Studios Manastırı da cami yapılacak

30 Kasım 2013, Cumartesi 05:00
AA


Tarihi ve turistik önemi büyük İstanbul'da yetersiz olan cami değil, müze sayısı ve buranın müzeden camiye çevrilmesinin kimseye faydası yok.

Başta Mimar Sinan’ın yapıtları olmak üzere İstanbul’un camilerinin üzerine yok. Ama nedense Bizans başkentinin üzerine kurulmuş bu şehirde onların mabetlerini, kiliselerini camiye çevirmek için anlamsız bir iştah var. Bu şehri fetheden Fatih bile bu kadar hevesli değilmiş. Cumhuriyet Türkiyesi’nde bu kiliselerin çoğu müze yapılmış, şimdi Ayasofya’yı bile camiye çevirmek için heyecanlanıyorlar.

[[HAFTAYA]]

Önemli bir dini merkez

Namaz kılacak yer mi yok, amaç fetih ruhu! Yeni hedef; İstanbul’un en eski dini yapıtlarından Studios Manastırı’nı camileştirmek. Samatya ile Yedikule arasında, çatısı yandığı için harabe durumunda olan bina, tam 1550 yıllık bir anıt. Doğu Roma İmparatorluğu’nun önemli bir dini merkezi. Dünyanın, dört duvarı ayakta kalmış en eski bazilikası. Sanat ve mimarlık açısından öneminin ötesinde, hıristiyanlar için dini önemi de büyük. Sultan 2. Beyazıt tarafından camiye çevrilmiş ve İmrahor Camii olarak bilinmişse de yangınlar sonrası kullanılmayacak hale gelince 1946'da müze yapılıp Ayasofya’ya bağlanmış.

Şimdilerde değişen siyaset sonucu yeniden niyet değişmiş ve anıt, Bakanlar Kurulu kararı gereğince Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne, cami olarak YENİDEN inşa edilmesi için devredilmiş. Dünyanın sayılı tarihi ve turistik kentinden biri olan İstanbul’da toplam 77 müze var. Oysa bu konuda yarıştığı Londra’da 300, Paris’te 204 müze bulunuyor! İstanbul en çok ziyaret edilen ilk beş kent arasında yer almak isterken kiliselerini cami yaparak mı bu hedefe ulaşacak? İstanbul’da mevcut 3 bin küsur cami kesmediyse ve yenisine ihtiyaç varsa, Çamlıca’ya yapılacak olan da yetmiyor mu?

‘Cemaatin devleti ele geçirmesi haktır’


Demek artık kimse onu takmıyor, okumuyor ki bu yazdıkları gürültü koparmadı. Açıkçası ben de sadık okuyucusu olduğum için değil, raslantı sonucu gördüm “Hocaefendi’ye açık mektup” başlığını. İlgimi çekti, bakalım ROK açık açık ne yazmış dedim. Neler yazmamış ki! Artık hiç bir sakınma gereği duymuyorlar cemaate hizmet etmiş ve ediyor olmaktan, bu hizmetlerin neler olduğuna kadar ifşa etmekten... Başbakan geçende havadayken cemaat için “Ne istediler de vermedik ki?” demişti ya; ben şahsen bunu söylediği gazetecilerin bir zahmet “Ne istediler de verdiniz?” diye sormuş olmalarını beklerdim. I-ııh! Ama ROK söylüyor işte: Devlette yuvalanmak, özellikle de polis ve yargıda kadrolaşmak. Savcıların askerle mücadelesi, Kemalist bürokrasi ve yargının tasfiyesi, medya operasyonları... Bunları biz söylediğimiz zaman darbeci, Ergenekoncu olduk. Şimdi kendileri söylüyorlar. ROK kendini gözden düşmüş mü hissediyor ne, “Cemaati Ergenekonculara karşı savunduğum için ne hakaretler gördüm” diye bir ağlaşıyor, insanın yüreği parçalanıyor! İnsan okudukça “Hayaldi gerçek oldu” diyor!