'Yol Ayrımı': Bozuk plak gibi

Pazartesi, 13 Kasım 2017 - 15:00

Kerem Akça 10 Kasım filmlerini değerlendirdi.

KEREM AKÇA / akca.kerem@gmail.com
 
10 KASIM 2017 FİLMLERİ
 
Yavuz Turgul, yönettiği 8. film “Yol Ayrımı”nda 7. kez Şener Şen’le bir araya geliyor. Nihal Yalçın, Rutkay Aziz, Mert Fırat gibi isimlerin de rol aldığı yapıt, yönetmenin formda yıllarını aratan ve sürekli başa saran bir Yeşilçam piyesi kıvamında.
 
Kitabi diyaloglardan ibaret bir piyes gibi
 
Acımasız işadamı Mazhar Kozanlı (Şener Şen) büyük bir travma yaşar. Geçirdiği kaza sonrası kendine gelmesi zorlaşır. Kozanlı, çalınmış çocukluğunu geri almanın, hayatın gerçekten istediği gibi yaşamın bedelini ödemeye hazır mıdır? Doğayı ve insanları başka bir gözle görmenin, hissetmenin bedeli ne olacaktır? Hayatında ilk kez bir yol ayrımına varan Mazhar Kozanlı gerçekten istediği yoldan ilerleyebilecek midir?


 
Yavuz Turgul, bozuk plak gibi aynı şeyi tekrarlayan bir filme imza atmış nedense. İşin içinde günümüzün iş piyasasını, işadamlarını, modern baronlarını eleştiren metinler var. “Av Mevsimi”nde (2010) geride kalan Çetin Tekindor’un Battal tiplemesine benzer bir ana karakter var. Ama Uğur İçbak ve Niko’nun varlığına karşın hiçbir şekilde tutarlı bir genel-detay plan birlikteliği yok. Bu durum da ister istemez Rutkay Aziz’in teatralliği ile Şener Şen’i kendi uçurumuna sürüklemesini sağlıyor.
 
Turgul, elbette uzun planlarla oyuncu yönetimine yükleniyor. Kariyerinde benimsediği bir üslup bu. Ama HD sebebiyle belki de filmi 150 dakikaya bağlayınca senaryosunu yazdığı “Kabadayı” (2007) gibi tonu tutmamış bir filme imza atmak durumunda kalmış. Şener Şen’in ardı arkası kesilmeyen didaktik dersler vermesiyle yorucu hale gelen bir Yeşilçam piyesi beliriyor bu sayede. Dizi piyasasında daha tutarlı olabilecek “Yol Ayrımı”, yol yakınken Şener Şen’in de Turgul’un kariyerinden ibaret kalan filmografisini renklendirmesini salık veriyor.


 
Rutkay Aziz ve Ruhsar Öcal rollerine yakışmışlar mı?
 
Nihal Yalçın dışındaki oyuncular da pek parlak değil. Özellikle Rutkay Aziz teatrallik sancısı çekerken, Ruhsar Öcal karton ötesi makyajıyla Atıf Yılmaz sendromunun son mağduru olmuş. Turgul, kendini insanlık sorgusu yapmaya adayınca kariyerinde sürekli geri giden isimlerin yerini almış.
 
Komedi oyuncusu Yosi Mizrahi’nin doktor karakterinden beklenen ciddi ve psikolojik final bölümünün inandırıcı olmamasına ise kimse şaşırmıyor. Yönetmen, bir selfie’den ibaret gençlik gözleminin ötesine geçmeli artık. Sinemasını da 80’lerdeki Yeşilçam’ın geleneğini bozan dekupajdan daha farklı bir aşamaya taşımalı artık. Konuşmalardan ibaret gibi duran film bu sayede anlamsız hale gelebiliyor zira…
 
“Yol Ayrımı”nı deşen kaza, yapısal olarak Sautet klasiği “Hayat Bağları”ndan (“Les Choses de Vie”, 1970) destek alsa da onun yeniden çevrimi “Kesişme”nin (“Intersection”, 1994) anlamsızlığını akla getiriyor. Sautet’den girip Mark Rydell’dan çıkmak çok trajik olsa gerek. Zira yol ayrımından önceki son çıkıştan dönememek, filmi sabit açıdan alınmış yapay ışıklı bir sahneye ve anca TV’de tutarlı olabilecek görsel efekt kullanımına mahkum bırakıyor. Turgul kendi sınırlarını zorlamaması gerektiğini duyuruyor bu sayede.


