Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

İlk defa bir ümit ışığı doğuyor

Cumartesi, 26 Haziran 2010 - 05:00

Çok karamsar bir havadaydık, ancak iki gelişme bütün ümitleri canlandırıverdi. Şimdiye kadar muhalefet partileri, AK Parti’nin her dediğine, her yaptığına karşı çıkarlardı. Doğru şeyler olduğunu bilseler dahi, beyaza siyah derlerdi.

Bu yaklaşımın en ters etkisi, PKK terörü konusunda kendini gösterirdi. Zira ortak bir devlet politikası oluşturulamaz, ülkeyi yöneten güçler arasında bir uzlaşı gerçekleşemezdi.

Perşembe günü yaşananlar herkesi heyecanlandırdı.

Biri ve ön önemlisi, CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıkça iktidara el uzatması ve ortak bir strateji oluşturulması konusunda işbirliği teklifinde bulunmasıydı.

CHP, ilk defa böyle bir tutum alıyor. Deniz Baykal tarafından sürdürülen bir yaklaşım terk ediliyor.

Diğeri, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin, ülkücü gençlere şehit cenazelerinde gösteri yapmamaları direktifini vermesiydi.

Eğer bu iki yaklaşım lafta kalmaz ve sürdürülürse, bu ülke için altın bir fırsat doğar.

İktidar-CHP-asker üçlüsünün ortak yaklaşımda anlaşabildiklerini düşünebiliyor musunuz?

Bu ülkeyi uçururlar.

Eğer bir araya gelemezlerse...

Kamuoyu hâlâ, PKK’ya yönelik silahlı önlemlerle avutuluyor. PKK terörünün, sınırları kapatıp veya değiştirip veya yeni elit asker-polis birlikleri kurarak durdurulamayacağını içimize sindiremedik.

Tek bir çıkış yolumuz var.

O da, iktidar-muhalefetaskerin bir araya gelip, bir genel strateji üzerinde anlaşmalarıdır.

Bu strateji de, güvenlik kadar Kürtlerle bu ülkenin nimetlerinden yararlanmayı hedeflemelidir. Yoksa, Kürtleri döverek, vurarak bir yerlere varamayacağımızı artık kabul etmeliyiz.

Bunu içimize sindirebildiğimiz taktirde ülkemizin önünü açabiliriz. Aksi halde kısır döngüden kurtulamayız.

PKK, bizi, çözümü konuşturmak için vuruyor

Hepimiz bir gerçeği anlamaya çalışıyoruz. PKK neden birden bire coştu? Amacı ne? Hedefi nereler? Bu sorulara herkesin farklı yanıtı var.

 - Kürt Açılımı’ndan korktu ve fazla gelişmeden tümüyle öldürmek istiyor.

- AK Parti’yi yıpratmayı, referandumda ret oylarının artmasını sağlamayı ve Tayyip Erdoğan’ın Güneydoğu’da zemin kazanmasını engellemeyi hedefliyor.

Türk toplumunu bezdirmeyi, böylece isteklerinin (Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması, muhatap olarak kabul edilmesi, PKK’nın siyasi ve kültürel dayatmaları gibi...) kabul edilmesini sağlamayı arzuluyor.

- TSK’yı hedef alıp, askerle çatışmayı yaygınlaştırmayı, OHAL’in geri gelmesini sağlamayı ve Türk-Kürt savaşını başlatmayı hedefliyor.

Ankara’nın, Gazze ve İran politikalarının yarattığı olumsuz havadan yararlanarak, hem İsrail, hem ABD, hem de son günlerde ısınan Kuzey Irak yönetimiyle ilişkilerini daha da yaralamayı amaçlıyor.

Bence, bütün bu gerekçeler az veya çok doğru. Yukarıdaki listeden 1-2’si tutsa bile, onlar için yeterli olur.

Geçen çarşamba günü, medya genel yayın yönetmenleriyle, İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın gerçekleştirdiği toplantıda Ali Kırca, herkesten çok farklı bir bakış açısı daha getirdi.

Gerçekten de PKK, olaylar durduğu zaman Türkiye’nin çözümü unuttuğunu, buna karşılık ne zaman vursa, toplumun çözümü tartışmaya başladığını görüyor. Nitekim, açılım durdu ve Kürt sorunu unutuldu. Yine saldırdı ve hepimiz yine tartışmaya başladık. Yanlış mı?

PKK’yı suçlayalım, ancak biraz da gerçekçi düşünmeye başlayalım.

Kahveciler kazansın diye insanlar ölmemeli

Hafta içinde, Danıştay 10’uncu Dairesi oy birliğiyle tarihi bir karar verdi. Eminim, şimdi kalkıp “Hukuk böyle emrediyor” filan gibi laflar edecekler. Bundan daha komik, daha yanlış bir mantık olamaz.

Neden mi?

İzmir Kahveciler Odası, kahvehanelerde insan özgürlüğüne aykırı olduğu ve çalışma serbestisine darbe indirdiği gerekçesiyle, sigara içme yasağını iptal ettirmek için Danıştay’a dava açtı.

