Havuzdan ateşkes çıkar mı?

Cuma, 13 Ağustos 2010 - 05:00

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu havuzlu villa söylemini ilk kez gündeme taşıdığında muhtemelen yolsuzluklarla ve haksız zenginleşmeyle mücadele konusundaki kararlılığını vurgulamak istiyordu. Ancak karşılıklı iddialar ve suçlamalarla iş çığırından çıktı ve iyice sakilleşmeye başladı.

“Havuzlu villan var mı yok mu?” komikliğine dönüştü.

Necmettin Erbakan hoca geçmişte televizyon programlarına çıkar içi yarısına kadar dolu bir pazar filesi ile siyasi propaganda yapardı. Yemeklik Sana yağı bulmak için kuyruğa girdiğimiz yıllardı. Türkiye’nin bu hallere düşmesi üzücüydü fakat Erbakan bu televizyon şovunu çok sık yaptığı için milleti bıktırırdı.

Bugün Türkiye dünyanın 17. büyük ekonomisi durumunda. Bu ülkede Başbakan’ın da ana muhalefet partisi liderinin de havuzlu villası olabilmeli.

Hatta yıllarca alın teriyle çalışan ve tasarruf edebilen bir vatandaşın da böyle bir konutta oturabilmesi hayal olmamalı.

Ancak sadece siyasetçiler ya da bürokratlar değil bu ülkede yasaları hiçe sayan mesleğini kötüye kullanan kim varsa haksız zenginleşmenin hesabını verebilmeli.

Doğrusu ben havuzlu villaya heves eden insanlardan değilim.

Oturduğum evin bahçesinde üç beş tane çam ya da ıhlamur ağacı olmasını havuza tercih ederim... Bunun da ötesinde, depreme dayanıklı, yapımında doğayı kirletmeyen malzemeler kullanılmış, ısı yalıtımı başarılı bir konutta oturmak beni daha da mutlu eder. Evim, alışveriş merkezlerinden ne kadar uzak olursa o kadar memnun olurum.

Diyeceğim o ki, “Havuzlu, Recep Beyli, Kemal Efendili...” söyleme hiç değilse Ramazan’da ara verilmeli. Şu günlerde PKK bile silahlı eylem yapmamayı planladığına göre CHP ile AK Parti arasında da bir ateşkes beklemek Türkiye’nin hakkıdır diye düşünüyorum.

Bu cezalarla bu kadar

İsviçre’de kesilen trafik cezasını duydunuz mu? 290 kilometre hız yapan Mercedes SLS marka otomobilin sürücüsüne 800 bin euroya yakın ceza kesilmesi söz konusu. Çünkü Avrupa’da İsviçre ve Norveç gibi ülkelerde trafik cezaları, insanların ortalama yıllık gelirlerine bakılarak kesiliyor, yani kural ihlalini eğer zengin bir kişi yapmışsa daha çok ceza ödüyor. Ama trafik cezalarındaki alt sınır da öyle çok düşük değil. Avrupa Birliği ülkelerinde hız limitlerini aşmanın cezası 500 ila 1000 euro arasında.

Amerika’da sokağa rastgele herhangi bir şey atmanın cezası bin dolardan başlıyor. Örneğin kolanızı içtikten sonra aracın camından dışarı fırlatırsanız en az bin dolar ödersiniz. Sokağa attığınız şey pil, plastik şişe ya da doğadan hemen kaybolmayan cinsten tehlikeli bir atıksa ceza miktarı on binlerce doları bulabilir, ayrıca sizi mahkemeye verirler.

İki gündür Milliyet ve Habertürk gazeteleri, Kemerburgaz’daki kamyon terörünü manşet yapıyor. Habertürk dün birinci sayfadan “Devletle alay ediyorlar” başlığını kullandı. Olayı çok doğru anlatan bir ifade. Ama devletle ve yasayla alay eden sürücüler bir tek onlar değil ki... İstanbul’a şöyle çıkıp bir bakın; taksilerin, dolmuşların hatta İETT otobüslerinin kırmızı ışıkta rahatça geçtiklerini göreceksiniz. “Nasıl olsa bana kimse ceza yazmaz ya da en kötü ihtimalle 98 TL’yi peşin öder devam ederiz” havasındalar.

Yollara yerleştirin yüz tanıma kamerasını ve yapın cezayı 500 TL! Bakalım geçebiliyorlar mı? Kemerburgaz yolundaki durum da böyle. O kamyonların sahiplerine gönderin ciddi cezaları ve çağırın mahkemeye, bakalım yolları bir daha cehenneme çevirebiliyorlar mı?

Balbay’ın tutukluluk hali

Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mustafa Balbay ve gazeteci Tuncay Özkan gibi muhalif isimlerin hükümete yaygın şekilde eleştiri yönelttikleri günlerde belki birçok siyasetçi “Tıkın şunları içeri” diyordu. Nitekim öyle de oldu. Balbay, Özkan aylardır içeride. Trafik kazalarında ölüme neden olanların, adi suçlara karışanların, cinayet işleyenlerin kısa süre yatıp ellerini kollarını sallayarak gezindikleri bir ülkede Balbay ve Özkan gibi gazetecilerin cezaevinde kalmaya devam ediyor olması ve orantısız baskıyla karşılaşıyor olmaları artık Balbay ve Özkan ile aynı görüşte olmayanların bile vicdanını sızlatıyor.