Aytül Farquharson

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Zekâ artıran ilaçlar pek yakında!

Pazar, 29 Kasım 2009 - 05:00

Yüzyıllardır kapalı bir kutu gizemini taşıyan insan zekası nihayet çağımızın teknolojik gelişimlerine boyun eğmeye başladı. Tabii yanlış anlamayın bu demek değil ki insan zekasının haritası çizildi. Oraya daha çok yol var. Ama en azından nöroimaj teknolojisi sayesinde her beynin kendine has bir çalışma sisteminin olduğunu artık biliyoruz. IQ’su eşit olan iki kişinin aynı problemi eşit zaman ve doğrulukta da olsa tamamıyla farklı beyin kompartmanlarını birleştirerek çözdüğü bilgisi bugün sır değil.

Peki nöroimaj teknolojisinin devreye girişinden önce insan beynini nasıl tanıyorduk? Şimdiye kadar zeka sadece kağıt kalem testleriyle ölçülen bir olgudan başka bir şey değildi. Beynin değişik bölümlerinin kapasitesini ölçen testlerin birbirine bağlı olduğu düşünülüyor ve bu genel zeka kavramı olarak ‘g faktörü’ adıyla tanımlanıyordu. Aynı zamanda ‘g faktörünün’ (genel zeka) başarıyı belirlediğine inanılıyordu. Zaman içinde psikologlar ‘genel zekaya’ ek olarak başka zeka faktörlerini de keşfettiler: Boyutsal zeka, rakamsal zeka, dil ve konuşma zekası, akıcı zeka olarak bilinen mantık yürütme yeteneği, kristalize zeka olarak bilinen, gerçeklere dayalı enformasyon depolama faktörü.

Ancak bu bilgilerden ötesi yıllarca sadece bir bilinmez olarak kaldı. Gelişen teknoloji sayesinde artık günümüzde zeka, beynin fiziksel özellikleriyle tarif ediliyor. Sadece kağıt kalem zeka testleriyle değil. Örneğin bir problem çözerken beynin kimyasal değişimleri artık takip edilebiliyor ve bu sayede daha önce hayal bile edilemeyecek bilgilere ulaşılıyor. Örneğin bunlardan biri, glikoz miktarındaki artışın beyinde enerji kullanımı artışı ile paralel gittiği. Doğal olarak önce enerji kullanımı artışının daha zeki bir beyne işaret ettiği düşünüldü ama sonra çok zeki beyinlerin çok az enerjiyle problem çözme işini yaptıkları anlaşıldı. Hatta tam tersine glikoz arttıkça beynin performansı düşüyordu! Bu da demek oluyorki daha az zeki insanlar yüksek miktarda enerji kullanımına, dolayısıyla glikoz salgısında artışa ihtiyaç duyuyorlar. Yine yapılan incelemelerde zeki insanlarda pratiğin genel zekayı arttırdığını gösteriyor. Yani zeki insanlar pratik yaptıkça problem çözme süreleri kısalıyor, zeki olmayan beyinlerde ise bu süre değişmiyor.

 

İşte bütün bunlara bir de beyin konusunda bilimsel araştırmaları yepyeni bir raya oturtan müthiş buluşu eklersek tablo tamamlanacak: İlerleyen teknoloji beyinde gri ve beyaz maddelerin varlığını ortaya çıkardı. NeuroImage Dergisi’nde yayımlanan araştırmada kullanılan MRI görüntüleri gri ve beyaz maddelerin her beyinde farklı miktarlarda bulunduğunu ve bu iki madde arasındaki bağlantı kapasitelerinin kişiden kişiye değiştiğini gösterdi. Peki bu iki madde ne işe yarıyor? Gri madde beyindeki hesap işlerini yapıyor. Beyaz madde ise telefon hattı görevini görüyor.

Erkek ve kadın beyninin birbirinden farklı çalıştığı gerçeğini de bu iki madde bir kez daha kanıtlıyor, çünkü gri ve beyaz maddelerin dağılımları erkek ve kadın beyinlerinde çok farklı bir görüntü sergiliyor. Ama bundan da önemlisi, yapılan araştırmalar, sadece kadın ve erkeğin değil her insanın beyninin birbirinden farklı çalıştığını ortaya koyuyor.

Beynin görüntüsüyle meslek seçilecek!

Daha kaliteli bir hayat ve kariyer için sihirli sözcükler ‘Erken teşhis’! Öyle görünüyor ki; yakın gelecekte kağıt kalem gerektiren zeka testlerini unutacağız. Noroimaj teknolojisi sayesinde beynin görüntülerine bakarak kişinin ne kadar zeki olduğuna karar verilebilecek. Bireysel beyin profili çizilebilecek yani. Bu da daha zeki bir gelecek demek olacak bizler için. Eğitim değişecek. Öğrencilerin bireysel beyin profiline göre bireysel eğitim programları hazırlanabilecek. Daha da şaşırtıcısı beyin profilinize göre hangi meslekte daha başarılı olabileceğinize karar verilebilecek. Kim daha iyi avukat, kim daha iyi jet pilotu, kim daha iyi sporcu, müzisyen veya doktor olur? Bütün bu soruların cevabı noroimaj görüntüleriyle verilebilecek. Çocuklarımızın hangi iş alanında potansiyel artılarının olduğu beyin profil taraması sonucunda belirlenerek nasıl bir eğitim uygulamamız, nelere ağırlık vermemiz gerektiğini bilebileceğiz. Unutmamamız gereken beynin elastik bir yapıya sahip olduğu. Yani eğitim ve pratik ile beyindeki gri maddenin artışı veya tam tersine bunların yokluğunda azalışa geçmesi... Yani sadece beynin profilini görmek değil çalışma bu planın aktif bir parçası olacak.

Peki ya beyin kapasitesini arttıracak ilaçlar?

Nöron yapısını geliştirecek veya nöronal bağlantıları güçlendirecek ilaçlar olamaz mı? Tam tahmin ettiğiniz gibi onlar da ufukta göründü. Gri madde miktarını arttırıcı, beyaz madde kalitesini güçlendirici ilaçlar daha zeki olmak isteyenler için olduğu kadar geri zekalılık gibi beyin fonksiyon bozukluklarına da çare olabilecek. Bu tip ilaçlar piyasaya girdiği anda beraberinde bir de ahlaki çatışmayı getirecek: Sporcuların yaptığı doping benzeri yüksek zeka gerektiren performanslarda ilaç alanların ve almayanların başarısının ahlaki boyutları tartışılacak. Örneğin üniveriste sınavlarında kim bu ilaçlardan kullanmış kim kullanmamış? Nature bilim dergisinde yayımlanan ve 1427 bilim adamıyla yapılan anket sonuçları, bilim adamlarının yüzde 20’sinin, zaten var olan beyinde kapasite arttırıcı ilaçları kullandıklarını gösteriyor! Araştırmaya katılanların yüzde 70’i ise bu konuda çıkabilecek bütün ilaçların olası yan etkilerine aldırmaksızın tereddüt etmeden kullanacaklarını söylüyorlar! Bu konuda anne babalarla yapılan anketler de ilginç. Anne babaların çoğunun bu tip bir bilimsel gelişmeden faydalanmak isteyeceğini gösteriyor sonuç. Okulda başkaları kullanıyorsa biz de mutlaka kullanırız mantığı yaygın. Şimdi bilim dünyası aslında çoktan üretildiği dedikoduları almış yürümüş olan zeka artırıcı ilaçların hayatımıza ne zaman tam olarak gireceğini tartışıyor...