3 gün profesör 4 gün çoban

63 yaşındaki profesör Elçin Kürşat haftanın 4 günü Milas'ın Gürçamlar Köyü'nde keçilere çobanlık yapıyor, organik ürün yetiştiriyor ve kumaş dokuyor. Haftanın 3 günü ise İzmir Yaşar Üniversitesi'nde davranış bilimleri dersi veriyor

07 Aralık 2012, Cuma 09:59
A A
3 gün profesör 4 gün çoban

Çoğumuz şehir yaşantısından sıkılıp doğayla iç içe bir yaşamın hayalini kurarız. Ama kimse ilk adımı atmak cesaret ister! 63 yaşındaki profesör karı-koca Elçin Kürşat ve Yalçın Coşkun bu hayali gerçekleştirenlerden. Muğla-Milas'a bağlı Gürçamlar Köyü'nde keçileriyle, inekleriyle, kazlarıyla birlikte köy hayatı yaşıyorlar. Akademik kariyerini yıllarca Almanya'da sürdüren sosyoloji profesörü Elçin Kürşat köyde ve şehirde olmak üzere iki farklı hayat yaşıyor. Elçin Hanım haftanın 4 günü Gürçamlar Köyü'nde keçi, koyun otlatıp çobanlık yapıyor, organik ürün yetiştiriyor ve kumaş dokuyor. Haftanın 3 günü ise İzmir Yaşar Üniversitesi'nde davranış bilimleri dersi veriyor...

Eylem Keskin/Posta İnternet

- Şehir yaşamından köy hayatına transfer olmuşsunuz. Hayvanlara, doğaya nasıl alıştınız?

Elçin Kürşat: Ben böyle bir hayatın hayalini o kadar uzun zaman kurdum ki. Sadece yerleşmek zor oldu. Ev küçük geldi, Almanya’dan koca bir konteynırla kitaplar geldi. Evin önü tamamen karton doluydu. Yalçın’ın da Ankara’dan eşyaları geldi. Ancak birkaç ayda yerleşebildik.

- Köy evinin genel düzenini nasıl sağladınız, hayvanları nasıl toparladınız?

E.K.: Keçilerimiz vardı ama bu kadar çok değildi. Şimdi 13 keçimiz var. 3’ü erkek, onları sürüye verdik dişi peşindeler. Hayvancılıkta en büyük problem erkekler. Kesemiyorum, kesecekler diye satamıyorum. Çareyi pahalı keçi almakta buldum. Bunlar İsviçre keçisi. Tanesi 2-3 milyon civarında. Erkekleri sattığımda kesemeyeceklerini biliyorum.

- Gördüğüm kadarıyla sadece keçileriniz yok...

E.K.: 4 inek var, 2 yavru, eşekle yavrusu var. 6 kazımız var, epeyce fazla tavuk var, kuzularımız var. Bir koç, iki koyun var. 8 köpeğim var, evde devamlı durmayanlarla birlikte 12 de kedi var.

- Bu kadar hayvanı nasıl besliyorsunuz?

E.K.: Kazandığımı hayvanlara aktarıyorum. Bu yüzden organik üretime geçtim. En büyük arzum çiftliğin satışlarla birlikte dengeye oturması. Artı eksinin sıfırlanması.

- Organik neler yapıyorsunuz?

E.K.: Keçi tulumu var. İnek ve keçiden beyaz peynir var. Tereyağı yapıyorum. İnekten mozzerella yapıyorum, soğuk sıkma ve yemeklik olarak zeytinyağı var. Reçellerimiz, sebzelerimiz var.

- Satışlarını nasıl yapıyorsunuz?



E.K.: Ortadoğu Teknik Üniversitesi’ne bağlı bir grup arkadaşım var. Doğal bilinçli beslenme diye bir platform kurdular. Kargoyla Ankara’ya onlara yolluyorum. İstanbul’da müşterilerim var. Bana e-mail atıyorlar. İzmir’den müşterilerim var. Organik olması için Antalya’dan sertifikalı çalışan bir çiftçiden buğday arpa getirtiyorum, çok büyük masraf oluyor. Kedi köpeğin masrafı çok büyük.

