Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Kriz çözülmedi, hâlâ sürüyor!

Salı, 10 Ağustos 2010 - 05:00

Komutan atamaları tamamlandı ya, herkeste bir sevinç, bir sevinç, kriz çözüldü! Hayır efendim, kriz çözülmedi. Çünkü kriz, kuvvet komutanlarının atanması krizi değildi ki. Kriz, bu normal prosedüre, başbakanın yargıyı tehdit unsuru olarak kullanarak müdahale etmesiydi ve ne yazık ki bu anlayış ne bitmiştir, ne değişmiştir. Tam tersine, oylanacak anayasa değişikliğiyle ya daha da vahim bir hale gelecek, ya da bu gidişe dur denme yolları aranacaktır. Şunu demek istiyorum: Ülkeyi hükümetin başı olan başbakan ve bakanlar kurulu yönetmektedir. Buna kimsenin itirazı yok. Genelkurmay Başkanı ve TSK’nın üst komuta kademesi her ne kadar Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü değilse de, anayasa çerçevesinde Başbakanlığa bağlı bir özel kurumdur. TSK’nın yönetimindeki komutanların belirlenmesinde Başbakan ve Cumhurbaşkanı elbette sadece onay makamı değildir. Öyle olsaydı YAŞ toplantısı yapılmaz, Genelkurmay başkanının hazırladığı liste Başbakanlığa gönderilirdi. Demek bir müzakere, karşılıklı görüşme sürecine ihtiyaç var ki bu toplantılar yapılıyor. Kriz çıkmasının nedeni, başbakanın, hakkı ve görevi dahilinde olan biçimde, ben şu komutanla çalışmak istiyorum, şu şu nedenle, şu komutanla çalışmak istemiyorum, şu şu nedenle deyip, tartışılıp herkes ikna olduktan sonra bir anlaşmaya varılması makul olandı.

Adalet Bakanı’nın gece ziyaretleri

Oysa ne yapıldı? Yargı devreye sokuldu. Bağımsız olması gereken, bağımsız olduğu iddia edilen yargı, Adalet Bakanının Başbakanı gece ziyaretleriyle verilen emirler yerine getirildi, mahkemeler ve savcılar YAŞ toplantıları süresince yakalama, tutuklama kararları çıkartarak YAŞ’taki generalleri REHİN aldı! Komutanlar, ya tutuklanır, Hasdal’a atılırsınız, ya da sorun çıkarmaz dediğimi yaparsınız tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Çok değerli bir komutanın ismi tartışma konusu oldu. Bir başkası arkadaşının yerine terfi ettirilmemek için istifa etti! Komutanların bu dayatmaya karşı toplu olarak istifa edecekleri söylentisi aldı yürüdü. Terörle mücadele, Güneydoğu’da şehitler vererek sürerken komutanlar Ankara’da bir başka cephe savaşı yürüttü adeta. Ve krizin ülkeyi sarsacak noktaya geldiği sırada yakalama emirleri kaldırıldı, itirazlar kabul edildi, iki önemli atama yapıldı. Bu mudur çözülen kriz? Kriz buzdolabında. Yargının kimi yakalama tehdidiyle neleri yaptırabileceği bilinmiyor!

NEDEN EVET, NEDEN  HAYIR?

Durup durup soruyorlar, neden hayır, neden evet diyeceğimizi net olarak anlamadık! E vallahi dilimizde tüy, elimizde güç bitti, neyse ki bilgisayarımızda hala enerji var, yazıyoruz. Önce şunu netleştirelim: Bir referandumda evet ve hayır denir. İkisi de haktır, helaldir! Ama iktidara bakarsanız, HAYIR demek yasaktır! E ne farkı kaldı bunun 12 Eylül’den? O zaman da yasaktı? Ki yine de vermiştik! İster evet derim, ister hayır. Bana en fazla fikir verebilirsiniz, tehdit edemezsiniz! Yoksa o kaldırmaya çalıştığınız diktanin dik alası olur. Aslında farkı da yok ya. Evet derseniz yargının müdahale edemediği bir şey kaldıysa eğer, bundan sonra o da kalmayacak. Yargı, iktidarın sopası olarak her şeye müdahale edecek. Hayır derseniz, yargıda hala hakkınızı arama şansınız var! Yargıtay, Danıştay, Anayasa Mahkemesi hâlâ çalışıyor olacak. Başka bir nedeni yoktur bu anayasa değişikliğinin, gerisi hikaye. Varsa yoksa yargı, yargı, yargı. İktidarın yargıyı nasıl kullandığını, YAŞ kararları sürecindeki tutuklama, yakalama kararları nedeniyle de anlamadıysanız, vatandaşlıktan istifa edin. Siz de BDP’liler gibi oy moy vermeyin, çünkü hiçbir şey anlamıyorsunuz! Tıpkı BDP’lilerin de boykot kararıyla AKP’nin ekmeğine yağ sürdüklerini anlamadıkları gibi…