 
Kopyala-yapıştır hamleleri yama gibi duruyor
 
Yönetmenin artık bir “Eşkıya” (1996), bir “Muhsin Bey” (1987) çıkarması zor. Hatta Şener Şen bile sürünüyor, acı çekiyor. Zaman zaman “Eşkıya”nın Kamran Usluer’in canlandırdığı etkileyici Berfo’sunun yapay bir aşı yemiş karton versiyonuna dönüşebiliyor. Ruhsar Öcal’ın da Sermin Hürmeriç’in gerçekçi ve melodramatik tiplemesi Keje’yi kopyalama derdi var gibi. Ama ne yazık ki bunlar nostaljik bir kopyala-yapıştır sinemasıyla mini dizi sürecine sokuyor bizi. ‘Bozuk plak gibi’ hissi filmin tamamına yayılıyor ve yorucu bir kamu spotuna öncülük ediyor.
 
Esas problem de burada! Turgul, bu ‘yol ayrımı’ndan kolayca dönmeli, aksi takdirde konuşan kafalara varan sinema anlayışının esiri olabilir. Onun sinemasındaki diyalog-oyuncu-kamera dengesi çok hassas bir tarifle tutturulmuştur. Bu sayede de kendisi Türkiye’nin en önemli yönetmenleri arasına girmiştir. Ama yapısı, iki-üç kritik yerde es verince sonuç “Yol Ayrımı” gibi olabilir: Teatral, didaktik ve TV kalitesinde.
 
Açıkçası HD ile ilk çalışmada başarılı olamayan isimlere Turgul da eklenmiş. Elbette Ali Özgentürk gibi seviye yerlerde değil. Ama Akbar’ın başarılı ezgilerini neredeyse hiç kullanmayarak da filmin teatralliğine kendini de sürüklüyor. Gölge kullanımının bile 35mm dönemindeki yöntemlerle yapılması tuhaf. “Bisiklet Hırsızları” (“Ladri di Biciclette”, 1948) ve “Yurttaş Kane” (“Citizen Kane”, 1941) göndermeleri ise ustalıklı değil, aksine acemi bir kopyala-yapıştır hamlesi olarak duruyor. Filmin 'ham kurgu’ gibi gözüken dağınıklığına katkıda bulunuyor. “Yol Ayrımı”, Turgul’un ‘HD’ ile ilişkisinden en fazla ‘TV işi’ çıkabilir dedirtiyor. Film çekmeden bu kadar sene beklemesinin bir faydası olmadığını kanıtlıyor.
 
FİLMİN NOTU: 3.6


 
Künye:
 
Yol Ayrımı
Yönetmen: Yavuz Turgul
Oyuncular: Şener Şen, Rutkay Aziz, Nihal Yalçın, Tilbe Saran, Yosi Mizrahi
Süre: 150 dk.
Yapım yılı: 2017


 
‘DOĞU EKSPRESİNDE CİNAYET’: ESKİ KÖYE YENİ ADET
 
Çok yönlü Kenneth Branagh, 2017 tarihli “Doğu Ekspresinde Cinayet”te, eski kitaba ve formüle güncel bir pencere açıyor.  Ama Depp’ten Cruz’a kadar oyuncuların tamamına yakını, 1974 tarihli ikonik Agatha Christie uyarlamasının seviyesi yakalayamıyor.
 
Özel dedektif Poirot (Kenneth Branagh), zengin bir işadamının kış mevsiminde batı yönünde giden bir trende öldürülmesinin ardından katil arayışına çıkar. Yolcuların hangisinin katil olduğunu ortaya çıkarmak için her şeyi yapacaktır. Bu 15’i bulan görgü tanıkları arasındaki araştırma süreci aynı zamanda bir sınıfsal yozlaşmanın da habercisi olacaktır.


 
Agatha Christie’nin sinema perdesindeki en önemli uyarlamalarından biri şüphesiz 1974 tarihli “Doğu Ekspresinde Cinayet”tir (“Murder on the Orient Express”). Paramount’ın ürettiği, Sidney Lumet imzalı eser aynı zamanda 10 yıl sürecek bir seri de başlatmıştır. Kenneth Branagh bunun bilincinde. 2017 tarihli aynı adlı eserde güncel bir yeniden çevrime imza atmanın peşine düşmüş. Finali de ‘modern bir seri’ üretme hedefiyle bağlamış.
 