- Haftanın 3 günü İzmir Yaşar Üniversitesi’nde profesör olarak çalışıyor, haftanın 4 günü keçilere çobanlık yapıyor, peynir üretiyor, köylü gibi yaşıyorsunuz. Apayrı iki yaşam...

E.K.: Hayatım boyunca mütemadiyen muhit ve insan çevresi değiştirdim. Benim aslında sosyal açıdan 3 ayrı yaşam çevrem var. Kızım ve torumun Almanya’dalar. Hala Hannover Üniversitesi’nde ders veriyorum. Doktora öğrencilerim var, onların sınavlarına giriyorum, danışmanlık yapıyorum. Üniversiteden arkadaşlarımla hala görüşüyorum. Köyde ayrı bir sosyal hayatımız var. Düğün, sünnet düğünü, cenaze olduğunda katılıyoruz. Bir de İzmir ortamı var. Öğrencilerim, arkadaşlarım var. Davranış bilimleri dersi veriyorum. Yalnız sosyoloji değil, antropoloji, siyasi bilimler, psikoloji hepsi karışıktır. 

- 6 kitabınız var. Hepsi sosyoloji üzerine mi?

E.K.: Evet. Bir kısmı Osmanlı İmparatorluğu üzerine ama sosyolojik bakış açısı üzerinden. Benim incelemelerimde hem siyasi bilimler hem sosyoloji hem psikoloji bulursunuz. Göç üzerine makalelerim var. Esasında Almanya’ya göç psikolojisi diye bir dalı ben getirdim. Her şeyden önce kendi durumumla ilgili merak edip okumaya başladım, sonra da yayınladım.

- Kitap yazmayı bıraktınız mı?

E.K.: Yaşar Üniversitesi için bir kitap yazdım. Elektronik kitap haline getiriyoruz. Davranış bilimlerine giriş. Yaşar  temel derslerde elektronik derse geçen ilk üniversite. Bir idealim var. Yeterli bilgiyi topladım. Tarih boyunca insan hayvan ilişkileri üzerine bir kitap yazacağım.

- Siz çocukken de böyle miydiniz? Hayvanlara hep böyle aşk derecesinde bağlı mıydınız?

E:K.: Hep severdim. Göçmen hissettiğim müddetçe Almanya’da hayvanım olmadı. Hayvan sevgisi özellikle kedi sevgisi annemden, bitki sevgisi babamdan gelir. Evde hep kedimiz olmuştur büyürken.

- Ama çiftçilik boyutunda bir ilişkiniz olmuş muydu?

E.K.: Hayır. İnek, keçi, kaz, tavuk bakmayı burada öğrendim. Sevdiğiniz zaman hemen öğreniyorsunuz. Keçilere çobanlık yapmaya başta yardımcım Fatma Hanım’la gidiyordum. 2-3 hafta birlikte gittik. Gözlemledim, hangi bitkiyi yiyorlar, hangisini yemiyorlar öğrendim. Hangi otlara, hangi çalılara götüreceğimi biliyorum. Ve yalnız yapıyorum çobanlığı.

- Tek başınıza mı?

E.K.: Evet. Yazın çok sıcak olduğu için su ihtiyaçları oluyor. Sabah 3-4 saat otlattıktan sonra su içmeye getiriyorum. Akşam üzeri 5-6 gibi tekrar çıkıyoruz. O kadar güzel yiyorlar ki seyretmek nefis oluyor. Çalıların filizlerini çok severler. Onlara yetişemediklerinde eğiyorum. Bir de kaçmaya, dağılmaya çalışıyorlar. Bir araya topluyorum.

- Dağda bayırda yılan olmuyor mu?



E.K.: Olmaz mı! Nereye bastığınıza dikkat etmeniz lazım. Çok sevdiğim bir erkek keçimi yılan soktu, öldü. Bir de kedimi. Ne olduğunu anlamadık. Birkaç kere yılan gördüm ama yılandan korkmam ve katiyen öldürmem, bana zararı yok. Yalçın hayvanlar için “Onlar Tanrı’nın diğer evlatları” der. 

Yalçın Coşkun: Ben onu daha ziyade kediler için söylüyorum sevgilim.

- Peki ya inekler?

