Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Yitip giden sevdiklerimizin ardından

Perşembe, 15 Ekim 2009 - 05:00

Seyahatte olduğum günlerde iki meslekdaşımı kaybettim ve cenazelerine bile gidemedim, Cumhuriyet Gazetesi Yazı işleri Müdürleri’nden Mehmet Sucu ve Milliyet Gazetesi’nden Bülent Yardımcı. İkisi de gitmeyi hak etmeyecek kadar gençti! İkisi de aktif.

Çalışıyorlardı hem de ne çalışma! Gece gündüz. Haber peşinde, yazı peşinde. Düzgün insanlardı, hırsları sadece meslekle sınırlı. Katakullisiz. Paraya, güce, iktidara tapmayan. Fikirlerimiz uyuşan. Selam verdiğim, sevdiğim, kendimi yakın hissettiğim iki güzel insan. Bu bahsettiğim kriterler galiba ömür kısaltıyor! Toprakları bol olsun, huzur içinde uyusunlar, burada bulamadıkları huzuru orada bulsunlar!

O ARTIK EURO

Ve içime oturan, Denizli’den gelen bir intihar haberi. Çok iyi eğitim almış, Japonyalarda okumuş, mesleğini seven, işini ciddiyetle yapan, yardımsever, işçilerinin de sevdiği saydığı bir iş adamı: Osman Nuri Sözkesen. Dünyanın en ünlü isimlerine, otellerine yaptığı o güzelim bornozları, havluları yolluyordu ama Türk kamuoyu onu UFO’cu olarak tanıyordu. Uzaydan gelen canlılar olan Ufo’lara inanıyordu. İstanbul, İstiklal Caddesi’nde de bir UFO müzesi açmıştı. Ama daha önemlisi yanında 600 işçi çalıştıran ve üretiminin büyük bölümünü ihraç eden önemli bir sanayiciyken, krize yakalanıp, nakit akışındaki sıkışıklıktan şirketleri için iflas istemeye kadar giden süreçte yenik düşmüş olmasıydı.

Seçim için yaptığımız gezilerde Denizliye uğradığımızda tanışmış, çok etkilenmiştik, yenilikçi, teknolojiye yatırım yapan, kaliteye önem veren tavrından. Nasıl bunalmış ki bir tabanca kurşununun ucunda bulmuş kurtuluşu. Evet, şairin dediği gibi “ölüm daha kolay yaşamaktan!” Ve bir genç bilim kadınının intiharı! Kadına yönelik şiddetle uğraşan Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Y. Doç. Dr. Dicle Koğacıoğlu’nun “Çok acı var, dayanamıyorum” diye kısa bir not bırakarak kendini Boğaz’ın sularına bırakıvermesi...

Onu öyle iyi anlıyorum ki, bizim mesleğimizde de çok fazla acıya tanık olursunuz. Katılaşmayan, nasır tutmayan bir yüreğiniz varsa omuzlarınız çöker ağırlığından, kahrolursunuz! Ben de çoğu kez bütün dünyayı sırtımda taşıyormuşcasına yorgun hissederim kendimi. İnsanın insana yaptığı eziyete dayanamayan Dicle Hoca, çekip gidivermiş aramızdan! Psikologlara ihtiyaç duyduğumuz travmatik bir dönem yaşıyoruz!

MAGAZİN ADINDA TERÖR

Timuçin Esen’in polis tarafından yerlerde sürüklenirken fotoğrafları hepimizin içini acıttı ve konu yine gündeme geldi. Magazin gazetecileri, ünlülerin fotoğrafını çekme hakkına sahiptir elbet, ama o insanlar konuşmak zorunda mı? Konuşmadıkları zaman sinirlerini bozarak, sözle, hatta bazen elle, taciz ederek, çileden çıkartarak, yetmedi bitmedi, özellikle olay çıkartıp sonra da polise şikayet ederek onların rezil olma görüntülerine sahip olmak gazetecilik midir?

Herkes fikrini söyledi. Özellikle de neredeyse aynı hafta içinde benzer olaylar üç ünlünün başına gelmişken bir iki gazeteci dışında herkes yapılanın yanlış olduğu konusunda birleşti. Konu çözüldü, mesele bitti mi? Tabii ki değil. Ne malum yarın Tünel’in arka sokaklarında birinin daha başına benzer bir iş gelmeyeceği? Bu görüntüler kullanılmaya, bu görüntülerden beslenen o programlar yapılmaya devam ettiği sürece, o muhabirler kışkırtarak, sinirlendirerek, saldıran adam görüntüsü çekmeye çalışacak. Yöneticilerinin kendilerinden istediği iş bu. Bu tür görüntü kullanan bir iki magazin programı var, bunlar format değiştirmeden bu rezillik sürecek.

Star ve Fox bu programlarını gözden geçirmeyi düşünmüyor mu? Her ikisine de bu formatta yayın yakışıyor mu? Hele Star’a! İşin bir de polis yanı var. Timuçin Esen ne yaptı da polis tarafından darp edilerek karakola götürüldü? Niye yerlerde sürüklendi, niye rezil olmasına yardımcı olundu? Polisin görevi mi bu? Polis-muhabir işbirliği bir tek magazinde mi geçerlidir?

İstanbul Valisi Muammer Güler’in de bu işle ilgilenmesi gerekiyor. İnanır mısınız, benim gibi birine bile, arkadaşları, evet kimi arkadaşları, anı fotoğrafı çekmek için fotoğraf makinesini çıkardığı zaman, “benim fotoğrafımı çekme” diyebiliyor, paparazzi muamelesi çekebiliyor! Kimsenin mesleğimizi ayağa düşürmeye hakkı yok. Hırs, hele bu meslekte çoğunun aklını başından alıyor. Kimi iktidara yaranarak, kimi güce taparak, kimi insanları sinirlendirip tuzağa düşürerek, bir yerlere çıkmaya çalışıyor. Biz böyle mi yanlışların, kötülerin üstüne gideceğiz?