Haris Zambarloukos’ın nokta atışı genel plan tercihleri ve kamera kaydırmalarıyla filmin ‘detaycılık’ depoladığı kesin. Bunun ötesinde de Branagh, “Ölümcül Oyun”da (“Sleuth”, 2007) renk oyunlarıyla yaptığı ‘tek mekan filmi’nin teatrallik tuzağından çıkma taktiğini burada başka metotlarla devreye sokuyor. Shakespeare metinlerine hakim Branagh, “Frankenstein”da (1994) da bir klasiğin ruhuna ihanet etmemişti.
 
Yönetmen-başrol oyuncu olarak devreye giren deneyimli isim, burada başlangıçtaki dijital imalat gibi duran anlar haricinde ağırlığını koymuş. O bölümlerin tarihi İstanbul’u, Eminönü’nden ve ‘pide’den başlatma ezberi biraz oryantalist. Ama trenin içine girince, işini yemek kabininde halletmiyor. Aksine ‘whodunit (dedektif araştırması) senaryosu’nu üst açılar ve genel planlar bir yana, pencerelerden yansımalar da alan zeki objektiflerle yansıtıyor. Her kare üzerine uğraşılıyor ve sabit bir mekandan ziyade trenin içi ve çevresi için planlama yapılıyor.
 
Görüntü yönetmeni Zambarloukos ile birliktelik müthiş bir tutarlılık getirmiş. Depp’in bir anda kaybolması fayda ederken; Dench, Pfeiffer ve Colman özellikle iyi. Cruz’un varlığını ise kimse çözemiyor. 1974 tarihli klasiğin Lauren Bacall, Albert Finney’li ikonik performansları burada yok. Ekip psikolojisi bir yere kadar işliyor orası kesin. Branagh’ın başrol performansıysa Finney’ye göre fazla karikatür duruyor, ama asalet de kokuyor. Yönetmen güncel bir ‘whodunit filmi’ne imza atsa da, bu formülün yenilikçi ismi Atom Egoyan’ın “Başka Bir Dünya”yı (“The Sweet Hereafter”, 1997) çekmesinden 20 sene sonraya denk geldiği için gerçek anlamda ‘modern’ durma şansını da tepiyor.
 
FİLMİN NOTU: 6


 
Künye:
 
Doğu Ekspresinde Cinayet (Murder on the Orient Express)
Yönetmen: Kenneth Branagh                                          
Oyuncular: Kenneth Branagh, Michelle Pfeiffer, Judi Dench, Johnny Depp, Penélope Cruz
Süre: 114 dk.
Yapım yılı: 2017


 
‘MUTLULUK ZAMANI’: YÜKSEK SES BAŞ AĞRISI YAPABİLİR
 
Şenol Sönmez’in üçüncü uzun metrajlı sinema filmi “Mutluluk Zamanı”, fazlasıyla daha önce yapılmış Batı işi fantastik komedi/romantik-komedi filmlerinin kolajı gibi. Filmi Barış Arduç ile Elçin Sangu’dan ziyade Cengiz Bozkurt sırtlamaya çalışıyor.
 
Mert (Barış Arduç), müşterilerini hayata karşı ayakları dimdik yere basan insanlara dönüştüren ‘mutluet.com.tr’nin sahibidir. Geçmişiyle yüzleşmeden kendi mükemmel hayatını yaratan Mert ve hayatını geçmişinde yaşadıkları üzerine kuran Ada’nın (Elçin Sangu) yolları sürpriz bir şekilde kesişir. Kendisini hep kaybeden biri olarak gören Ada’nın ağabeyi Tarık (Cengiz Bozkurt) ise Mert’le tanıştığında bambaşka bir hayata atılacaktır.


 
“Hayat Öpücüğü”nde (2015) kafa şişiren bir romantik-komediye imza atmıştı Şenol Sönmez. Burada da aynı görüntü yönetmeniyle çalışmış. Göz boyayan parlak renk skalası, hızlı kurgu ve enerjik karakterlerden besleniyor. Açıkçası işin ana çatısını belirlemeden dinamik sahneler kurgulamak ne kadar işe yarıyor tartışılır. Hatta ses bandı da işi fazla abartıp volümü yükselterek ‘film’i ‘disko sahnesi’ ile karıştırıyor.
 