E.K.: Ben keçileri götürdüğüm için inekler evde kalıyor. İneklere daha ziyade yardımcım Fatma Hanım bakıyor.

- Bütün bu hayvanlara alışırken neler yaşadınız? Sonuçta ineğin ya da keçinin nasıl besleneceğini, ahırın nasıl temizleneceğini bilmiyordunuz...

E.K.: Mesela eşeğin tekme atabileceğini hiç düşünmüyordum. Yavrusunu sevecektim. Bir tekme attı, nefesim kesildi.

Y.C.: Benim de yüreğim ağzıma geldi.

E.K.: Nefes alamadığım için morardım. Eşeğe yavrusu varken yaklaşmamak gerektiğini böylece öğrendim. Sürünün başı bir keçimiz vardı. Sürü aynı yöne götürmek için onu bağlamıştım, hepsi onu takip ediyordu. Ama çok inatçı bir keçiydi Ada. Bir koşuyordu, düşüyordum. Bundan önceki koçum maalesef ayağına ip geçtiği için kırıldı. Bizim hatamız oldu, boynuzlarından bağlasaydık olmayacaktı belki. Veteriner gelip alçı koyarken ben de devamlı yanındaydım. Sanki ona o acıyı ben vermişim gibi algıladı. Gidip gelip bana tosluyordu. Durduramıyordum. Beni öldürmeye niyetlenmişti. Maalesef satmak zorunda kaldım.

- Bütün hayvanlarınızın ismi var mı?

Sürünün yavruları dışında hepsinin ismi var. Zencefil, Menekşe gibi. Kedilerin de var, Kınalı vardı onun adı Hürrem oldu. Bakla var. İlk oğlumuz ET çok çirkin bir kediydi, o yüzden adını ET koyduk, şimdi yakışıklı bir delikanlı oldu.

- Köyde bir gününüz nasıl geçiyor?

Biz kahvaltı etmeden kedilere mama hazırlıyorum. Sabah hemen et kesmeye başlıyorum. Bir kısmı kırmızı et, bir kısmı tavuk eti yiyor.

Y.C.: Bu arada kendisi de ağzına et koymaz.

E.K.: Baştan Yalçın “Biz de kahvaltı bekliyoruz” diyordu ama alıştı.

Y.C.: Sıra bize gelir.

E.K.: Ben zaten sabahları sadece meyve yerim. Yalçın’ın kahvaltısını hazırlarız. Tepsimizi alıp televizyon başında sabah haberlerini izleriz. Sonra keçileri otlamaya çıkarırım. Zaten geldiğimizde öğlen olur. Hemen paldır kürdü öğlen yemeğine geçerim. Sonra dokuma makinesine otururum. Kumaş dokumaya başlarım.

Y:C.: Karıcım devasa bir omlet yapar ama benim için değil köpekler için.

- Dokumayı nasıl yapıyorsunuz?

Yünlerin bir kısmını sıfırdan üretiyorum. Koyunları belli aralıklarla kırpıyorum, eğiriyorum, yünü boyuyorum. Organik boyaları Almanya’dan getirdim. Almanya’da yün de getirtiyorum. Baştan kendime bir şeyler yaptım. Sonra üretici oldum ama küçük çaplı. Organik tekstil butiklerine yılda 2-3 tane satıyorum. ETSY diye enternasyonal bir online shop var, bir web sayfası açtım. En büyük arzum Türkiye’de de organik tekstilin ortaya çıkması.

DOLMUŞTA KEDİLERE 60 KİLO ET TAŞIYOR 

- Gürçamlar’a tamamen yerleşince ikinci balayı gibi hissettiniz mi?

E.K.: Başta burnumuzdan ter damlıyordu. Balayı gibi olmadı. Çünkü kocacım farklı bir evlilik düşünüyordu. Karısının bütün gün keçilerle dışarı gitmesine alışamadı.

Y.C.: Karıcım nerede, keçileri götürdü, karıcım nerede ineklere mama veriyor, çapa yapıyor. Hiç yok.

- Yalçın Bey siz alıştınız mı hayvanlara?