Danıştay 10’uncu Dairesi de, kahvehanelerin bu yasağın dışında tutulması için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmasına karar verdi. Gerekçesi “kahvehanelerin faaliyetlerinin sürdürülmesinin zorlaşması” olarak gösterildi. Bravo doğrusu... Ha gayret kaldırın şu yasağı...

Kahvehanedekilerin kendilerini zehirleyip öldürmelerine karışmayız, ancak orada oturan ve sigara içmeyenlerin ölmelerine yol açılmasına karşı çıkmalıyız. Kahveciler kazansın diye, böylesine bir hukuk yorumu olmaz olsun...

‘Başbakan’a dil uzatma ulan!’

Perşembe günü bu köşede, gayet ılımlı, yapıcı bir yaklaşımla, Başbakan Erdoğan’ın son dönemlerde giderek sertleşen üslubuna değinmiş ve ez cümle “Birçok doğruları dile getiriyorsunuz, ancak öylesine sert ve kırıcı bir üslup kullanıyorsunuz ki, sizin gibi düşünenleri dahi dövüyorsunuz. Böyle bir izlenim yaratıyorsunuz” demiştim. Genelde AK Partililerden geldiğini tahmin ettiğim tepki mailleri aldım. Büyük bölümü, ne demek istediğimi dahi anlamamış. Başbakan’a hakaret ettiğimi söyleyenlerden tutun telefonla taciz edenlere kadar, son derece garip tepkiler aldım.

Hele, “...Ulan, Başbakanıma dil uzatma. O dilini keser ve...” diye cep telefonuma not bırakan tanımadığım kişi, beni çok güldürdü. Şaşırdım doğrusu. Demek ki, birbirimizi hiçbir şekilde anlayamıyoruz. Sadece kavga etmeyi biliyoruz.

Gerçekçi politikacılık buna derler...

Mustafa Sarıgül, bu ülkenin politikacılarına ders verdi... Genelde siyaset hayatına atılan ve liderliğe soyunanlar kolay kolay pes etmezler. Küçük olsun, benim olsun mantığı geçerlidir. Sarıgül yola çıkarken, Baykal’lı CHP’den oy almayı planlıyordu. Ardından, Kılıçdaroğlu sahneye çıkınca, herkesin oyun planı değişti. Sarıgül, değişen ortamı çok iyi gördü ve gerçekçi davrandı. “Küçük olsun benim olsun” demedi. Parti kurmaktan vazgeçerek, hem kendini, hem de yakın arkadaşlarını kurtardı. Bütün politikacılarımız aynı cesareti gösterebilseler, hayatımız değişir.

KİTAP KÖŞESİ

'Rica Etsem Saçımı Okşar mısınız?’

28 yıldır gazetecilik yapan Mustafa Mutlu’dan bir roman: “Rica Etsem Saçımı Okşar mısınız?” Doğan Kitap’tan çıktı. Mutlu, yürekleri büyük insanları... Yedi günaha, iffetsizliğe, tamaha, öfkeye, acımasızlığa, kıskançlığa, gurura, doymazlığa her şeye rağmen elveda diyecek gücü olanları ve önsözünde yazdığı gibi bizi anlatıyor. (Doğan Kitap: 0212 373 77 00 www.dogankitap.com.tr)

***

‘40’ında 40 Kadın’

Tuluhan Tekelioğlu’nun “40’ında 40 Kadın” adlı kitabı Turkuvaz Yayıncılık dağıtımıyla kitapçılardaki yerini aldı. Tekelioğlu, çok farklı kadınların hayat hikayelerini aynı kitapta okuyucuya sunuyor. Saba Tümer’den ev hanımı Neslihan Aktay’a, Banu Güven’den Ahırkapılı temizlik görevlisi Gülşen Saçı’ya, Robert Kolej’lisinden okumamışına kadar 40’larında 40 kadın Tekelioğlu’nun kitabında. 40 kadının hepsi ayrı semtin kadını, birbirlerinden hem iş hem kültür olarak çok farklılar ama kitapta tek aynı olan özellik adında da olduğu gibi kadınları anlatıyor olması. (Turkuvaz Yayıncılık: 0212 354 30 00 www.turkuvazkitap.com.tr)

***

‘Alışverişe Kıskançlık Molası’

Neslihan Özyükseler’in üçüncü kitabı “Alışverişe Kıskançlık Molası” Turkuvaz Yayıncılık’tan çıktı. Daha önce “Alışverişe Aşk Molası” ve “Alışverişe Kahve Molası” kitaplarını yazan Özyükseler’in, uzun bir aradan sonra son kitabı raflardaki yerine aldı. Alışverişe Kıskançlık Molası’nda daha önceki kitaplarında yer alan Suden karakteri bu sefer New York’a gidiyor. Kitapta Suden’in, New York’ta alışveriş tutkusunun kariyerinde nasıl yükselmesine yardımcı olduğunu okuyacağız. (Turkuvaz Yayıncılık: 0212 354 30 00 www.turkuvazkitap.com.tr)