Yönetmen, Ali Sunal’dan sonra Barış Arduç’un içsesini anlatıcı sesi yapmış. Bu durum kolaycılık ve baş ağrısı getiriyor. Filmin eski bir kaset dinlermiş gibi izliyoruz. Cengiz Bozkurt’u da idare eden ‘mutlu-et.com.tr’ sahibi Mert’in ‘fantastik komedi’ye teğet geçtiği kesin. Capraesk etki, özellikle Bozkurt’un üzerinde de hissediliyor. Ama ikiliden yaratılması gereken ‘mutlu adama dönüştürdüm’ numarası, mantıklı bir dramatik yapıya ve yerinde bir bütçeye malzeme edilmiyor.


 
Aksine Şenol Sönmez, porselen bebek gibi kırılacak izlenimi bırakan dizi yüzü Elçin Sangu’yu ‘genç Ajda Pekkan’ modundan koparmak bile istemiyor. Ona yan hikaye yazılarak ‘denizkızı’ olması istenmiş. Kısa video kliplerden destek almasıyla aslında öpüşme anları ve tutku var. Ama filmin bütünü, kimi yabancı filmlerden parçalar alırken dahi bir yere oturmuyor.
 
İyi niyetli bir çaba olsa da “Mutluluk Zamanı” gereksiz kafa şişiriyor ve fantastik potansiyelini iyi kullanamıyor. Cengiz Bozkurt’un devreye girip şov yapmasını bekliyor. Buğra Gülsoy, “Mahalle”den (2016) sonra ikinci senaryosunu da canlandıracak gerçek bir yönetmen bulamamış. Filme benzemeyen sinemaya girişi "Rina"nın (2010) kısa sürede üzerine koysa da Sönmez'in daha kırk fırın ekmek yemesi lazım.
 
FİLMİN NOTU: 3.3


 
Künye:
 
Şenol Sönmez
Yönetmen: Mutluluk Zamanı        
Oyuncular: Barış Arduç, Cengiz Bozkurt, Elçin Sangu, Nazlı Kar,  Hakan İlçin
Süre: 107 dk.
Yapım yılı: 2017


 
‘UMUDUN ÖTEKİ YÜZÜ’NÜ DÜN YAZMIŞTIM
 
Haftanın en iyisi “Umudun Öteki Yüzü”nü dün incelemiştim. O yazı için tıklayın:
 
FİLMİN NOTU: 7.3


 
Künye:
 
Umudun Öteki Yüzü (Toivon Tuolla Puolen)
Yönetmen: Aki Kaurismäki
Oyuncular: Sherwan Haji, Sakari Kuosmanen, Ville Virtanen, Kati Outinen, Dome Kauroski
Süre: 98 dk.
Yapım yılı: 2017


 
KEREM AKÇA’NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU:
 
SOYGUN (GOOD TIME): 7.5
THOR: RAGNAROK: 6.7
CİNGÖZ RECAİ: 6.5
İŞE YARAR BİR ŞEY: 5.8
AYLA: 5.7
KARE (THE SQUARE): 5.6
BENİM VAROŞ HİKAYEM: 5.4
İZ (SPOOR): 5.4
DAMAT TAKIMI: 4.9
MUTLU SON (HAPPY END): 4.8
BLADE RUNNER 2049: 4.5
ÖLÜM GÜNÜN KUTLU OLSUN (HAPPY DEATH DAY): 4.5
ORHAN PAMUK’A SÖYLEMEYİN KARS’TA ÇEKTİĞİM FİLMDE KAR ROMANI DA VAR: 4.4
TESTERE: JIGSAW EFSANESİ: 4.5
YOL ARKADAŞIM: 4.3
İLK ÖPÜCÜK: 4.1
BÖLÜK: 3.3
UZAYDAN GELEN FIRTINA (GEOSTORM): 3.1
ÇAVDAR TARLASINDAKİ ASİ (REBEL IN THE RYE): 3
DÜNYANIN EN GÜZEL KOKUSU: 3
TAŞ: 3
BABAM: 2.3
OHA DİYORUM!: 2.3
DÖRT KÖŞE: 2.2
 
BUNLAR DA VAR

*Azeriler üzerinden ilerleyen kültür farkları komedisi “Yanlış Anlama”da Şevket Çoruh, Hakan Bilgin ve İlker Ayrık var.

*Cüneyt Faruk Arkın’ın yönettiği “Ağır Kelepçe”, Cüneyt ile Arkın’ın maceralarını ele alıyor.


 
Yandex.Metrica