Y.C.: Benim hayvanlarla olan ilişkim daha ziyade kedilerle sınırlı. Elçin yokken onların mamalarını veriyorum. Elçin varken de onları sadece okşuyorum. Benim kediler dışında ne toprakla ne hayvanlarla ilişkim var. Ha bir de kazlara bakarım. Marul doğrayıp götürürüm. Bir de karıcığımın dağınıklıklarını toplarım.

E.K.: O bütün gün oturup İngiliz edebiyatı okur. Ve evet ben çok dağınığımdır. Ben dağıtırım Yalçın düzeltir.

- Haftanın 3 günü İzmir’e nasıl gidiyorsunuz? Zor olmuyor mu?

E.K.: Hayır. Eşim Akbük’e bırakıyor. Akbük’ten dolmuşla Söke’ye gidiyorum. İzmir otobüsüne binip Otogar’a gidip taksiyle Yaşar Üniversitesi’ne geçerim. Dönüşte de aynı güzergahtan gelirim ve yanımda genellikle 60 kiloluk karton kutular olur. Kedi ve köpeklere et taşırım.

Y.C.: Ben dünyada gözüme yediremem, korkarım, utanırım. Dolmuşta getiriyor üstelik.
E.K.: Utanacak ne var yahu! Dolmuşta biraz ağız kavgası oluyor. Aşk olunca meşk olur demişler. Kasap yok bizim köyde. Veteriner de yok. Hep Akbük’e götürmek zorunda kalıyoruz. Mesela bu hafta keçilerden biri ameliyat olacak.
Y.C.: Veterinere yakın bir yerde ev yapsaydık daha mutlu olurdum tabii.

- Elçin Hanım siz nerede doğup büyüdünüz?

E.K.: Adana’da şehrin tam göbeğinde doğdum büyüdüm. Babam psikaytr ve nörologtu. 18 yıl kadar Adana’da kaldım. Krizli, zor bir hayat yaşayan insan galiba doğayla iç içe olma ihtiyacı hissediyor. Kardeşim de Amerika’da, 30 yıl birbirimizden haber alamadık. Birbirimizi kaybettik. Almanya’da 15 kere ev değiştirdim. O da çok sık yer değiştirmiş, adres değişikliğinde bağlar koptu. İnternet vasıtasıyla birbirimizi bulduk.

- 30 yıl sonra nasıl buluştunuz? Neler hissettiniz?

E.K.: Meğer o nüfus müdürlüğüne gidip beni sormuş ama Alman vatandaşlığına geçerken “Ablan öldü” demişler. 30 yıl sonra telefon ettiğimde sesimi duyuca çok heyecanlandı. Önce o geldi, sonra ben gittim. O da krizli sıkıntı bir hayat yaşamış. O da benim gibi orman içinde yaşıyor. Tavukları var. Beraber gidip İzlanda koyunu seçtik. Koyunları olacak O da benim gibi yoğurdunu, peynirini, ekmeğini kendi yapıyor. O da aynı hayatı sürüyormuş meğer.

- Ne tür krizler, sıkıntılar yaşadınız?

E.K.: Bir kere boşandım, yalnız kaldım. Arkasından Neonaziler'le, ırkçılarla mücadele ettim. Mücadele edenlere saldırılar oluyor. Saldırılardan korkuyorsunuz tabii. Evinize her zaman pencereden bir molotof kokteyli atılabileceğini biliyorsunuz. Kızımı yalnız büyüttüm. Aynı zamanda hem çalıştım hem yeniden üniversiteye gidip sosyoloji okudum. Sosyoloji tahsilini Almanya’da yaptım. Kızımı çocuk yuvalarına bırakıyordum, pek çok kere taksiyle yanıma getirtmek zorunda kalıyordum.

- Köyde herkes tanıyor mu sizi?

E.K.: ‘Deli karı’ diyorlardır büyük olasılıkla. 10 tane köpeği başına toplamış başka kimse yok. Üniversitede çalışıp keçilere çobanlık yapan da başka kimse yok. ‘Almanyalı Elçin’ diye tanırlar.

24 SAAT İÇİNDE AŞIK OLDULAR

- Nasıl ve nerede tanıştınız?

