Senin sanığın, benim sanığım yok!

08 Mart 2011, Salı 05:00
AA

Ucu sadece size dokunduğu zaman mı ayağa kalkacak, bağıracaksınız?” diye soruyorlar. Haklılar! Silivri’de süren davaya başından beri ‘derin devlet açığa çıkacak’ diye bakanlar, Mustafa Balbay, Tuncay Özkan gibi gazeteciler alındığında burun bükenler, Alb. Çiçek “İmza benim değil” diye yırtındığında duymazdan gelenler, Yalçın Küçük’le dalga geçenler, ‘Haberal niye Silivri’de değil’ diye sorgulayıp hemşiresinin bile hapse atılmasını umursamayanlar; OdaTV ekibi, Soner Yalçın ve arkadaşları toparlanmaya başladığında “Bir dakika yaa, ne oluyor orada” diye irkilip Nedim Şener ve Ahmet Şık gözaltına alındığında ‘sorgudan sonra serbest bırakılırlar’ diye beklerken tutuklandıklarında “Hadii yaa” diye bağırmaya başladılar. Ama hâlâ bir farkla: “Ahmet’le Nedim farklıdır!”

[[HAFTAYA]]

Bu davanın içinde hangisi farklı değil ki? Arkadaş bile değiller, sanık bölümünde otururken birbirlerine selam bile vermiyor, göz göze bile gelmiyor, biri ifade verirken sinirlenip oflayıp pufluyorlar! Bu davanın içindekilerin birbirine benzemezliğine en iyi örnek, BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun içinde bulunduğu helikopterin düşmesiyle ilgili olarak açılan davadadır: Gazeteciler Mirgün Cabas ve Mustafa Hoş’un yanısıra bir albay, bir polis, bir dürümcü, iki köylü “suikast yaparak adam öldürmeye teşebbüs için gizli örgüt kurmuş” sanık durumuna düşürülmüştür! Şimdi bu örnek bir mizah şaheseri olarak anlatılıp gülmeye yarıyor da Silivri tutuklularının bundan ne farkı var?

Adı Sokrates oldu

Kendisini Silivri tutsağı olarak tanımlayan kara pilot teğmen Mehmet Ali Çelebi, yaptığı savunmalarda kullandığı isyankar ve şiirsel dil nedeniyle hem ağlatıp hem düşündürdüğü duruşmaları izleyenler tarafından artık Sokrates olarak adlandırılıyor! Teğmen Çelebi, basına, telefonuna “sehven” yerleştirilen gizli örgüt numaralarıyla yansımıştı. Teğmen Çelebi bunun isyanını şöyle dile getirmişti;

“Millet namusu demek olan subayın telefonuna hiç tanımadığı, hiçbir irtibatı olmadığı yasadışı bir örgüt sempatizanlarının numaralarını yüklemek suretiyle onun üzerinde şüphe yaratmak, onu safdışı bırakmak kimin işidir? Kim subayına böyle bir pusu kurabilir? ‘Bıçak taşıyorsun’ diye beni suçluyorsunuz. Evet taşıyorum ama sırtımda. Ben hançerlenenim. BEN SUÇLU DEĞİLİM!”

Duruşma yayınlansın

Bu dava Silivri’de görülüyor. Gidiş geliş ve izleme bütün günü alıyor. Avukatlar bile artık sırf bu yüzden Silivri davası almak istemiyor. Sanık yakınları, davaları izlemek için mağdur oluyor. Bu davaların yayınlanması talebi böyle doğdu. Orada olup biteni herkesin izleme olanağı olmalı. Silivri davaları yayınlansın!

Gazetecilikten değilmiş!

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün verdiği “kaygı duyuyorum” mesajını önemsiyorum. Timsah gözyaşı olarak da değerlendirmiyorum. Ahmet Şık ve Nedim Şener’inki kadar gürültü koparmadı ama başta Doğan Yurdakul, OdaTV’nin diğer yazarları da tutuklandı! Bence sadece Cumhurbaşkanı değil, artık Başbakan da kaygı duymalı. Cumhurbaşkanının tedirginlik duyduğunu ifade etmesinin ardından soruşturmayı yürüten savcı bir açıklama yapıp Cumhurbaşkanı’na ayar verdi! Başka koşullarda bundan gurur bile duyabilir, “Bakın yargı nasıl da bağımsız” diyebilirdik.

Ancak, hükümetin gerek yasa değiştirerek, gerek yüksek yargı organlarına yapılan seçimlerde el altından liste dağıtarak yaptığı müdahaleden sonra buna inanmak için çok saf olmak lazım. Ya Cumhurbaşkanı? O da parti rozetini çıkarmasına rağmen siyasi beklentileri olduğu için bağımsız sayılır mı? Hükümetin yolladığı her belgeyi bekletmeden onaylamıyor mu? Bu durumda kim kimin dediğini yapıyor? En güzeli ise Ahmet Şık’ın avukatının verdiği bilgiydi: Ahmet, Ertuğrul Mavioğlu ile Ergenekon üzerine koskoca bir kitap yazıp davayı savunmuştu!

Zaten tutuklanmasına da en çok bu nedenle şaşıp kalmıştı herkes. Oysa Öz’ün bu kitaptan haberi yokmuş ve sorgu sırasında kitap getirilince görmüş! Yani, sanıkların gazetecilik dışındaki faaliyetlerinin en ince ayrıntısı biliniyor ve bundan ötürü tutuklandıkları iddia ediliyor ama gazetecilik faaliyetleri bilinmiyor! Hakikaten, sadece Cumhurbaşkanı’nın değil, hepimizin fevkalade kaygılı olması için her tür neden mevcut!