken nasıl seyirci kalabilirsiniz?

Balyoz’da sanıklar lehine hiç bir delil ciddiye alınmadı, hiç bir istek kabul edilmedi, hiç kimse tahliye edilmedi. Bu normal mi? Hastalıktan ayakta duramayan, “Beni darbeci olarak öldüremeyeceksiniz, aklanmadan ölmeyeceğim” diyen Ergin Saygun’a kaçma şüphesi var diye tahliye kararı vermeyen ve tedavisini engelleyen bir mahkemenin nesine güvenelim? “Hilmi Özkök gelsin ifade versin” deniyor, başka davada verdiği ifadeleri okuyor başkan, görülmüş duyulmuş şey değil. Yanlışları görüldüğü için yargı paketi kararıyla bu dava bitince feshedilecek bu mahkemenin hakimleri de en az sanıkları kadar tutuklu.

Ve kendilerine verilen, her ne olursa olsun, hepsine ceza yazmak görevini bir an önce yapıp gitmek istedikleri o kadar belli ki. Balyoz, hukuksuzlukları ve adaletsizliği ile tarihe geçecek bir davadır. Yargılamayı tarih yapacak. Ama olan sanık sandalyelerinde oturanlara ve ailelerine oluyor. Ne yazık ki biz bu yanlışlığı halka bile doğru dürüst anlatamadık.