Elçin Kürşat: Boğaziçi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler’den mezun oldum. İlk eşim sebebiyle Almaya’ya gittim. 21-22 yaşındaydım. 7 sene sonra boşandık. Uzun süne Hannover’de üniversitede çalıştım. 1994 yazında tatil için Türkiye’ye geldik. Ege’de bir yerde tatil yapıyorduk. Halamı görmek için Ankara’ya gittim. Yalçın halamın oğlu. 24 saat içinde birbirimize aşık olduk.

- Çok heyecanlı bir 24 saat olsa gerek, nasıl geçti?

E.K.: 10 yıl kadar Türkiye’ye gelmemiştim. Bir geldim ki arkadaşlarımla siyasi ve toplumsal fikirlerimiz uyuşmuyor. Huzursuz oldum, yabancılaştım. Halamın evine gidince en sonunda benim gibi düşünen birini buldum. Toplumsal ve siyasi konulardan bahsettik, kafaca çok uyuştuk. Bir de Yalçın çok müşfik bir insan, kahvemi yapıyor, getiriyor. Öyle olunca zaten hemen aşık oldum.

Yalçın Coşkun: Karşılıklı tabii.

- Yalçın Bey siz Elçin Hanım’ı görünce ne hissettiniz?

Y.C.: İnkar edemem, Elçin’in fiziki güzelliği de etkiledi beni.
E.K.: Gençtik tabii.
Y.C.: Hala gençsin sevgilim. Yaşam tarzı, ilişki anlayışı ve kafa yapısı olarak anlaşacağımızı hissettim. Hepsi birleşip Elçin’e gönül akıtmama neden oldu. Telefondan ziyade karşılıklı mektuplaşmaya başladık. Bu duygularımı daha da derinleştirdi.

- Evlilik teklifini de mektupla mı yaptınız?

E.K.: Evlilik teklifi telefonda oldu. Çünkü Almanya’ya dönmüştüm.
Y.C.: Yüreğim ağzımdaydı, çok şükür ki kabul etti. Ötesi formaliteleri yerine getirmek şeklinde oldu.

- Biriniz Almanya’da biriniz Ankara’da nasıl ve nerede evlendiniz?

E.K.: İstanbul’da evlendik, sonra Yalçın Hacettepe Üniversitesi’ne döndü, ben Almanya’ya. Bir araya gelişimiz yaz için oldu.

Y.C.: Ayda bir Elçin geliyordu. 3-4 gün görüşüyorduk. Uzunca beraberliğimiz ilk defa Gürçamlar Köyü’ne tatile geldiğimizde oldu.

- Neden tatil için Gürçamlar Köyü’nü seçtiniz?

E.K.: Almanya’da bana Hasır Kamp diye broşür geldi, gayet hesaplıydı, manzara müthişti. İlk defa 15 gün Hasır Kamp’ta birlikte olduk. O kadar beğendik ki buraya ev yaptırmak ve emekliliğimizi burada geçirmek istedik.

- Balayınız Gürçamlar’da olmuş adeta...

E.K.: Balayımızın olduğu yere aşık olduk. Yalnız birbirimize değil, buraya da aşık olduk. Burada Altındiş Mehmet diye bir dolmuşçu var. Köydeki tek emlakçıyı getirdi dolaştık, kendi arazisini aldık. Biz yokken evi yaptırdı.

Y.C.: 1995 ağustosunda tatil için gelmiştik. 1996 ağustosta evimiz hazırdı, içine yerleştik. Bir süre yaz tatillerini böyle geçirdik. 2001’e kadar ayda bir görüştük ve yazları köye geldik.

- Zor olmuyor muydu, birbirinizi özlemiyor muydunuz?

E.K.: Evet ama insan her şeye alışıyor. Ayda sadece 3-4 gün birlikte oluyorduk.

- Doğayla iç içe yaşamak aslında herkesin hayalidir ama kimse cesaret edemez, siz bunu nasıl başardınız?

E.K.: Ben hayatımda değişiklik getiren adımları çok sık attım. Hayata karşı hep cesur oldum.









































 







-



 

4

Sıradaki haber yükleniyor...
SIRADAKİ HABER Başrol oyuncusuna ayakkabı fırlatabilirsiniz